2 Mart 2012 Cuma

Ahmet TAKAN - Tıkır tıkır işleyen ABD planı...


Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Barzani’nin “bir fincan kahve içme” teklifini kabul edecek mi?
Bu can alıcı soruyu Genelkurmay Başkanlığında yetkili ve ilgili birime ilettim, cevap bekliyorum.
AKP iktidarının Barzani’ye dayanan açılımı için Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik, MGK toplantısından sonra apar topar Erbil’e gitti. Özçelik, neredeyse Barzani’nin sülalesi ile görüştü.
Murat Özçelik Erbil’den nelerle dönecek?

Barzani üzerinden açılım yapılıyor


CHP’nin jeopolitik uzmanı milletvekili Gümüş, “Barzani açılımı”nın altında, Irak’ın kuzeyinin Güneydoğu Anadolu ile birleştirilmesinin yattığını bildirdi.

Türkiye, “Barzani” üzerinden terör örgütü PKK açılımını tartışırken, CHP’nin jeopolitik uzmanı Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş, Irak’ın kuzeyindeki yapının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne entegrasyonunun amaçlandığını söyledi. Gelişmelerin, ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki varlığını aynı güçte devam ettiremeyeceğinin anlaşılması ile başladığının altını çizen Gümüş’ün açıklamalarının satır başları şöyle:

PKK'ya Katır Başına 7 Dolar Vergi


Kaçakçıların Kuzey Irak'tan Türkiye'ye soktukları her katır için PKK'ya 7 Dolar vergi ödedikleri tespit edildi.

Zeytinburnu ve Bayrampaşa'da düzenlenen kaçakçılık operasyonlarında 550 bin TL değerinde kaçak sigara ele geçirildi. Olayla ilgili 4 kişi gözaltına alınırken kaçakçıların, sigaraları, Kuzey Irak'tan katır sırtında yurda soktukları, her katır için de PKK'ya 7 Dolar vergi ödedikleri tespit edildi.

Kürt Ulusal Dil Konferansı, Kürt Ulusal Marşı ile Başladı


Diyarbakır'da Kürt Ulusal Dil Konferansı'na ilk kez gerçekleştirilen ve Suriye, İran, Irak, Avrupa, Kafkasya ve Kanada'da yaşayan yaklaşık 200 Kürt dil bilimci ve dil uzmanı katıIdı.

Erdoğan istedi, Maliki devre dışı


Türkiye, ABD ve Irak arasındaki üçlü mekanizmada Irak merkezi yönetimini devre dışı bırakıyor. Şii Maliki, devreden çıkarılırken yerine Kürtlerin etkili ismi muhatap alınacak.

PKK'ya karşı mücadelede Irak merkezi yönetimi yerine Kürt yönetimi muhatap alınacak.

Melih Aşık - Yakıcı tezkere


1 Mart Tezkeresi’nin yıldönümüydü dün...    Bir onur sınavıdır 1 Mart...
ABD’nin Irak’a saldırı için Türkiye’yi askeri üs haline getirmesine bir avuç aydın, CHP grubu ve 100 kadar AKP milletvekilinin direnmesiyle Türkiye büyük bir onursuzluğun eşiğinden dönmüştür...

Irak'ta katır başına PKK'ya vergi


Zeytinburnu ve Bayrampaşa'da düzenlenen kaçakçılık operasyonunda 550 bin TL değerinde kaçak sigara ele geçirildi.

Olayla ilgili 4 kişi gözaltına alınırken, kaçakçıların sigaraları Kuzey Irak'tan katır sırtında yurda soktukları, her katır için de PKK'ya 7 dolar vergi ödedikleri tespit edildi.

Irak'ın enerji stratejisi Türk uzmana emanet


Irak'ın enerji stratejisini Uluslararası Enerji Ajansı Başekonomisti Fatih Birol belirleyecek.

27 ve 29 Şubat tarihleri arasında ekibiyle Bağdat'ta, Irak'ın üst düzey enerji yetkilileriyle görüşe Birol, dünyada ilk kez yayımlanacak olan ''Irak Enerji Stratejisi'' adlı raporunu 2012 Ekim ayında yayınlayacak.

Av. Gülseren Aytaş - İstanbul Barosu’nun Irak için suç duyurusu


Fazla bilinmeyen ancak önemli bir konu var. Irak’ın 2003 yılında işgali üzerine İstanbul Barosu, burada işlenen soykırım ve insanlığa karşı suçların cezalandırılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurmuştu. Çünkü İngiltere 1998 yılında kurulan bu mahkemenin yetkisini kabul etmişti, Irak’ın 2003 yılında işgali sırasında işlenen suçlar da uluslararası suç niteliğindeydi ve bu mahkemenin yetki alanına giriyordu.

Suriye'ye Barzani üzerinden operasyon


Suriye Yönetimi'ni sıkıştırma çabalarını yoğunlaştıran Amerika, Suriyeli Kürt grupları, İstanbul merkezli Suriye muhalefetine katma arayışında. İlk perdeyi Irak'ın kuzeyindeki Kukla Devletin Lideri Barzani açtı. Suriyeli Kürt grupları Esad yönetimine karşı biraraya topladı. Kritik adımsa Amerikan Dışişleri Bakanı Clinton'dan geldi. Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Galyun ve Kürt Ulusal Konseyi lideri Abdülhekim Başar Tunus'ta Clinton'la görüştü.

Irak'ta geçen ayın bilançosu 150 ölü


Irak'ta geçen ay düzenlenen saldırılarda 150 kişi hayatını kaybederken 352 kişi de yaralandı.

Irak'ta, geçen ay 150 Iraklının öldüğü bildirildi. Irak İçişleri, Savunma ve Sağlık bakanlıklarından yapılan açıklamada, geçen ay düzenlenen saldırılarda 91 sivil, 39 polis ve 20 askerin öldüğü belirtildi.

Irak'ta mezhep çatışmaları 1,3 milyon kişiyi evsiz bıraktı


Birleşmiş Milletler, Irak'ta 6 yıl önce yaşamlarını tehdit eden mezhep çatışmaları nedeniyle evlerinden kaçmak zorunda kalan 1,3 milyondan fazla Iraklının hala evsiz olduğunu açıkladı

Maliki: Kürtlerin Irak'tan ayrılmaları zor


Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Kürtler'in Irak'tan ayrılmalarının zor ve Kürtler'e hizmet etmeyeceğini bildirdi.

Maliki, Suudi Arabistan'da yayımlanan Ukaz gazetesine verdiği röportajda, "Kürtler'in Irak'tan ayrılmaları zor. Irak'tan ayrılmak Kürtler'e hizmet etmez. Kürtler, gücün, çıkarın ve geleceğin başkaları yerine Irak'la birlikte olmakla sağlanacağını çok iyi idrak ediyor" sözlerini kullandı.

3.5 trilyonluk şirket tüm dünyanın kasasına bedel


Artık şirketler dünyanın en zengin devletlerini geride bırakıyor. Yatırım yönetimi şirketi BlackRock, tüm ülkelerin sahip olduğu ulusal rezervleri geride bırakan 3.5 trilyon dolarlık bir varlığı yönetiyor.

Irak'ta Amerikalı bir öğretmen öldürüldü


Irak'ta Amerikalı bir öğretmenin silahlı saldırıda öldürüldüğü bildirildi.

Iraklı yetkililer, ülkenin kuzeyindeki Süleymaniye kentinde özel Medya Okulu'nda çalışan Amerikalı beden eğitimi öğretmeninin, bir öğrenciyle girdiği tartışmadan sonra öğrencinin silahlı saldırısı sonucu öldüğünü söylediler.

İran, Türkiye ve S.Arabistan'ın katılımıyla oturum düzenlenmesine olumlu yaklaşıyor


İran İslami Şura Meclis Başkanı'nın danışmanı, meclis başkanı Ali Laricani'nin Bağdat'ta yapılması önerilen İran, Suudi Arabistan, Türkiye ve Irak'ın dörtlü oturumuna olumlu yaklaştığını söyledi.

Maliki: Suriye’de, değişim olmadan istikrar olmaz


Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Suriye’de değişim olmadan istikrarın olmayacağını belirtti.

Irak Başbakanlığından yapılan açıklamada, Suudi Arabistan’da yayımlanan Ukaz gazetesine röportaj veren Maliki’nin “Suriye’de, değişim olmadan istikrar sağlanamaz. Tek çözüm, uluslararası kamuoyu ve Arap gözetiminde yapılacak seçimlerde yatıyor” sözlerine yer verildi.

Barzani'ye ''muhatabımız siz olun'' teklifi iddiası



Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Kuzey Irak'taki bölgesel yönetim başkanı Mesut Barzani'ye ''muhatabımız siz olun'' şeklinde teklifte bulunulduğuna ilişkin iddiayı yalanlandı.

Hewler’de büyük ilaç yolsuzluğu


Federe Kürdistan Bölgesi Sağlık Bakanlığı, Hewler için satın alınan ilaçlarda büyük yolsuzluk yapıldığı ortaya çıktı. İlaç Satın Alma Komisyonu üyeleri hakkında, fahiş fiyatla ilaç satın aldıkları gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarken, söz konusu üyeler Mesud Barzani’nin genelgesi ve mahkeme kararına rağmen halen görevlerini sürdürüyor.

Yener Dönmez - Kürdistan ilan edildi bile!


Açılımcılar Kürdistan’ı ilan etti bile!
Şehitlerimizin kanlarının oluk oluk aktığı günlerde bu köşeden “Açılımcılar”ı isim isim vererek çok sert eleştiriler yaptım.

Kamuoyundan hiçbir konuda bu kadar destek görmemiştim.

Sanırım AK Parti’nin; Habur görüntülerinden ve Öcalan ile müzakere algısından gördüğü ciddi zararı hatırlatmaya gerek yok.

Müsteşar Özçelik, Barzani ile Görüştü


Terörle mücadelede işbirliği yapılıyor.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Büyükelçi Murat Özçelik, Erbil'de, Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin Başkanı Mesud Barzani ile görüştü.

Türkiye'nin muhatabı Barzani


PKK'ya karşı mücadelede Irak merkezi yönetimi yerine Kürt yönetimi muhatap alınacak
 
Türkiye, PKK’ya karşı mücadele için; Türkiye, ABD ve Irak arasında kurulan üçlü mekanizmada Irak merkezi yönetimini devre dışı bırakıyor.

Velutsan Çelik Konstrüksiyon Sanayi, Bağdat Ve Erbil'e Şube Açtı


Balıkesir'in Bandırma ilçesine bağlı Edincik beldesinde Çanakkale karayolu üzerinde kurulu bulunan Velutsan Çelik Konstrüksiyon sanayi şirketi, Irak'ın başkenti Bağdat'ta ve Erbil kentinde şube açtı.


Yine 1 Mart, Yine Savaşa Hayır



Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Suriye halklarının yanında olduğunu ve her türlü uluslararası müdahaleye karşı olduklarını belirterek, Esad rejimin geri çekilmesini istedi.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK), Suriye Başkonsolosluğu'nun önünde yaptığı eylemde, Suriye'ye karşı herhangi bir müdahalenin demokrasi değil, daha büyük karmaşa getireceğini söyledi.
I
rak'ın işgalinin yıldönümünde yapılan eylemde, basın açıklamasını okuyan Nilüfer Uğur Dalay, Esad diktatörlüğüne karşı Suriye'nin bir iç savaş noktasına geldiğini belirterek, halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesini desteklediklerini belirtti.

Dorçe Prefabrik Yapı Irak ve Moritanya’da Toplam 5 Yeni İş Aldı


Bugüne kadar uluslararası pek çok inşaat projesini başarıyla tamamlayan Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat A.Ş., Moritanya ve Irak için 5 yeni projenin inşaatına başladı.

Doğtaş, Irak’ta üçüncü mağazasını açtı


Doğtaş’ın Irak’taki üçüncü Exclusive mağaza açılışını Doğtaş Dış Ticaret Müdürü Erol Çetinkaya, Doğtaş Pazarlama Müdürü Kenan Mete, Irak Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Dara Jalil Al-Khayat, Fransa Ticaret Ateşesi Brigitte Bouvet, Alman Sanayi ve Ticaret İrtibat Ofisi Proje Müdürü Nashmil Rahimi ve Doğtaş yöneticileri yaptı.

Iraklı Belediyelere Türkiye Desteği


Bağdatlı yerel yöneticilerin ve milletvekillerinin katılımıyla Erbil'de gerçekleşen yerel yönetim konferansında Türkiye'nin tecrübesi ilgi odağı oldu. Bosna-Hersek, Makedonya, Slovenya, Hırvatistan'ın ve Türkiye'nin mahalli idare sistemlerinin tanıtıldığı etkinlik Irak milletvekili Kazım El-Şimri tarafından "2003 yılından bu yana yapılan en kaliteli konferans" olarak nitelendirildi.

KDG Müsteşarı Özçelik, Neçirvan Barzani İle Görüştü


Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Büyükelçi Murat Özçelik, Irak'ın kuzeyindeki Erbil şehrinde temaslarda bulunuyor.

Cihan'ın edindiği bilgiye göre, Bölgesel Kürt Yönetimi istihbarat ve içişleri bakanlarıyla bir araya gelen Murat Özçelik, bugün de Celal Talabani'nin temsilcisi ve eski Bölgesel Başbakan Berham Salih'le de bir araya geldi.

1 Mart 2012 Perşembe

İSMAİL YAŞA - Irak’ta Şii-Şii çatışması


Son günlerde Irak’ta ezberleri bozacak türden çok ciddi gelişmeler yaşanıyor, Türk medyasında en ufak bir haber ya da yorum yok.

Sanki Irak kapı komşumuz değil de dünyanın bir ucunda yer alan sıradan bir ülke.

Önceki hafta Şii mercilerden Ayetullah Mahmud El Hasani El Sarhi’nin ofislerine ve Hüseyniyelere yönelik saldırılar gerçekleştirildi, dini kitaplar ve Kur’an-ı Kerim nüshaları yakıldı.

Saldırılara uğrayan ve yakılan yerlerle ilgili fotoğraflara El Sarhi’nin internet sitesi “al-hasany.com” adresinden ulaşabilirsiniz.

Şii mercilerden herhangi birinin ofisine veya Şiilere ait dini bir mekana saldırı olduğunda ilk akla gelen Sünni-Şii çatışması olur.

Bu kez durum öyle değil.

Şii merciler arası kıyasıya bir nüfuz kavgası ve Şii-Şii çatışması sözkonusu.

Bazı gözlemcilere göre ise çatışma, İran’ın kontrolündekilerle, İran’ın Irak üzerindeki nüfuzuna karşı çıkanlar arasında.

Yaşananlar, Şiiler üzerinde tamamen Fars egemenliği kurmak isteyenlerle buna karşı çıkan Arap Şiilerinin mücadelesi.

Ayetullah Mahmud El Hasani El Sarhi, Mukteda El Sadr’ın babası Muhammed Sadık El Sadr’ın öğrencilerinden.

Irak’ın işgaline açıkça karşı çıkan, Amerika’nın Irak’tan çekildiğine inanmayan ve işgalin hâlâ devam ettiği görüşünde olan El Sarhi, İran’ın Irak’a müdahalesine de karşı.

Bu nedenle İran’ın kontrolündeki Şiiler, Kum’dan icazet almayan El Sarhi’nin müçtehit ve merci olamayacağını öne sürerken El Sarhi de, Irak’ın en büyük Şii mercii sayılan Ayetullah Ali El Sistani’nin otoritesini kabul etmiyor, kendisini en üst otorite olarak görüyor ve sadece kendisinin taklid edilmesi gerektiğini söylüyor.

Ayetullah Mahmud El Hasani El Sarhi’nin takipçileri, Irak’ın güneyinde güvenlik güçlerinin gözü önünde ofislerinin ve Hüseyniyelerin saldırıya uğramasından açıkça El Sistani’nin temsilcilerini sorumlu tutuyor.

Buna karşılık El Sistani’nin temsilcilerini hedef alan bombalı saldırıların ardında da El Sarhi’nin adamlarının olduğu tahmin ediliyor.

Irak’ta yaşanan Şii-Şii çatışması Ankara’da nasıl okunuyor, henüz bilmiyoruz.

Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın, Ayetullah Ali El Sistani’nin kışkırtmalara karşı direndiği ve Sünni-Şii gerilimini düşürmede önemli rol oynadığını iddia ediyor fakat Ayetullah El Sarhi’nin takipçileri El Sistani’nin değil Sünnilere, muhalif Şiilere dahi tahammülü olmadığını söylüyor.

Bu arada, Iraklı Sünnilerin El Sistani’yi adeta “barış güvercini” gibi takdim eden Kalın’ın bu yaklaşımından ciddi şekilde rahatsız olduklarını da belirteyim.

Irak’ın güneyinde gerginlik devam ediyor ve komşudaki Şiiler arası siyasi çatışmanın ne yöne doğru evrileceği henüz belli değil.

İran yanlısı ve mezhepçi bir tavır sergileyen Nuri El Maliki’ye bağlı güvenlik güçlerinden El Sarhi’nin ofislerine ve Hüseyniyelere saldıranları bulmasını beklemek saflık olur.

Ayetullah Mahmud El Hasani El Sarhi’nin Şii inancı ve Sünnilere bakış açısından diğer mercilerden farklı olmadığına dikkat çeken bazı gözlemciler, El Sarhi’nin “sözde İran karşıtlığı” adı altında öne çıkarıldığı ve yaşananların tamamının büyük bir oyunun parçaları olduğu görüşünde.

İddiaya göre El Sarhi bu şekilde Irak’tan çıkıp Körfez ülkelerinden birine yerleşmeyi ve Şiiliği yayma çalışmalarını o ülkede sürdürmeyi planlıyor.

Her halükârda Irak’taki gelişmeler yakından takip edilmeyi gerektiriyor

TİME TÜRK

Garanti Koza Irak'ta Selahattin Havalimanı'nı inşa edecek!


Garanti Koza, 63 yıllık inşaat müteahhitliği deneyimi ve uzman profesyonel ekibi ile Irak’ın Tikrit şehrinde Selahattin Uluslararası Havalimanı’nı inşa edecek
Türk inşaat sektörünün ilk ve öncü firmalarından biri olarak 1948 yılında kurulan Garanti Koza, 63 yıllık inşaat müteahhitliği deneyimi ve uzman profesyonel ekibi ile Irak’ın Tikrit şehrinde Selahattin Uluslararası Havalimanı’nı inşa edecek. Sözleşmenin imzalanmasını takiben 24 ayda tamamlanacak olan havaalanından yılda 2 milyon yolcu giriş çıkış yapabilecek.

Garanti Koza, Selahattin Uluslararası Havalimanı projesi kapsamında, yolcu ve kargo bölümü altyapı çalışmaları, temel havaalanı binaları, pist çalışmaları, iniş ve uçak idare sistemleri, apron aydınlatma, pist aydınlatma sistemi de dahilhavalanı özel sistemleri, iletişim sistemleri, güvenlik sistemleri, havaalanı operasyon sistemleri, terminal alanı altyapı çalışmaları, güç kaynağı, su kaynağı ile atık su ve yağmur suyu sistemi işleri bulunuyor.

Toplamda 200 milyon dolar yatırımla gerçekleşecek projeyi 24 ayda bitireceklerini belirten Garanti Koza Yurtdışı İşler Koordinatörü Coşkun Erginer, Garanti Koza’nın bu proje ile yeni pazarlara yelken açtığını, Bulgaristan, Kuzey ve Güney Irak, Rusya, Katar, Arabistan’da iş ortaklarıyla birlikte yoğun bir faaliyet zinciri başlattığını söylüyor.

EMLAK KULİSİ

Irak hükümeti işgal faturasını düşürdü


Irak hükümetine göre, ABD işgalindeki 2004-2011 yıllarında 69 bin 263 kişi ölmüş. Bağdat yönetiminin açıkladığı rakamlar, daha önce çeşitli kaynaklar tarafından açıklanan rakamların hayli altında olması dikkat çekiyor

ABD'nin 2003 yılındaki işgalinden bu yana saldırı ve şiddet olaylarının dinmediği Irak'ta 2004-2011 yıllarında hayatını kaybedenlerin sayısının 69 bin 263 kişi olduğu bildirildi.
Irak hükümet sözcüsü Ali El Debbağ, Irak'taki şiddet kurbanlarının sayısının 5 Nisan 2004'ten 31 Aralık 2011'e kadar 69 bin 263 kişi, yaralı sayısınınsa 239 bin 133 kişi olduğunu açıkladı. Debbağ'ın açıkladığı rakamların daha önce çeşitli kaynaklar tarafından açıklanan rakamların hayli altında olduğu görülüyor.
Debbağ, verdiği rakamların terörist saldırılar, şiddet olayları ve askeri operasyonlarda ölen ve yaralananların toplam sayısını temsil ettiğini ifade ederek, sayıları Sağlık Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nden aldığını kaydetti.
Debbağ, 21 bin 539 kişinin öldüğü 2006 yılının en kanlı yıl olduğunu, 2006'da 39 bin 329 kişinin de yaralandığını, 2011'de ölenlerin sayısının ise 2 bin 777 kişi olduğunu vurguladı. 2004-2011 yıllarında en fazla ölüm 23 bin 898 kişiyle başkent Bağdat'ta olurken, güney vilayeti Mutenna'da ölenlerin sayısı ise sadece 94 kişi.
Irak İnsan Hakları Bakanlığı 2009 yılının Ekim ayında yaptığı açıklamada, ülkede 2004-2008 yıllarında 85 bin 694 kişinin öldüğünü bildirmişti.
Amerikan ordusunun Merkez Komutanlığı'nın internet sitesinde 2010 yılının Temmuz ayında yayımlanan rakamlarda, aralarında güvenlik güçleri de olmak üzere 2004 yılının Ocak ayından 2008 yılının Ağustos ayına kadar 76 bin 939 Iraklının öldüğü belirtilmişti.
Bağımsız İngiliz internet sitesi website www.iraqbodycount.org'da, Amerikan işgalinin başladığı 2003 yılından 30 Aralık 2011'e kadar Irak'taki şiddet olaylarında 114 bin 584 kişinin öldüğü kaydedilmişti.
Kaynak: AA

DÜNYA BÜLTENİ

Suriye’nin komşuları için ikilem


Brahimi ve Joffe Suriye iç baskılara derhal müttefiklerinin nasıl etkilediğini görmek – İran, Hizbullah ve Irak.
Londra, İngiltere – Rusya ve Çin veto karşısında, Suriye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı başarısız baskının hükümetin kullanımına ilişkin tüm kısıtlamaları kaldırdığını, hiç şüphe yoktur. Sadece Konseyi’nin daimi üyeleri artık iflah olmaz kurulmasina kadar muhalefetin felaket ders dışında, Rusya ve Çin Şam rejiminin üzerinde daha fazla baskı karşıt, ama Batılı akranlarıyla teklif üzerinde hiçbir kalıcı bir politika alternatifi var gibi ile ayrılır Esad rejimi. Onların kargaşa 24 Şubat 2012 tarihinde Tunus’ta düzenlenen “Suriye Dostları” toplantısında acı belirginleşmiştir.
Beşar Esad rejimi, bu arada, gelenlerle birlikte bakılmaksızın Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin büyükelçileri çekilmesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Arap Ligi ve tarafından davranış sonraki eleştirilere rağmen, onun darbe devam ediyor büyük Batılı ülkelerin ve diğer Arap ülkeleri.
Suriyeli aktivistler Esad’ın güç tabanı seferber
Gerçekten de, Esad karşı uluslararası kınama büyüyen bir koro Esad sonrası Suriye’de nasıl olacağını üzerinden, hem Batı ve Arap başkentlerinde, kaygıları ile giderilir. Ayrıca, Suriye kötüleşen çatışmada, büyük güç siyaseti mezhep olanlar tarafından desteklenen da olan bölgesel güç mücadeleleri, üzerine tehlikeli eşleştirdiğimize. Öyleyse, bu doğrudan kendi iç baskı etkilenen Suriye’de çevreleyen bu ülkeler için kararsız dinamik demek?
Şii müttefikleri
En hemen etkilenen, belki de, müttefikleri vardır – Lübnan ve merakla, Irak, İran, Hizbullah. Bir düzeyde, bu ittifaklar Şam’da birlikte İran ve Hizbullah Şii yanı sıra, kuşkusuz heterodoks ile Irak’taki Şii ağırlıklı Maliki hükümetinin, getirmek yana doğada mezhep, ancak Şii Alevi rejimi. Ancak gerçekte, ittifaklar güçler, özellikle İran için, siyasi ve diplomatik hedeflerini paylaştı yansıtmalıdır. Suriye ve İran önce Saddam Hüseyin rejiminin paylaşılan iğrenme ile İran-Irak Savaşı (1980-1988) tarafından birleştirildi.
Hizbullah, İran istemci ve Suriyeli bir bağımlı gibi, çünkü geçen yıl Suriye’ye verdiği desteğin süreceğine Lübnan ve geniş Ortadoğu’da Sünni halk desteğini kaybetmiş olsa bile, otomatik bir ortağı oldu. Bu da, sırası gelmişken, son zamanlarda iki ülkenin ortak sınırında yanlısı ve Suriye karşıtı çatışmalara yol açtı. Lübnan hükümeti, ancak, üzerinde çatışma dökülme, yenilenen iç savaş tehdidi korkutucu büyükler olurdu gerektiğini, Suriye için kendi içinde çatışma dışında tutmak için umutsuz.
Irak diplomatik destek, özellikle Şii çoğunluk üzerindeki Irak içindeki İran etkisini, yanı sıra Irak başbakanı ve o kadar 1980′li ve 1990′lı yıllarda al-Dawa temsilcisi olarak onun sürgünde geçirdi Suriye arasındaki bağları yansıtır. Henüz yanı Esad rejimini maddi destek dahil ettik görünmüyor. Bunun bir olumsuz sonucu Iraklı Sünni nüfus arasında bu unsurlar, açıkça şimdi aktif Suriye muhalefeti destekleyen, Esad rejimine muhalif kabul ettiği, bazıları aşırı ve El-Kaide ile bağlantılı olduğunu.
Ürdün Kralı Abdullah’ın “aşırılığın Şii yay” çekirdek – gerçek anahtar, elbette, Suriye-İran ittifakı olduğunu. Devletler arasındaki bu ittifakın önemi özellikle Körfez Suudi Arabistan liderliğindeki Sünni Arap devletleri, orta zorluk İran’ın projesi için çok önemlidir.
Elbette, bu güç mücadelesinin son zamanlarda Irak ve Arap Bahar değişen politik ve ideolojik kumlarına ABD’nin askeri hareket nedeniyle, yoğunlaştırmıştır. Rami Khoury bu etiketler gibi “yeni bölgesel soğuk savaş”, daha geniş ve daha tarihsel Sünni / Şii gerilimi ile hem siyaset ve algılamalarındaki hizalar. Bir Suudi yetkilinin deyişiyle, “İran [Suudi] krallığına, ancak bölgede Sünniler değil sadece doğrudan ve yakın bir tehdit oluşturuyor.”
Bu bağlamda, İran Batı yaptırımlar sokması karşı, Suriye’ye yardım en az $ 1 milyar vermiş ve toplam 5 milyar dolarlık söz söylenir. Gibi, Şam rejiminin yerine siyasi baskı altında daha ekonomik iflas edeceğini öneri, çok iyimser. İran da silah ve mühimmat sağladığı ve hatta değil asker ise, uzman personel göndermeyi de düşünüyor olabileceği düşünülüyor.
Tahran, kısacası, Suriye Baas rejiminin çöküşü önlemeye kararlı görünüyor. Bu her ne pahasına jeostratejik ittifakı korumak istiyor, ama bunu şüpheli olduğunu da Suriye “Yeşil Hareket” aracılığıyla kendi hoşnutsuz nüfusu için bir teşvik olma yolunda veya “rejim değişikliği” için sinsi emellerine rejim değişikliğini önlemek için umutsuz Tel Aviv, Washington ve Brüksel’de barındırdı.
İran çıkarlarını garanti herhangi bir rejimi kabul edilebilir olurdu; Bu onu desteklemek için istediği gibi Esad rejimi değil anlamına gelir. Hayatta kalmak için Esad rejimini tercih olsa bile, İran makul benzer sonuçlar için Rus emelleri yanında, rejim ve muhalefet arasında diyaloğu teşvik etmek için mevcut Çin hareketini desteklemek olabilir.
Suriye Arkadaşlar: pahali bir konuşma dükkan?
Ancak, Tahran Suriye konusundaki tutumunu yumuşatarak umudu yaz İran’ın nükleer programı grev niyeti hakkında İsrail’den kavgacı seslerden karmaşıktır. İsrail zenginleştirilmiş uranyum temini Kum’da bir yeraltı sitesine taşındı ve böylece (Ehud Barack) “hemen hemen hiç ameliyat bunları engelleyebiliriz bir dokunulmazlık bölgesi” girin önce saldırmak için umuyor. Ne yazık ki, bu sürekli yakar Hizbullah’ın yanı sıra, kendi arka bahçesinde İsrail denge arayışı içinde önemli bir dayanak noktası teşkil onun Alevi müttefiklerine siper kazma destek, ilgi daha da İran sağlar.
Muhalifler, yakın ve uzak
Ilımlı Arap devletleri giderek Suriye çatışmacı ve baskıcı davranışın bir öfke duyuyor. Arap Birliği’nin yeni aktivizm rağmen, onun gözlemci misyonu giderek hoşnutsuz nüfusa karşı Esad rejiminin saldırgan politikalarına hiçbir fark yaparak, bir rönesans ancak nemli bir maytap olduğunu ispat etmedi. Körfez ülkeleri, belki de Esad rejimi konusundaki hoşnutsuzluğunu ifade yoksa, kendi halklarının arasında sempatik reaksiyonlar korkan Suudi Arabistan arkasında saf düştü. Suudi Arabistan kendisi, beklenmedik, Suriye rejimi davranışlarını son derece düşman olduğu ortaya çıktı gelmiştir.
Körfez ülkeleri ve Levant
Suriye “ölüm makinesi” durdurmak zorunda kaldığını Ağustos ayında Kral Abdullah’ın bildirilmesi olduğu gibi İran konusunda Riyad kamu yorum, Suudi diplomasisinin zamanki inceliklerini kendi kalkış için çarpıcı edilmiştir. Parçası olarak, bu nedeniyle Suriye’de Sünni çoğunluk içinde bulunduğu kötü durum için doğal bir sempati olduğunu, ama aynı zamanda Suriye davranışlarını Suudi hükümdar kullanıcısının kişisel öfkesini yansıtacak gibi görünüyor. Bu onun 1960 yılında Kral Faysal onun yabancılaşma sonra birkaç yıl geçirdi Suriye ile olan yakın kişisel ilişkiler göz önüne alındığında, şaşırtıcı değildir.
Silahlı muhalefet bile destek – Ancak, Britanya neredeyse kesinlikle baskının devam ettiği kuşatılmış Sünni nüfus için maddi destek düşünmek gerekir. Ve bu Arap Uyanışı sonrasında Arap dünyasında diğer unreconstructed devletler için de geçerli – - Suudi Arabistan ve Körfez devletleri için büyük bir tehlike Suriye’de olayların yanı sıra kendi hoşnutsuz nüfus katalize olmasıdır. Bunlardan bir kısmının, tüm sonra, Esad rejimine karşı onlar şimdi düzey baskıcı gayri meşruluk şarj etmek tamamen bağışıklık vardır. Esad onun komşuları söylüyorum, o ironi üzerine kadar seçti: “Siz gemileri boğulduğu bir sonraki fırtına dışarıda olmayacak.”.
Bu kesinlikle Irak’a dönük ve İran ve Suriye hedefleri için çok açık destek gelen Maliki hükümetinin dizginlemek bir tehlikedir. Ülkenin kanlı ve uzun süreli iç savaş yolunda ilerlerken ters anlamda, aynı zamanda özellikle kitle göçü, esas olarak, çünkü yayılma etkisi Amman korkuların, Ürdün dizginlemek olacak. Ürdün Iraklılar mevcut kaynakları için Ürdünlüler ve Filistinliler meydan olarak Ürdün’ün başkenti huzursuzluk ve suç artmış ve bunun sonucunda, ısırmaya başladı Irak’ta yaptırımlar olarak 1990′larda Irak göçün son derece rahatsız edici anıları vardır. Ancak, bu tür dikkatli rağmen, Ürdün Suriye Sünni çoğunluk artan tehdidi altında gelir ise kenara tamamen durmak mümkün olmaz – ve ana siyasi muhaliflerinden biri, Ürdün Müslüman Kardeşler, Esad rejiminin şiddete karşı yaygara açar süre.
Bu tek devlet, doğrudan Suriye’deki olaylardan sorumlu tutulmuştur, ancak hala hiçbir kamu pozisyon İsrail almıştır. İsrail Başbakanı, denge, Esad rejimi devam etmek için tercih edeceğini, çünkü bu, neredeyse kesinlikle değil, bilinen bir miktar ve herhangi bir yeni rejim ciddi iki huzursuz komşuları arasında etkili bir denge-of-gücü istikrarsızlaştırmak olabilir. Sonuç olarak, bugüne kadar Haziran 2011′de bu adıma Esad için açıkça çağırmadan Golan Tepeleri ateşkes hattı geçmeye çalışan Suriyeli göstericilere ateş açtı ve tırmanan şiddet olaylarını kınayan olarak zaman, sınırları korumak için kendini sınırlı oldu aşağı.
Ancak, Suriye kıyısında iki İran savaş gemilerinin yanaşma son Cumartesi gösterdiği, Tel Aviv, İran’a karşı tek taraflı bir grev başlattı dışladı değil bir zamanda, İsrailliler de onlar değil ‘şeytanın istenirliği yeniden başlayabilir Bilmiyorum. İsrail’de şahinler bir tehdit daha pozlar belirlemek için ihtiyaç göreceksiniz: Suriye’de bir dayanak bulmak için eminiz “İslamcı fundamentalist” bir Şii devleti, ya da “İslamcı fundamentalist” Sünni grupların içeri yılında Esad’ın rejimi aniden mağaralar ise ikincisi ortaya çıkması önlemek için sipariş, bu “Siyonist varlığın” sınırlarını terk etmeyecek tam teşekküllü bir mezhep savaşı engelleme umuduyla, İsrail giderek Suriye rejimi ve onun muhalifleri arasındaki diyaloğun savunucusu olacağı rahatsız edilmeden mümkün .
Kuzey Afrika ve Türkiye
Libyalı devrimciler orada silahlı muhalefeti desteklemek için Suriye’ye sel tehlikesi olmasına rağmen arkasında Mısır, Kuzey Afrika, bir rol oynamaya çok olası değildir. Kamuoyu baskısına karşılık olarak, Mısır bir Arap-milliyetçi “Cumhuriyet” adı altında birleşik bir kez (1958-1961) olarak iki devlet arasındaki ilişkilerde bir izdüşümünden işaretleme, Şam büyükelçisini geri çağırdı. Bu yıl sonuna kadar tamamen çözülecek kadar ordunun gelecekteki rolünün sonuçları nereye götüreceğini Ancak, Mısır halen, kendi devrimini saplantı olduğunu.
Inside Story – İran ve Suriye: kuvvet ve birliğin bir gösteri
Akşam kendisini ahlaki ve diplomatik kınama ötesinde yer almak çok uzak. Yani Ortadoğu’daki olaylarla onlarca yıl varsayılan konumu, tüm sonra, olmuştur. Cezayir kararsız – açıkça eleştirel olmak isteyen için Suriye’deki durumun çok kendi iç koşullar yakındır. Tunus ve Libya Suriye’nin kendi resmi kınamalar devam edecektir, ama çok Libyalıların binlerce Suriye’de protestoculara onların devrimci deneyimi getirmek için gönüllü olsa bile, kendi devrimlerinin sekel geçen yıl başlattık.
Fas erken Esad rejimini kınadı ve buna karşı diplomatik hamle aktif bir rol alır – mutsuz Güvenlik Konseyi kararı ile sunulması olarak gösterdi. Ancak Esad rejimi çöktü sonra bir Arap Ligi müdahale gücünün bir parçası olarak sürece maddi destek dahil olmak istemezdim.
Doğrudan Suriye’deki olaylar etkilenir kalan devlet, elbette, Türkiye’dir. Esad rejiminin eski temkinli müttefiki, Erdoğan hükümeti devlet yönetimli şiddet olaylarını kınayan giderek daha açık sözlü olmuştur.
Ancak, bunun Serbest Suriye ordusu yeniden toplamak ve eğitmek olabilir hangi iki ülkenin ortak sınırında bir “güvenli sığınak” yaratabilir erken ipuçları rağmen, bilerek kaçınılması çok kışkırtıcı bir şey yapıyor etti, dikkat çekicidir. Bu parçalanmış siyasi muhalefet için bir sığınak olmuş ve belki de daha militan faaliyetlerine göz yumdu etti. Başarısız BM Güvenlik Konseyi kararı sonrasında, Türkiye’nin de mızrak başlığı muhtemelen yaptırımlar, rejime blok silah taşımaları, sıkın ve Suriye muhalefete destek büyütmeyi hedefliyoruz yeni bir diplomatik girişim. Ancak, açıktan açığa silahlı direniş savunacak hazır değildir.
Soru neden Türkiye – sadece öncü bir Sünni devleti, ancak giderek Arap dünyası içindeki siyasi değişim için bir paradigma olarak görülen – aktif olarak dahil olabilmek için isteksiz olmalıdır. Kesinlikle Suriye içindeki krizin yayılımı kendisini korumak için askeri güç eksikliği yoktur.
Ne de daha aktif bir rol almak ahlaki otorite eksikliği yok. Gerçekten de, Suriye krizi kelimelerin uluslararası savaş belirgin özellikli vardır. Onun bölgesel müttefiki hüküm sürmesini Tahran isteksizliği tarafından bıkkın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bugüne kadar soru İran hükümetinin dini kimlik bilgilerini çağırmak edecek kadar ileri gitti: “Ben İran İslam Cumhuriyeti sesleniyorum: Eğer olmaya layık olup olmadığını bilmiyorum İslam denir. Suriye’de olup bitenler hakkında tek bir şey söyledi mi? ”
Ancak, komşularıyla sorunları önlemenin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun politikası göz önüne alındığında, askeri müdahale, Türkiye’nin suskunluk, belki de şaşırtıcı değildir. Bunun yanı sıra kendi Alevi toplumuna ve onun daha çok önem Alevi dikkat etmeliyiz olsa da, onun Sünni Suriye dindaşları sempati değil çünkü bu değildir. Bu yansıtan, belki de, PKK için yenilenen Suriye destek son tehditleri, Türkiye’nin yanı sıra bir müzakere sonuç için Ankara’da bir tercih olarak, yer haline gelmelidir. Sonuçta, Türkiye’de bunlar ne olursa olsun, Suriye sonuçları ile yaşamak zorunda kalacak ve kısa vadede, Esad rejimi çökecek, bu hiçbir şekilde açıktır.
Tahran Suriye [GALLO / Getty] Baas rejiminin çöküşü önlemeye kararlı görünüyor
Batı ve Doğu
Ve o Batılı siyasetçilerin, belki de, gemide alması gerektiği bir derstir. Ahlaki, tepkiler ve ekonomik yaptırımlar Suriye soruna dikkat çekmek olduğunu, Avrupa başkentlerinde ve Washington’da rahatlatıcı varsayımı ciddi yanlış edilir.
Onun güvenilirliğini kaybetti olmasına rağmen, Esad rejimi halen ülkenin ekonomik elit, giderek isteksizce rağmen, Suriye ve hatta azınlıkların desteğini korumak için görünür. Onun askeri kapasitesini iç bastırma, müthiş amaçlı olduğunu ve onu kullanarak ahlaki kısıtlama sorunları engel değildir.
Sivil kayıpların monte olarak, silahlı kuvvetlerin defections giderek artan sayıda bekleyebilirsiniz – ancak bu güç dengesi üzerinde belirleyici bir etkisi olmayacaktır. Tuş komutunu pozisyonların çoğu Esad bizzat sadık Aleviler tarafından açıyor. Ayrıca, Esad çıkarları kendi ile iç içe olan iç güvenlik kurumları, bir ağa bağlı olabilir. Bu bağlamda, rejimi ve güvenlik güçleri arasındaki dinamik daha Mübarek’in Mısır’ın daha Kaddafi’nin Libya benzer.
“Arkadaşlar” bölücü Suriyeli muhalifler yardımcı hedefliyoruz
Esad, geçen yıl da Libya senaryosunun bir tekrar kaçınmak için belirlenen her ikisi de Rusya ve Çin, diplomatik destek ile birlikte, İran’dan aktif dış destek ile izole edilir. Esad diyaloğa hevesi professing tarafından destek çimento hazırlanmıştır ve hatta Alevi kontrolü altında da olsa, çok partili siyasal sistemi için izin veren yeni bir anayasa için referandum teklif etti.
“Cesetler ve Homs moloz toz kokusu” ortasında, Velid Canbolat dediği gibi – bir referandum bir yeni başlayan iç savaş sırasında üstlenmiş olabilir nasıl görmek son derece zordur. Ancak, tüm meşruluğunu kaybettiğini düşünmektedir Esad rejimine yönelik yoğun bir hoşlanmama rağmen Suriye içindeki muhalefetin bir parçası olduğunu, ilke olarak, böyle bir sonucun düşünebilirsiniz belirtti.
Rusya ve Çin, elbette, çok maddi kaygılar var – Rusya, özellikle Tartous yılında yeni bir donanma üssünde işlemleri başlatmak üzere olduğunu ve Suriye rejimi ile devam eden silah anlaşmaları bulunuyor. Ayrıca yeni “yakın komşuları” bir parçası olarak Suriye konusunda ve Moskova’da gelecek Putin’in başkanlığı Batılı bir üstünlük İsrail’in mevcut Amerikan yanlısı karakol yanında, Doğu Akdeniz’de ortaya görmek istemem.
Çin, belki de, daha az odaklanmış endişeleri vardır, ama çok Suriye’deki ama İran çok fazla değil, tehlikede olan ekonomik çıkarları vardır – ve Avrupalı ​​tüketiciler gitmek için kullanılan yüzde 30 olan Suriye petrol, ambargo, her zaman yararlı bir ek sağlayabilir İran, Suudi Arabistan ve Sudan’dan petrol akışı için. Ancak Rusya ve Çin yüklem iddialarını haklı göstermek için Libya zafer sonrasında dış müdahale ve nokta etmenin kabul edilemez olan inançlarını Birleşmiş Milletler müdahalesine karşı olduklarını hem de. Her ikisi de, bir anlaşmalı sonuç teklif – Böyle bir müzakere ortağı olabilir kim olsa, Esad rejiminin vahşeti karşısında, onlar henüz açıkça değil! Bu bağlamda hem devletler sessizce Suriyeli muhalifler kendi temas yapmaktayız olarak fazlalaştı.
Gerçekte, tabii ki, Rusya ve Çin’in, İran gibi, aynı zamanda kendi halklarının üzerine bir göz ile Suriye konusundaki tutumunu formüle. Esad usülü olarak, Putin’in Mart ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında Rus protesto hareketine darbe için kendi elini serbest bırakır. Göstericilerin Onbinlerce siyasi tutukluların serbest bırakılması, düzmece seçimler sona ermesi çağrısında bulunuyor ve Putin kenara adım atmak için. Çin Tibet ve Doğu Türkistan’da Uygurların izlediği batı illerinde huzursuz Tibetli topluluklar gelen en büyük endişe ile, huzursuzluk benzer savunmasızdır. Şiddetli protestolar 2008 Tibet Mart ayaklanması ve Sincan’daki potansiyel huzursuzluk Müslüman Uygurların kültür ve dini inanç şiddetli baskıya yol açmıştır beş yılını tahmin ediliyor.
Ne yazık ki, Batılı güçlerin kendi kamusal söylem önerir fazla hareket özgürlüğü üzerinde daha büyük bir kısıtlama karşı karşıya. Olarak Libya’da meydana Hatta kısa ve sınırlı müdahale, önemli bir stratejik ortam oldukça öngörülemeyen etkileri vardır – çok daha karmaşık, gerçekten, Libya etrafında daha. Kaç devlet gibi belirsiz sonuçlar ile bir askeri operasyon için sorumluluk almak isteyeceksiniz.
İngiltere ve Fransa – - nedeniyle savurdu savunma bütçeleri, bunu yapmak için hangi olanaklardan yoksun Durumları kas müdahalesinin en aktif savunucularından bazıları gerçeği ile kötü yapılır. Dağıtım araçlarının belirsizliğini koruyor olsa da, iki lider Paris’te onların son zirvede sunabilir iyi Homs gıda yardımı olduğu dikkat çekicidir. Esad rejimi için yoğun Kongre ve popüler hoşlanmama rağmen, daha fazla dış maceraları için Amerikan isteksizlik daha da büyüktür. , Özel, Suudi Arabistan dahil olmak üzere bazı Arap devletleri, onlar Suriye silah temin edeceğini ima olsa bile, Şubat sonunda Tunus’ta, insani yardım teklifleri, “Suriye Friends” kabul edebileceği tek gerçek girişim vardı direnci – umutsuzluk avukatı, muhtemelen neden olacak kaos verildi.
Görünüşteki zafer
Suriye’de unfolding durumun tehdit ahlaki bir felaket, Bileşik büyük bir siyasi biridir. Esad rejiminin düzensiz çöküşü Ortadoğu için bir felaket olurdu. Suriye’de bir iç savaş neredeyse kesinlikle doğrudan dolaylı olarak diğer devlet ve devlet dışı aktörler ile ilgili bir takım çizim Suudi Arabistan ve İran arasındaki kutuplaşma güç mücadelesi, projeksiyon, Lübnan ve Irak’a yayılmış ve en az bir, tüm bölgenin istikrarı bozan olurdu nesil.
İran savaş gemilerinin Suriye’nin Tartus limanında rıhtım ‘
Ancak, Esad rejimi sınırsız tutmak ve yerine belki az çok daha muhtemel iç savaş değil, yapar. Hafız Esad iktidarı bu yana, rejimin sekter doğası büyük bir askeri birikmesi için izin verilen İsrail ile Büyük Suriye ve savaş durumu, tutkusu ile gizlenen edildi. Ama Suriyeliler savaş yapmayı kendilerini sadece Alevi hakimiyeti vurgulanıyor ve dini hatlar boyunca siyasi parçalanma zorlamıştır.
Ironi, tabii ki, müzakere edilmiş çözüm şiddetin bölgesel sonuçlarını önler mevcut çıkmazından kurtaracak tek geçerli yol olduğunu, ama yine de, özellikle iki tarafında görmek için muhalefet-on-the-toprak giderek zordur – için gayet anlaşılabilir nedenlerle – ciddiye böyle bir seçeneği düşünmek hazırlanmaktadır. Onlar her iki tarafla da temas var çünkü Daha da kötüsü, bir süre sonra böyle bir süreç başkanlık yapabildiğim sadece Rusya ve Çin olabilir, bu, yaklaşık gelmek hiç idi.
Yine de, Esad rejiminin en azından kısa vadede, acımasız aşırılıkları ağırlığı altında çökmeye muhtemeldir görünmüyor. Referandum Bu çıkmazdan dışarı bir yol sunuyor, ama şiddetin durması olmadan yapmak mümkün olacak – hem de lojistik ve muhalefet parçaları büyük olasılıkla boykot edecek çünkü. Ayrıca, referandum sözü siyasi geçiş sürecine nezaret, dürüst bir aracı olarak hareket mevcut hükümetin üzerine tamamen yapılanır. Bu, Humus kuşatmasına biten değil, gün planlanan referandum öncesi, yükseliyor, bir rejimden uzun bir sipariş görünüyor.
Suriye rejimi daha kaslı küresel ve bölgesel arkadaş ya da Rusya ve Çin müzakere seçeneğini terk tarafından dizginsiz kalırsa başarısız bir referandum karşısında ve Suudi Arabistan’da bir Arap bloku (Washington tarafından en azından zımnen desteklenen) yol açması muhtemeldir görünüyor silahlandırmak rakiplerini de. Yeni silah kesinlikle kendini daha iyi savunmak için bir kuşatma nüfus sağlayacak ederken, onlar da ayrıca Ekim 2011 yılında Esad tarafından tehdit “deprem” tahrik olabilir. Esad rejimi zaferi kararlı, hatta sadece, sırayla, bölgede patlayabilir bir görünüşteki zafer ile. Edilir
Dr Aliye Brahimi Ekonomi ve Siyaset Bilimi London School Research Fellow. Aynı zamanda Oxford Üniversitesi’nde Kıdemli Araştırmacı olduğunu. Eserleri ahlaki savaş için verilen gerekçelerin yanı sıra, cihad ideolojisi ve stratejisini inceler. Son kitabı Cihad ve Teröre Karşı Savaşı Sadece Savaşı’dır.
Twitter’da onu takip edin: @ aliabrahimi
George Joffe Araştırma Merkezi Üyesi ve Kings College, Londra Üniversitesi Coğrafya Profesörü Ziyaret olduğunu. O, Orta Doğu ve Kuzey Afrika uzmanı ve halen göçmen toplulukları ve trans / Avrupa’da ulusal şiddet arasındaki bağlantıları inceleyerek bir proje devreye girer. Ayrıca Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin MPhil bir öğretim görevlisidir.
Bu makalede ifade edilen görüşler yazarın aittir ve El Cezire editoryal politikasını yansıtmamaktadır.
EL CEZİRE

BORS ARTI

Iraklı vekillere 50 milyon dolarlık zırhlı araç alınması tepki çekti


Irak parlamentosunun, 2012 yılı bütçesinden, milletvekillerine 350 zırhlı araç alınması için 50 milyon dolar ayırması ülke genelinde tepki çekti.

Partiler arası görüş ayrılıklarının derin olduğu Irak parlamentosunda kararın hiçbir itiraz olmadan alınması dikkat çekti. Başbakan Nuri El Maliki'nin Hukuk Devleti koalisyonu,  Sünnilerin desteklediği Irakiye bloku, Kürt partileri ittifakı ve Amerikan  karşıtı Şii imam Mukteda El Sadr'a bağlı hareketin de bulunduğu tüm siyasi  grupların zırhlı araçların alınmasına evet dediği bildiriliyor.

Toplam 100 milyar dolar bütçesi olan Irak'ta milletvekillerinin 8500 dolara yaklaşan maaşları ve toprakları olması dikkat çekiyor. Irak nüfusunun çeyreği yoksulluk sınırının altında yaşıyor. İşsizlik oranının yüzde 15 olduğu ülkede, çalışanlar bir ayda ortalama 600 dolar kazanıyor.

Halk ise milletvekillerine tepkili. Bağdat'ta Şiilere ait bir caminin imamı "içme suyu bile olmayan onlarca köy var" diyor. AP'nin karar hakkında fikirlerini sorduğu Iraklılar vekillerin ayrıcalıklara bağımlı olduğu ve halkın refahından çaldıklarını düşünüyor.

Oylamada "evet" diyen vekiller ise suikast tehdidi altında yaşadıklarını söylüyorlar. Yine de vekiller kararı gözden geçireceklerini belirtiyorlar. AP'ye konuşan milletvekili Muhammed Al-Halidi "biz bu halkın evlatlarıyız, halkımız neye karar verirse ona uyarız" diyor.

Iraklı siyasi yorumcu Tarık El Mamuri'ye göre korkan vekiller istifa etmeli ve evlerinde oturmalı.  Mamuri şöyle devam ediyor: "Çünkü Irak halkı onların korunması için parasını boşa harcamak istemiyor."

HÜRRİYET

Irak halkının zırhlı araç tepkisi


Irak'ta parlamentonun, milletvekillerine zırhlı araç alınması için 50 milyon dolar ayırması ülke genelinde tepkilere yol açtı.

Irak'ta geçen Aralık ayında Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra da şiddet olayları ve saldırılar sürerken, parlamentonun geçen hafta uzun süredir beklenen 2012 bütçe oylamasında 350 zırhlı araç alınmasına onay vermesi Irak halkını kızdırdı.

Irak parlamentosunda perşembe günü yapılan oylamada hiçbir tartışma ve itiraz olmadığı, aralarında Başbakan Nuri El Maliki'nin Hukuk Devleti koalisyonu, Sünnilerin desteklediği Irakiye bloku, Kürt partileri ittifakı ve Amerikan karşıtı Şii imam Mukteda El Sadr'a bağlı hareketin de bulunduğu tüm siyasi grupların zırhlı araçların alınmasına evet dediği bildiriliyor.

Iraklı siyasi yorumcu Tarık El Mamuri, "Eğer milletvekilleri hayatlarından korkuyorsa istifa etsinler gitsinler, evlerinde otursunlar, çünkü Irak halkı bu milletvekillerinin korunması için paralarının boşa harcanmasını istemiyor" dedi.

Mamuri, diğer yasaların kabul edilmesinin uzun sürmesine rağmen zırhlı araç alımının hızla parlamentodan geçtiğine dikkati çekerek, bunun da milletvekillerinin halkın ihtiyaçlarından çok kendi çıkarlarına öncelik verdiğini gösterdiğini vurguladı.

Iraklı gazeteci Vassan El Şimmari de milletvekillerinin dışarda ya da içerde güvenli alanlarda yaşadığını belirterek, her birinin koruma ekibi olduğunu, bu yüzden başka ayrıcalıklara gerek olmadığını ifade etti.

Iraklı milletvekilleri halen 8500 dolar maaş ve yüksek emekli maaşı alıyorlar, ayrıca topraklara ve diplomatik pasaportlara sahipler.

(ADG-ŞP)

HABER 7

ABD’de 11 Eylül Skandalı: Mağdurların Cesetleri Yakılıp Çöpe Gönderilmiş


Amerika’da insanları fişlenmesi, Müslümanlara karşı ayrımcı tutumların ortaya çıkması ve Irak Savaşı’nın haklı gösterilmesi için kullanılan 11 Eylül saldırılarında yeni bir skandal ortaya çıktı. 11 Eylül saldırılarında ölen bazı kişilerin cesetlerinin askeri bir üste yakıldıktan sonra küllerinin çöpe gönderildiği belirtildi.

11 Eylül saldırılarının üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçti ancak bu olayın Amerikan iç ve dış politikasındaki etkisi hala oldukça diri. Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve salı günü açıklanan rapora göre, Pentagon binası ile Pennsylvania eyaleti Shanksville şehri yakınlarında düşen iki uçağın içindeki kurbanlara ait bazı ceset parçalarının ortadan kaldırılması için devlet özel bir şirketle anlaştı.

Savunma Bakanlığına ait olan Delaware eyaletindeki askeri üssünde bulunan Dover morguna getirilen 11 Eylül mağdurlarının ceset parçalarından kime ait olduğu teşhis edilmeyecek halde olanlar burada yakıldı. Yakılan cesetlerin külleri daha sonra anlaşma yapılan biyomedikal şirkete teslim edildi. Yine rapora göre bu külleri askeri yetkililerden alan şirket de tekrar bu kalıntıları yaktıktan sonra külleri çöpe attı.

Bakanlık yetkililerin morgda yaptığı inceleme sonucu elde ettikleri bilgiye göre, 11 Eylül mağdurlarının ceset parçalarının yakılıp-çöpe atılma işlemi 2008 yılına kadar sürdü.

Pentagon binasına çakılan uçakta 184, Shanksville’de boş araziye düşen uçakta ise 40 kişi hayatını kaybetmişti. New York’taki İkiz Kuleler’de hayatlarını kaybedenlerin cesetlerinin aynı işleme tabi tutulduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı da raporda kaydedildi. Dover askeri üssünün en büyük özelliklerinden birisi; Irak, Afganistan gibi yurt dışında görev yaparken hayatını kaybeden askerlerin cesetlerinin getirildiği yer olması.

Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney, Başkan Barack Obama’nın raporu güçlü şekilde desteklediğini bildirdi. Obama yazılı açıklamasında, ‘‘Pentagon’un ortaya koymuş olduğu eylem bu tür olayların bir daha yaşanmaması adına son derece önemlidir’’ ifadelerini kullandı.

Soruşturma heyetine başkanlık eden emekli Orgeneral John Abizaid ise basın toplantısında "bunlar olmamalıydı" şeklinde tepkisini dile getirdi.

ABD Hava Kuvvetleri Komutanı General Norton Schwartz, kendi dönemlerinde hiçbir 11 Eylül mağdurlarının cesetlerinin yakılması için gönderilmediğini açıkladı.

CİHAN

HABER 50

Iraklı mültecilerin evinde 659 paket kaçak sigara çıktı


Kırşehir'de Irak uyruklu bir ailenin kaldığı eve düzenlenen baskında 659 paket gümrük kaçağı sigara ele geçirildi.

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ahievran Mahallesi'nde bulunan bir ikamette yaşayan Irak uyruklu şahısların, gümrük kaçağı sigara sattıklarını bilgisini edindi. Harekete geçen ekipler, eve operasyon düzenledi. Evde yapılan aramada 488 adet Prestige, 171 adet Gauloises marka sigara olmak üzere toplam 659 paket gümrük kaçağı sigara ele geçirdi.

Ayrıca şahısların kaçak elektrik kullandıkları, şüphelilerden birinin ise Şırnak Valiliği'nce arandığı tespit edildi. Evde bulunan 3 kişi gözaltına alındı.

(CİHAN)

ZAMAN

Davutoğlu Iraklı vekilleri kabul etti


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Iraklı milletvekili heyeti ile eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'ı Dışişleri Konutu'nda ayrı ayrı kabul etti.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Davutoğlu, İrakiye El Hal Hareketi lideri Cemal Kerbuli başkanlığındaki Iraklı milletvekilleri heyetinin kabulünde, Türkiye'nin Irak politikasını anlattı.
Irak'ta istikrar, demokrasi ve barışı arzuladıklarını vurgulayan Davutoğlu, Türkiye'nin Irak ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmekte kararlı olduğunu söyledi.
Türk şirketlerinin çeşitli ülkelerde yaptıkları başarılı çalışmaları anlatan Davutoğlu, Türk işadamlarının Irak'ta da faaliyetlerde bulunduklarını belirterek, bu faaliyetlerin devam edeceğini ifade etti.
Eski İngiltere Dışişleri Bakanı ve Türkiye-İngiltere Tatlıdil Forumu Eşbaşkanı Jack Straw ile görüşmede de Davutoğlu, Tatlıdil Forumu'nun Türkiye ve İngiltere'den aydınlar, işadamları, medya ve sivil toplum örgütleri arasındaki diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi açısından kapsamlı bir proje olduğunu söyledi.  
Davutoğlu'ndan Suriye ve İran konularında bilgi alan Straw, Tatlıdil Forumu'nun Türkiye'de düzenlenecek toplantısının hazırlıkları hakkında da Davutoğlu'na bilgi verdi.

El Tani ve Salihi ile görüştü
BU arada Davutoğlu, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Casim El Tani ve İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ile telefonda görüştü.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, El Tani ile yapılan görüşmede, Tunus'ta gerçekleşen Suriye'nin Dostları Grubu toplantısının sonuçları değerlendirildi.
Salihi ile gerçekleşen telefon görüşmesinde de İran-Türkiye ikili ilişkileri ile İran'ın nükleer dosyası ele alındı. Davutoğlu, İran ile P5+1 arasındaki müzakerelerin bir an önce yapılmasını arzuladıklarını söyledi.
Davutoğlu, Dışişleri Konutu'nda, kendisine veda ziyaretine gelen Estonya'nın Ankara Büyükelçisi Aivo Orav'ı da kabul etti.
Görüşmede Türkiye-Estonya arasındaki ikili ilişkilerin başarısı vurgulandı.

A.A

STAR GÜNDEM

Irak hükümeti: 2004-2011 yılları arasında 69 bin 263 kişi öldü


ABD'nin 2003 yılındaki işgalinden bu yana saldırı ve şiddet olaylarının dinmediği Irak'ta 2004-2011 yıllarında hayatını kaybedenlerin sayısının 69 bin 263 kişi olduğu bildirildi.

Irak hükümet sözcüsü Ali El Debbağ, Irak'taki şiddet kurbanlarının sayısının 5 Nisan 2004'ten 31 Aralık 2011'e kadar 69 bin 263 kişi, yaralı sayısınınsa 239 bin 133 kişi olduğunu açıkladı. Debbağ'ın açıkladığı rakamların daha önce çeşitli kaynaklar tarafından açıklanan rakamların hayli altında olduğu görülüyor.

Debbağ, verdiği rakamların terörist saldırılar, şiddet olayları ve askeri operasyonlarda ölen ve yaralananların toplam sayısını temsil ettiğini ifade ederek, sayıları Sağlık Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nden aldığını kaydetti.

Debbağ, 21 bin 539 kişinin öldüğü 2006 yılının en kanlı yıl olduğunu, 2006'da 39 bin 329 kişinin de yaralandığını, 2011'de ölenlerin sayısının ise 2 bin 777 kişi olduğunu vurguladı. 2004-2011 yıllarında en fazla ölüm 23 bin 898 kişiyle başkent Bağdat'ta olurken, güney vilayeti Mutenna'da ölenlerin sayısı ise sadece 94 kişi.

Irak İnsan Hakları Bakanlığı 2009 yılının Ekim ayında yaptığı açıklamada, ülkede 2004-2008 yıllarında 85 bin 694 kişinin öldüğünü bildirmişti.

Amerikan ordusunun Merkez Komutanlığı'nın internet sitesinde 2010 yılının Temmuz ayında yayımlanan rakamlarda, aralarında güvenlik güçleri de olmak üzere 2004 yılının Ocak ayından 2008 yılının Ağustos ayına kadar 76 bin 939 Iraklının öldüğü belirtilmişti.

Bağımsız İngiliz internet sitesi website www.iraqbodycount.org'da, Amerikan işgalinin başladığı 2003 yılından 30 Aralık 2011'e kadar Irak'taki şiddet olaylarında 114 bin 584 kişinin öldüğü kaydedilmişti.

ZAMAN

Exxon Mobil tercihini Hewler'den yana yaptı


Irak hükümetinin tüm tehditlerine rağmen Exxon Mobil petrol şirketi Federe Kürdistan Bölgesel yönetimi ile petrol anlaşması yaptığını açıkladı.

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre Exxon Mobil şirketi, petrol arama ve sondaj çalışmaları için Kürt Yönetimi ile anlaşma imzaladı.

Anlaşmanın, petrol araması için 5 yıllık bir süreyi ve gerekli görülmesi durumunda anlaşmanın 2 yıl uzatılmasını; petrol üretimi için ise 20 yıllık bir süreyi ve gerekli görülmesi halinde bu sürenin 5 yıl daha uzatılmasını öngördüğü bildirildi.

Irak hükümeti, yabancı petrol şirketlerinin kendi onayı olmadan Kürdistan Bölgesi ile petrol anlaşması yapmasını yasadışı olarak nitelemiş ve yatırım yapan yabancı petrol şirketlerine Irak’ın güneyinde yatırım izni vermeyeceğini açıklamıştı.

ANF NEWS AGENCY

Murat Özçelik Erbil’de; İlk Görüşmesini Neçirvan Barzani İle Yapıyor


Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Büyükelçi Murat Özçelik, bir heyetle birlikte geldiği Erbil'de temaslarına başladı. Erbil’e bir gün gecikmeli olarak gelen Özçelik, ilk olarak bölgesel Kürt Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani ile bir araya geldi. Görüşme halen devam ediyor.

Murat Özçelik ve beraberindeki heyet için alınan güvenlik önlemleri dikkat çekiyor. Heyet havaalanından görüşmenin yapılacağı yere zırhlı araçlarla götürüldü.

Özçelik ve beraberindeki heyetin, Bölgesel Kürt Yönetimi İstihbarat ve İçişleri Bakanlarıyla da görüşmesi bekleniyor. Özçelik, Erbil’den yarın ayrılacak.

CİHAN

HABER 50

Thy, Gaziantep-Erbil Seferlerini 3 Güne Çıkardı


Türk Hava Yolları (THY), Gaziantep’ten Erbil’e haftanın 3 günü sefer gerçekleştirecek. Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Aslan, Gaziantep ve ülke ekonomisini yakından ilgilendiren bu gelişmenin memnuniyet verici olduğunu söyledi. Aslan, “Uçak seferleri ticari ilişkileri olumlu yönde etkileyecektir. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” dedi.

GTO Başkanı Mehmet Aslan, konu ile ilgili yaptığı açıklamada, Gaziantep’ten Erbil’e uçak seferleri başlatılmasının sadece Gaziantep değil tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve ülke ekonomisi için önemli bir gelişme olduğunu kaydetti. Aslan, ''Güvenli ve hızlı ulaşım, ticaretin gelişmesi açısından büyük öneme sahip. Bundan böyle iş adamlarımız ulaşım konusunda sıkıntı yaşamayacak ve bölgedeki iş adamları ile çok daha kolay bir şekilde bir araya gelecekler. Irak, Gaziantep’in ve ülkemizin toplam ihracatında hatırı sayılır bir paya sahip. Önümüzdeki yıllar içerisinde bu ülkeyle var olan ticaret hacmimizi artırmayı planlıyorduk. İstanbul-Gaziantep Erbil hattında gerçekleştirilecek uçak seferleriyle bu yöndeki çabamız, hız ve ivme kazanacaktır. Bu gelişmenin önümüzdeki dönemde kent ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamasında Erbil'e uçak seferlerinin başlatılması için başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan olmak üzere Gaziantep milletvekillerinin yoğun bir emek harcadıklarını ifade eden GTO Başkanı Aslan, sözlerini şöyle tamamladı: “Aile Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Şahin ve Ekonomi Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan Erbil’e uçak seferlerinin başlatılması için yürütülen çalışmalara önderlik ederek yoğun bir emek sarf ettiler. Sayın Bakanlarımız Şahin ve Çağlayan başta olmak üzere emeği geçen iktidarı, muhalefetiyle Gaziantepli tüm milletvekillerimize çaba ve gayretleri için teşekkürü borç biliyoruz.” CİHAN

HABER 50

Irak’ta PKK çıkarması


ABD Başkanı Barack Obama’nın üst düzey ekibiyle görüşen Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik, Irak’a gitti.

ABD’nin çekilmesi sonrası Irak’ta yeni dönemi ve PKK ile mücadelede izlenecek yol haritasını bu yıl başında ABD Başkanı Barack Obama’nın üst düzey ekibiyle görüşen Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik, Irak’a gitti. Özçelik, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani’nin yanı sıra Başbakan Behram Salih, Irak Kürdistan Demokrat Partisi Başkan Yardımcısı Neçirvan Barzani ve Bölgesel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Mesrur Barzani ile de görüşecek.

Özçelik’in ziyaretinin terör örgütünün Kuzey Irak’taki varlığının sona erdirilmesi için somut adımlar atılmasını isteyen MGK sonrasına rastlaması dikkat çekti.

Müsteşar Özçelik’in, iki günlük temasları dün başladı. Temasları çerçevesinde Iraklı muhataplarıyla bir araya gelen Özçelik, bugün Mesud Barzani ile bir araya gelecek. Ancak Özçelik, bu görüşmenin öncesinde Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani ile görüşecek. Özçelik, Bölgesel Yönetim Başbakanı Behram Salih’le de bir araya gelecek.

Özçelik temaslarında önümüzdeki süreçte Türkiye’nin PKK ile mücadelede Irak’tan beklentilerini dile getirecek. Bu kapsamda karşılıklı işbirliği olanakları masaya yatırılacak. Hafta başında toplanan MGK’nin ardından hazırlanan bildiride bölücü örgütün Irak’ın kuzeyindeki varlığının sona erdirilmesi için somut adımlar atılması gerektiği belirtilmişti. Özçelik’in ziyaretinin bu toplantıdan hemen sonraya rastlaması dikkat çekerken kaynaklar ziyaretin önceden planlandığını bildirdi. Irak Bölgesel Kürt yönetimi Başkanı Barzani, geçen günlerde Erbil’de gerçekleştirilen “Mahabat Kürt Cumhuriyeti Anma Konferansı”nda yaptığı konuşmada, PKK’ye planlı mücadeleyi bırakarak siyaset ve diyalog çağrısında bulunmuştu. Tüm bu gelişmelerin ışığında Özçelik’in görüşmesi daha da önem kazanıyor.

ANKARA HABER

Nevruz'a Erdoğan'ı da davet ederiz


"İntikam duygusu içinde değiliz" diyen Demirtaş, Erdoğan'ı yeni bir süreci başlatmak isterse Nevruz'a davet edebileceklerini söyledi.

BDP Diyarbakır daki Nevruz da büyük bir kalabalık toplamayı planlıyor.

BDP lideri Selahattin Demirtaş, hükümetin Kürt sorununda ikinci açılım dönemine hazırlandığına ilişkin haberlere mesafeli yaklaştı ancak, yeni bir süreç başlatmak istemesi halinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Diyarbakır’daki Nevruz kutlamasına davet edebileceklerini söyledi.
Radikal’in sorularını yanıtlayan Demirtaş, hükümetin Kürt sorununun çözümüne ilişkin ikinci kez adım atacağına ilişkin haberleri değerlendirirken, “Tasfiye süreçlerinin bir konsepti olarak bahar aylarında açılım adı olmasa bile yumuşatılmış bazı söylemlerle adımlar atmayı planlıyorlar” dedi. Demirtaş, bunun seçim sonrası başlatılan yeni konseptin bir parçası olduğunu öne sürdü.

Şiddet dışı yönteme destek
Demirtaş, açılımda rol alacağı belirtilen Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin öteden beri şiddet dışı çözüm yöntemlerini destekleyeceklerini söylediğini hatırlattı. Demirtaş, şöyle devam etti:
“Şiddet dışı, makul, gerçekleşebilir yöntemleri elbette destekleriz. Ama ‘silah ve şiddet dışı yeni yöntemler arıyoruz’ diye yeni savaşlara, gerilimlere davetiye çıkaran tasfiye politikalarının da içinde olmayız. Yani Abdullah Öcalan’a tecrit uygulayacaksınız, Kandil’i sürekli bombalayacaksınız, her gün onlarca Kürt gencinin cenazesi morglara kaldırılacak... Buna da ‘Efendim biz bir yandan baskı yapıyoruz, bir yandan da Kürt sorununu çözüyoruz’ diyeceksiniz, BDP’den de destek isteyeceksiniz. Olabilecek iş mu bu?”
Binlerce partilinin cezaevlerine girmesine neden olan KCK operasyonlarının siyaset alanını daralttığını söyleyen Demirtaş, “‘Hükümet bütün bunları bize yaptı, bunun intikamını alacağız’ duygusu içinde değiliz. Olmamamız da gerekir. Bütün bu süreçlere rağmen diyalog ve müzakere kapısı açık olmalı ve biz de BDP olarak bunu sonuna kadar zorlamalıyız. Müzakere kapısı açılsın, biz o kapıdan girmeye hazırız” dedi.
Demirtaş, Nevruz kutlamalarındaki kalabalığın hükümete bir mesaj olacağına belirtirken, “Toplanan kalabalık sürpriz olacak. Özellikle İçişleri Bakanı’na karşı” dedi. Başbakan’ı davet edip etmeyeceklerine ilişkin soru üzerine de Demirtaş, şöyle konuştu: “Geleceğini bilsem davet ederim. Ama iş olsun diye, sırf davet edilmiş olsun diye Başbakan’ı davet etmeyiz. Bilsek Diyarbakır Nevruz’una katılmak istiyor ve gerçekten gelip orada barış mesajları verecek ve yeni bir süreç başlatmak istiyor, niye olmasın.”

Erbil’de PKK diplomasisi


KAMU Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Büyükelçi Murat Özçelik, MGK toplantısının ardından dün Erbil’e uçtu. Dosyasında PKK bulunan Özçelik, Neçirvan Barzani ile görüştü

İHLAS SON DAKİKA - PKK’nın bahar aylarıyla birlikte yeniden eylemlere başlayacağı bilgisi üzerine Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Büyükelçi Murat Özçelik, Federal Kürdistan Hükümeti nezdinde birtakım görüşmelerde bulundu. Alınan bilgiye göre Özçelik, uçakla geldiği Erbil’de sıkı koruma önlemleri altında zırhlı araçla Kürt Hükümeti yetkililerinden Neçirvan Barzani’nin çalışma ofisine geçti. Müsteşar ve beraberindeki heyet, daha sonra Bölgesel Kürt Yönetimi İstihbarat ve İçişleri bakanlarıyla da toplantı yaptı. Kürt lider Mesud Barzani’nin oğlu Irak Kürdistan Güvenlik Ajansı Başkanı Mesrur Barzani’nin de hazır bulunduğu görüşmenin ana konusu PKK oldu.
TARAF

İHLAS SON DAKİKA

Aziz ÜSTEL - Lozan’da Musul’u da verdik Kerkük’ü de ve daha neleri...


Lozan’ı hep bir zafer olarak yutturmuşlar bize. Ama İngiltere, nedense, Lord Curzon’u omuzlara almış, Lozan fatihi diye; İngiltere’nin yitirdiği itibarını yeniden kazandıran adam katına oturtmuş. Yunanistan’a gelince tek kuruş savaş tazminatı ödememiş, adaları ve de Batı Trakya’yı almış. Fransa? Sancak Bölgesini (İskenderun-Antakya) elinde tutarak dönmüş Lozan’dan. Ee? Biz ne aldık Lozan’da? Hiçbir şey! Bunu söyleyen de İsmet İnönü, bendeniz değil: Başka milletleri memnun etmek için savunma araçlarından vazgeçen Türkiye’yi tarihin nasıl yargılayacağını bilmiyorum. Askerden tecrit adı altında kabul ettiğimiz fedakarlıkların, misakı milli sınırlarımızı ağır surette baltaladığını görüyorum. İtilaf Devletleri ne istiyorsa onu tamamen kabul ediyoruz. (Aralık 1922)

Gerek Sevr gerekse Lozan, İngiltere’nin Ortadoğu petrollerine konmasını sağlayan iki anlaşmadır sonuçları açısından. Bakınız, Sevr’de sınırlarımız dışında kalan Çölemerik (Hakkari merkez) Lozan’da sınırlarımız içine alındı; Sevr’de sınırlarımız içinde kalan Musul, Lozan’da sınırlarımız dışına çıkarıldı. Özetlersek Lozan, bizim ne yapıp edip bir sınır belirleyerek bağımsızlığımızı elde etmemiz, İngilizlerinse Musul ve Kerkük’teki müthiş yeraltı zenginliklerine sahip olmaları üzerine kurgulanmıştı. Biz biraz akıllı olsaydık hem bağımsızlığımızı hem de Musul’u elimizde tutabilirdik. Londra’ya kulak vermemiz yeterliydi. Çünkü İngiltere’de Kral George VI olsun, muhalefet olsun, halk olsun artık savaş istemiyor, askerin adaya geri dönmesi için hükümete baskı yapıyordu. Eğer biz, Musul için savaşı göze aldığımızı ilan etsek, İngiliz Hükümeti masaya yumruğunu vuramayacaktı. (Churchill—History of the English Speaking Peoples) Peki biz, savaşı göze alabilir miydik? Ya da en azından böyle bir blöf yapabilir miydik? Lozan’a giden heyetle hayır! Ya Rauf Orbay, Kazım Karabekir ve arkadaşlarının bulunduğu bir heyetle? Hem de nasıl!

Sonuçta, Musul konusu Lozan’da çözülemez ve Milletler Cemiyeti’ne havale edilir. Bundan sonrası tam rezilliktir! Önce Türk Petrol Şirketi’nden hisse almamız gündeme gelir; İngiliz yan çizer, kardan yüzde vermeyi önerir, biz kabul ederiz. Londra’da, kardan yüzde 25 vermeyi dile getirir İngiliz Hükümeti ama 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşması’nda payımız, nasıl olmuşsa, yüzde 10’a düşmüştür! Antlaşma imzalandığı güne değin İngiltere’ye ateş püsküren basın sus-pus olur. Ama Kazım Karabekir başta olmak üzere bu antlaşmalara karşı çıkan, mırın kırın edenler 5 Haziran’da Mustafa Kemal’e İzmir’de suikast girişimi nedeniyle gözaltına alınacak hapishanelere tıkılacaktır. Ha unutmadan, Türkiye bu Musul petrollerinden yüzde 10 payı da hiçbir zaman almaz çünkü hakkını 500 bin sterlin karşılığı İngilizlere devreder böylece de Musul defteri kapanır! Lozan’a sık sık alkış tutan Kılıçdaroğlu Kemal Bey’i de unutmayalım... Siz gidin Lausanne’a, anlaşmanın kabul edildiği Beau Rivage’da istiridye yiyip, Cohiba’nızı tüttürerek şampanya için, zaferimizi kutlayın beyefendi!

STAR

ABD’li askere çuvala 16 yıl


Geçen ekim ayında Bodrum’a gelen savaş gemisinden inen ABD’li askerin başına çuval geçiren Türkiye Gençlik Birliği üyeleri hakkında 16 yıl 4 aya kadar hapis cezası istendi. Tutuksuz yargılanacak TGB’liler, Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesinin intikamını aldıklarını söylemişlerdi.

MUĞLA’nın Bodrum ilçesinde Ekim 2011’de ABD savaş gemisinden inen askerlerden birinin başına çuval geçirilmesi olayı ile ilgili olarak gözaltına alınan kişiler hakkında 16 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Çoğu öğrenci olan 8 sanığın avukatlarından Ahmet Aksüt, Bodrum 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmanın 8 Mayıs’ta görüleceğini ve eylemcilerin TCK’nın 109 ve 125’inci maddeleri uyarınca hürriyeti tahdit ve hakaret suçlarından yargılanacağını belirtti.

‘Yankee’nin başına yakıştı

Dava açılmasını protesto eden Bodrum Yurttaş İnisiyatifi’nin sözcüsü Ayhan Karahan, Barlar Sokağı’nda açıklama yaparak şunları söyledi: “8 yurtsever genç için açılan dava Deniz Gezmiş’lerin idamıyla aynı tarihlere denk geliyor. Bu ülkede ABD ve emperyalizm karşıtlığı korkulu bir meşgale haline getirilmeye çalışılıyor. Ama bu mümkün değil. ABD askerinin başına çuval geçirilince ne olmuş? Haysiyeti ve şerefi zedelenmiş. Peki Amerikan askerleri tarafından anneleri, kız kardeşleri tecavüze uğrayan Ortadoğu’daki çocukların haysiyetleri ve şerefleri ne olacak? Hiç kimse ABD askerlerinin başına geçirilen çuvalı çıkarmaya çalışmasın. O çuval Yankee’nin başına yakışıyor. O çuvalı asla kimsenin çıkarmasına izin vermeyeceğiz.”
Bodrum’a gelen ABD savaş Gemisi USS Ramage’ın askerleri 20 Ekim 2011’de gemiden inmiş ve Barlar Sokağı olarak bilinen Cumhuriyet Caddesi’nde gezerken protesto edilmişti. Protestocular ABD’li askerlerden Jesus Salazar Munoz’un kafasına çuval geçirmişti. Protestodan sonra yakalanan eylemciler TGB yöneticileri Utku Reyhan, Safa Parlak, Beyhan Korkman, Mustafa Özek, üyeler Özgür Bursalı, Hidayet Dakmaz, Cemil Gözel, Umut Alparslan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

İdam bekliyorduk

DAVANIN sanıklarından Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Muğla İl Başkanı Safa Parlak, açılan davanın kendilerini bundan sonraki eylemlerle ilgili olarak yıldıramayacağını söyledi. Parlak, “Bodrum’da Amerikan askerlerinin başına geçirilen çuval, daha önce Amerikan askerleri tarafından kurulan bir komplo sonucu bizim askerimizin başına Süleymaniye’de geçirilen çuvalın karşıtıdır. Ordumuza, askerlerimize yapılan hakarete devlet karşılık veremediği için TGB gençliği karşılık vermiştir. Atatürk gençliği olarak bu tür eylemlerimizi sürdüreceğimiz gibi, açılan davalarda da bu düşünce ve görüşlerimizi savunacağız. 10-16 yıl arası hapis cezası ile yargılandığımızı öğrendik. Oysa bizi idamla yargılarlar diye düşünmüştük” dedi.

HÜRRİYET

Sen misin ABD askerine çuval geçiren!


Gençlerin geçen yıl Bodrum'da bir Amerikan askerinin başına çuval geçirme eylemi, savcılık tarafından 'şerefe karşı suç' ve 'hürriyetten yoksun bırakma' olarak nitelendirildi ve 16 yıla kadar ceza istendi

Milliyet gazetesinden Mithat Yurdakul'un haberine göre, Süleymaniye’de 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesine aynı şekilde yanıt vermek isteyen gençlerin Bodrum’da bir Amerikan askerinin başına çuval geçirme eylemi, savcılık tarafından “şerefe karşı suç” ve “hürriyetinden yoksun bırakma” olarak nitelendirildi. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamede, gençlerin 16 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

4 Temmuz 2003’te Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk askerlerinin başına çuval geçirilerek gözaltına alınmasını protesto etmek isteyen bir grup genç, Amerikalı askere yönelik benzer bir eylem gerçekleştirdi. Geçen sene yapılan protesto eylemi, USS Ramage adlı savaş gemisinde görevli bazı Amerikalı askerlerin Bodrum’da dolaştığı sırada düzenlendi. Aralarında, “Bodrum Yurttaş İnisiyatifi”, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyelerinin bulunduğu 15 kişilik grup, “Yankee go home”, “Katil Amerika” sloganları atıp Jesus Salazar Munoz adlı bir askerin başına çuval geçirdi.

Protestonun ardından 8 kişi gözaltına alınırken, gençlerin olay sırasında çektiği görüntülerle kamera, fotoğraf makinesi ve cep telefonlarına el konuldu. Olaylar sırasında, dükkanının camına “Katil Amerikalılar giremez”, “Bu çarşıya ABD askeri giremez” yazılı dövizi asan 49 yaşındaki Rauf Cankurtaran da polis tarafından gözaltına alındı.
Protesto ile ilgili, Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açıldı. İddianameye göre, Jesus Salazar Munozile ile asker arkadaşı, protestoya Bodrum’da gezerken yakalandı. Arkadaşı tıraş olmak için berbere giden Munozile, dışarıda beklemeye başladı. Bu sırada yanına gelen gençler, Munozile’in Amerikan gemisinden inip inmediğini sordu. Etrafını saran grubun, “Sizi ülkemizde istemiyoruz, Amerika insan öldürüyor, defolun gidin” demesi üzerine Munozile, kaçmaya başladı. Munozile’i yakalayan gençler başına çuval geçirdi.

Küçük düşürdüler

İddianamede, gençlerin hürriyeti tahdit ve hakaret suçunu işlediği iddia edilerek, “Mevcut delillerden, şüphelilerin olay yerinden ayrılmak isteyen müştekiyi cebir kullanmak suretiyle tuttukları, kaçmaya başladığı sırada da koşarak yakalamak suretiyle hürriyetini tahdit ettikleri, müştekinin başına çuval geçirmek suretiyle küçük düşürdükleri ve bu şekilde hakaret ettikleri anlaşılmakta” denildi. İddianamede, olayın görüntülerinin bulunduğu hafıza kartlarının gençlere iade edilmesi istendi.

2003’e karşı tepkiydi

İddianameye göre sanıklara, TCK’nın “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçunu düzenleyen 109. maddesi uyarınca 4 yıldan 14 yıla, TCK’nın şerefe karşı işlenen suçlarla ilgili 125. maddesi uyarınca 4 aydan 2 yıl 8 aya kadar ceza verilebilecek. En üst sınırdan ceza almaları halinde sanıklar 16 yıl hapis yatabilecek.
ABD’nin 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerler, Süleymaniye’de Odierno komutasındaki operasyonla Türk askerlerini gözaltına almıştı. Başlarına çuval geçirilen 11 Türk askeri 60 saat alıkonulmuştu. Bu olaydan sonra, ülkesinin makamlarınca hakkında soruşturma açılmayan Odierno, birkaç yıl sonra Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin komutanlığına getirilmiş, daha sonra da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmıştı. (Milliyet)

RADİKAL

Ali ADAMHASAN - 1 Mart Tezkeresi Zafer mi Hezimet mi?


1 Mart Tezkeresi zafer mi hezimet mi? Bu sorunun cevabını, Müslüman Türk Milletimizin hala bulamadığını düşünüyorum. Ülke gündeminin bu yoğunluğunda, gündemin en zor konusunu seçerek analiz yapacağız.

   ABD, Irak'ı işgal etme isteğini dönemin Koalisyon Hükümeti'ne bildirerek, işgal sırasında Türkiye'nin ABD'ye yardımcı olmasını, talep etmişti. Koalisyon Hükümeti, bu isteği kabul etmediğini ABD'ye bildirince olan oldu. ABD, Koalisyon Hükümeti'nin yıkılması için düğmeye basarak, 2001 krizini tetikledi ve Koalisyon'un büyük partisi DSP'yi ikiye böldürerek, intikam alma yoluna gitti. MHP lideri, ''Kararı Türk Milleti verir'' diyerek, seçim kararı almak zorunda kalmıştı.

   28 Şubat post modern darbesinin müellifi ABD, ülkemizdeki senaryo uygulayıcıları aracılığıyla, RP'ni iktidardan indirmeyi organize etmişti. Daha sonraki süreçte, RP'nin yerine kurulan FP'nin de yenilikçi kanat - gelenekçi kanat diye ikiye bölündüğünü görüyoruz. RP İl Başkanı olduğu dönemde, ''Kürt Raporu'' hazırlayarak dikkatleri üzerine çeken Tayyip Erdoğan'ın, daha sonra İstanbul Belediye Başkanı olması ve bir şiir okuma kurgusuyla hapse atılması, iyi bir hazırlık dönemiydi. Halkın gözünde, mağduru oynayabilecek seçim kazanacak kıvama gelmişti. Tabiki FP'yi bölüp, AKP'yi doğurmanın zamanı da gelmişti.

   Irak'ın işgaline karşı çıkan Koalisyon Hükümeti yıkılırken, yerine geçecek iktidarın, Irak'ı işgale yardımcı olacak bir iktidar olması isteniliyordu. Nihayetinde bütün ortam hazırlandığı ve halka kurtarıcı olarak tanıtıldığı için AKP'nin iktidar olması hiç de zor olmamıştı. AKP lideri yasaklı olduğundan, Başbakanlık görevini Abdullah Gül ifa ediyordu.

   ABD, Irak'ı işgal için bütün hazırlıklarını tamamlamış ve Türkiye'ye ABD askerlerinin ve askeri mühimmatlarının, Türkiye üzerinden geçirilmesi için talebini bildirmişti. Bu işlerin organizesi için yedi sayfalık bir müzakere metni hazırlayan ABD, bu müzakere metninin aynen uygulamaya konulmasını istiyordu. Bu müzakere metni, Türk Diplomatlarına verilmesiyle birlikte, başarılı bir müzakere sürecinden sonra 78 sayfaya çıkmıştı. ABD, Türk diplomatlarının müzakeresinden rahatsız olmuştu.

   Washington Post'ta çıkan bir makale, Pentagon'un uyanmasına neden olmuştu. Bu makalede yazılanlara göre, ''Eğer Türk askeri ABD askeri ile birlikte Irak'a girerse, ABD Irak'ta rahat davranamayacak ve bir süre sonra ABD, Türk askerini Irak'tan çıkarmakla uğraşmak zorunda kalacaktı.'' Bu durum, ABD'nin müzakere edilen metnin kabul edilmemesi kararını getirdi. Bu bağlamda Türk askeri Irak'a girmemeliydi.

   Peki müzakere metninde ne vardı? Türk askeri, Irak sınırı boyunca tampon bölge oluşturabilecek ve pkk ile o bölgede mücadele edebilecekti. Musul, Kerkük ve Süleymaniye gibi Türkmenlerin yaşadığı şehirlerde, ABD askerlerinin yönetiminden bağımsız davaranabilecek ve Türkmenleri koruyabilecekti. Bu uygulandığında ise pkk'nın sonu demekti.

   Bu arada, ABD ve Türk diplomatları bir yandan müzakere ederken, öte yandan ABD, Türkiye üzerinden Irak'a geçireceği askeri mühimmatları ve askerinin bir kısmını Irak'a ulaştırmıştı.

   İşte bu şartlarda, 1 Mart Tezkeresi TBMM'ye onay için getirilmişti. TBMM'de müzakereyi yapan diplomatların, Milletvekillerine bilgi vermesi Meclis Başkanı Bülent Arınç tarafından engellenmişti. Milletvekillerinin büyük çoğunluğu ise biraz sonra oy vereceği tezkerenin muhteviyatını dahi bilmiyordu. Nihayetinde AKP Hükümeti kendisinin kabul edilmesi için TBMM'ye getirdiği 1 Mart Tezkeresi'ni, kendi milletvekillerinden 99 kişinin ret oyu vermesiyle tezkere TBMM'den geçmemişti.

   O günkü şartları müzakereyi yapan diplomatların anlattıklarından alıntılar alarak anlamaya çalışalım. Müzakereyi yapan diplomatalrdan birisi anlatıyor...

''Sayın Müsteşardan bir metin geldi. Metin Irak askeri harekatı için Türkiye'ye gelecek ABD birlikleriyle ilgiliydi. 13 Ocak 2003 tarihli. Metni okudum, hayrete düştüm. Sayın müsteşara 'Böyle bir saçmalık olmaz' dedim.O da, bu saçmalığı düzeltmek sana düşüyor, 3 gün sonra müzakerelere başlıyorsun dedi. Böyle tebliğ edildi.

O kağıt sanki bir NATO müttefikinin diğer bir NATO ülkesinde tatbikata giderken, çok genel bir düzenlemeydi. Müzakereler başlayınca anladım, ABD'liler 11 Eylül'ün etkisiyle olsa gerek rasyonel düşünemiyordu. Türkiye'den istedikleri açık bir çekti. Bizimle müzakere etmeden. 7 sayfalık bir talep hazırlamışlar. Bu tabii herkes gibi beni de çok ciddi bir endişeye sevketti.''

   ''Irak'ın Kuzeyi'ne girecek Türk birliklerinin konuşlanacağı bölgeler ve fonksiyonlarını müzakere ettik. ABD'liler Türk birliklerinin girmesini istememeye başladı. Girersek ABD komutasında ve az sayıda olmasını istiyorlardı. Türkiye 20 km. içeri girecekti, çok önemli değildi deniyor, derinlik bu kadardı doğru fakat bu Hayal vadisine uzanan bir yay şeklindeydi. PKK'nın bugün konuşlandığı tüm bölgeler, lojistik ve ikmal depoları, geçitleri bu yayın içindeydi. Biz o bölgede olmayı müzakere ettik ve haritasını da ekledik. Bu madde kabul edildi...

Türkmenlerin Kerkük'te tehdit altına gelmeleri halinde koruyabilecektik. ABD'lilerin 2002 sonlarından itibaren Irak'taki Kürt gruplarına silah ve malzeme sevkiyatı yapmışlardır. Barzani'nin bugünkü ordusu o silahlarla kurulmuştu.ABD heyetinin bize önerdiği PKK gibi teröristlerle mücadelede sadece meşru müdafaa hakkı durumunda çatışmaya girilmesi gibi anlaşılması ve kabul edilmesi mümkün olmayan bir madde koydu.

Bu metni,  Barzani bile söyleyemezdi. Kabul etmedik. Daha sonra görüşmeler yeniden başladı ve pkk ile mücadele konusunda istediğimiz şartları kabul ettirdik. Türk birlikleri Türk komutası altında olacaktır. PKK ile mücadelede serbest olacaktır. Geriye kalan maddelerde mutabıkız.''

   ''Müzakere ettiğimiz metinler, Türkiye'nin kırmızı çizgilerinin sigorta poliçesiydi. Biz bunu TBMM'ye anlatma imkanı bulamadık. Siyasi otorite de buna izin vermedi. Kendileri de anlatmadılar. Bir fırsat doğmuştu ama ona da Sayın TBMM Başkanı izin vermedi. Meclis'e gizli oturuma gittik, akşama kadar bekledik. Bizi konuşturmadılar.
   ''Nihayetinde tezkere ret edildi.Tezkerenin geçmemesinin karşımıza çıkardığı ürkütücü güvenlik tablosunda rolü olduğunu Genelkurmay Başkanımız da Başbakanımız da açıklamıştır.

Müzakereleri zaten Genelkurmay ile birlikte yürüttük. Arap aleminde tezkerenin olumsuz sonuçları olacağı önümüzdeydi. Ama bugün karşımızdaki tehditler dikkate alınırsa, Arap dünyasının tavrı bunların karşısında kaale alınmaz. TBMM'nin kararını da tartışıyor değilim. Ancak bu olumsuz kararların çıkmasında hangi etkenler rol oynadı? Baktığımız zaman, bu çapta bir kuvvetin gelecek olması herkesi ürkütmüş olabilir, ne zaman çıkacakları tereddüt yaratmış olabilir, AKP Meclis grubu içindeki düzensizlik ve parti disiplini zaafiyeti etken olmuş olabilir.''

   ''1 Mart’la ilgili hükmü tarih verecektir. 1 Mart tezkeresi geçseydi Kandil hariç tüm Kuzey Irak’ı kontrol edecektik. PKK kalır mıydı? Kalmazdı. Kuzey Irak’ta Barzani bağımsız devlet oluşumunda ileri bir aşamaya gelebilir miydi? Gelemezdi. Tezkerenin geçmemesinde birden fazla etken var. Onlardan biri Başbakan olan Gül’ün tutumudur. Erdoğan daha çok istiyordu. Unutmayın bugün Ankara’da kırmızı halıyla karşıladıkları Barzani, “Merak etmeyin Türk askeri gelemeyecek, TBMM’de 70-80 adamım var” demişti.Gizli tutanaklar 2013'te açıklanacak. Kimlerin ne oy verdiğini göreceksiniz.'' Müzakereci diplomatın anlattıklarını burada noktalayarak durum değerlendirmesine devam edelim...

   Tezkerenin ret edilmesini AKP lideri nasıl değerlendirmişti?1 Mart tezkeresinin reddedilmesini hata olarak gördüğünü gösteren beyanatları var. AKP lideri, "Denklemin dışında kaldık. Keşke 1 Mart tezkeresi geçseymiş. Tezkerenin bu şekilde neticelenmesini doğru bulmadım. Bunlardan ibret alıp gelecekte aynı hataya düşmemek gerekir" diyor. İlginç olan, Başbakan'ın aynı bayanatında, TSK'nın üst kademesini, 2003 yılında 1 Mart tezkeresini kamuoyu önünde açıkça desteklemekten kaçındığı için eleştirmesidir. Dönemin Başbakanı Abdullah Gül tezkereye soğuktu. Bülent Arınç ise tezkereye tamamen karşıydı. Rahmetli Erbakan'ın bazı AKP Milletvekillerini arayıp tezkereyi ret etmelerini istediği dahi günümüzde söylenebiliyor.

   CHP'nin ise savaşa hayır kampanyasından etkilenerek tezkereye ret oyu verdiği  söylenmektedir. Savaşa hayırcı CHP'lilere bir diyeceğim yoktur. Ancak hayatlarını ABD'ye ve küresel politikalara hizmette geçiren bir kaç CHP'li Milletvekili'nin ABD'nin Irak'ı işgal tezkeresine hayır demesi size manidar gelmiyor mu? Acaba bu az sayıdaki CHP Milletvekiline kim tezkereyi ret ettirmişti?
   AKP'nin içinde ise Müslüman bir ülkeye açılan küresel savaşa karşı duruş sergileyenlere bir şey demiyorum. Ancak ABD ve küresel iradeye hiç de karşı duruş sergilemeyen bazı Milletvekillerin tezkereye hayır demesini manidar buluyorm. Bu AKP'li Milletvekillerine, tezkereye hayır oyu verdiren irade kimdi?

   Çok açık ve net söylemeliyim ki, küresel güçlerin yanında, özellikle de ABD'nin yanında, Müslüman bir ülkeye karşı savaşa katılınmasına külliyen karşıyım. Salt bu sebep ve saiklerle tezkereyi ret edenlerin kararına saygı duyarım. Ancak ortada askerimizi, polisimizi ve masum vatandaşlarımızı katleden bir pkk terör örgütü var. Türk askeri Irak'ın Kuzeyi'ne bu müzakere metni kapsamında girdiğinde pkk'nın tamamen bitirilmesi, inlerinin dağıtılması söz konusudur. Bu fırsat nasıl kaçırılır?

  Bu tezkere TBMM'den geçip, Irak'ın Kuzeyi'nde Türk askeri konuşlanırsa, pkk'nın dağılacağı ve dolayısıyla bu tezkerenin TBMM'den geçmemesi gerektiği, G.Doğulu bazı Milletvekillerine söylenmiş midir? Terör örgütü pkk'nın bitmemesi için bu tezkereye hayır diyen Milletvekili var mıdır? Eğer bu sebep ve saiklerle tezkereye hayır diyen Milletvekili varsa bunların hayır oyu vermesini hangi irade sağlamıştır? Böyle bir organizasyon var ise bunun adını ne koymalıyız?

   Ne yazık ki, Türkiye'de ne zaman pkk'yı bitirme imkanı olsa illaki bir engel karşımıza çıkarılmaktadır. Bana göre, 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM'de retti de pkk'yı bitirme fırsatının engellenilmesi operasyonudur. Nihayetinde tezkerenin ret edilmesine en çok sevinenler, ABD, Barzani, Talabani ve pkk olmuştu. Belki de BOP'un uygulamasındaki bütün taşeronlar bayram yapmıştı. Tezkereyi ret edenlerin başka sebepleri olanları ayrı tutarak bu tezimi ileri sürüyorum.

   Bilindiği üzere, 1 Mart Tezkeresi'nin ret edilmesi, AKP tarafından demokrasi kavramıyla açıklanmıştı. Bu netice parti içi demokrasinin bir cilvesi olarak sunulmuş ve demokrasi havariliğine soyunulmuştu. Hani AKP'de kurulduğundan bu yana hiç bir zaman parti içi demokrasi olmadığını bilmesek kanacağız.

   1 Mart Tezkeresi Ortadoğu'da Müslüman ülkeler ve halklar nezdinde AKP'yi kahraman sınıfına sokmuştu. Küresel güçlere özellikle de ABD'ye karşı, bir zafer kazanılmış havası oluşturuldu. Halbuki tezkereyi ilk talep eden ABD, daha sonra Türk askeri kendilerine işgalde bazı konularda engel çıkarır diye Türk askerini Irak'a sokmamak için 1 Mart Tezkeresinin TBMM'de kabul edilmesini, istemez hale gelmişti. Bu durumda aslında ABD'nin esas isteği, TBMM'de kabul edilmiş olmuyor muydu? Haydi şimdi karar verin Ey Türk Milleti. 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM'de ret edilmesi zafer mi hezimet mi?

   Günümüze gelindiğinde, meseleler daha iyi anlaşılmaktadır. ABD, Ortadoğu'da Müslüman ülkeler ile kavgalı olan İsrail'i, müttefiklik ve stratejik ortaklıkta geri plana çekip, yerine Türkiye'yi koymak istemiştir. Çünkü İsrail Müslüman ülkelere liderlik yapamaz ama Türkiye yapabilirdi. Bunun için AKP, tabiri caizse bulunmaz hint kumaşıydı.

   AKP lideri 22 ülkenin sınırları ve liderleri değişimi projesi olan BOP'un Eş Başkanı yapıldı. 1 Mart Tezkeresinin ret edilmesinden bu yana da Müslüman ülkelere lider olabilecek pozisyona getirildi. Önceden kurgulanmış ''One Minute'' krizinden sonra da bölgede sanki İsrail'e düşman konumuna getirildi. Gazze'ye yardım meselesinde 9 vatandaşımızın katledilmesi senaryosuyla da madur ve Müslüman halklara yardım eden lider konumuna getirildi. Nato Genel Sekreterliği adaylığı ilk açıklandığında tepki verdiğinden, Peygamber Efendimize(s.a.v) hakaret eden birisini o makama oturtmamış(!) pozisyonuna getirildi.

   Müslüman Türk Milletimiz ve Ortadoğu'daki Müslüman halklar, AKP liderinin hadiselere ilk tepkisini görüyor da hadisenin devamını hiç görmüyor.

One Minute krizinden beş dakika sonra ''Benim tepkim Perez'e, İsrail'e, İsrail halkına ve Yahudilere değil oturumu yöneten moderatöredir'' diyerek ilk tepkiyi unutan AKP lideri değil miydi? Rasmussen'i veto etme yetkisi olduğu halde veto etmeyen ve kendi eliyle Nato Genel Sekreteri yapan AKP lideri değil miydi? Mavi Marmara'da 9 canımızı İsrail'in katlettiği hafta çaktırmadan, veto etme yetkisi olduğu halde veto etmeyip İsrail'i OECD'ye alan AKP lideri değil miydi? Peki Müslümanlar filmin ikinci sahnesini neden hiç akıllarında tutmuyor da hep ilk tepki sahnesini akıllarında tutuyor? Çözebilen varsa bize de anlatsında biz de bilelim.

   Günümüze gelindiğinde, BOP'un uygulamalarından Arap Baharı safsatasıyla, Müslüman liderleri kiralık katilleri aracılığıyla hayvan gibi linç ettirenler, kimlerdir? Afganistan ve Irak işgallerinden başlayarak, Arap Baharı canilikleriyle Müslüman halkları birbirine düşürüp, birbirini öldürten, kimlerdir? Müslüman halkların yaşadığı devletlere, Post Modern Haçlı Seferleri başlatarak, Müslümanların başlarına bombalar yağdıran kimlerdir?

   Bütün bu olanlar canımızı yakıyor, kalbimizi kanatıyor ve vicdanlarımızı sızlatıyor. Küresel Müelliflerin yazdığı senaryoların uygulanmasına yardım edenler, oturdukları makamları bu canilikler için kullananlar ve hala  Müslüman kanı dökülmesine aracılık edenlere, verdikleri desteklerle ayakta tutup alkışlayanlara diyorum ki; Allah şahidimiz olsun sizlerle görülecek bir hesabımız var. Cenab-ı Allah bir gün, Müslüman Türk Milletimize, sizlerden hesap sormayı nasip etsin diye dualar ediyoruz.

   Herkesin bir hesabı varsa Cenab-ı Allah'ın da bir hesabı var. Ve Cenab-ı Allah'ın hesabı en yüce olanıdır. Şimdilik küresel canileri, yardımcılarını, destekçilerini ve şakşakçılarını Cenab-ı Allah'a havale ediyoruz. Ve elimizden bir şey gelmediğinde içimizden buğuz ediyoruz.

   Şairin güzel sözüyle yazımı tamamlamak istiyorum. ''Ey sevgili, o kadar güzel uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım.'' Müslüman Türk Milletimize bütün yaşananlara duyarsız kalmak ve kış uykusu modunda kalmak yakışıyorsa uyumaya devam ediniz.

ADANA MEDYA 

Müsteşar Özçelik, Erbil yolcusu


Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Büyükelçi Murat Özçelik, bugün Erbil'de temaslarda bulunacak.
Özçelik, iki gün sürecek temaslarında Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani ve hükümeti kurmakla görevlendiren eski Başbakan Neçirvan Barzani ile görüşecek. Büyükelçi Özçelik, Mesud Barzani'nin oğlu Irak Kürdistan Güvenlik Ajansı Başkanı Mesrur Barzani ile de bir araya gelecek. Ana gündemi terör örgütü PKK ile mücadelede işbirliği olacak ziyaretin önceki gün gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının hemen ardından gerçekleşmesi dikkat çekiyor. Ancak Özçelik'in seyahati daha önceden programlanmıştı. MGK açıklamasında, Irak'ın güvenlik ve istikrarına önem veren Türkiye'nin bu ülkedeki gelişmeleri yakinen takip etmeyi sürdürdüğü vurgulanmıştı. Murat Özçelik, müsteşar olmadan önce Türkiye'nin Bağdat büyükelçisi idi. Iraklı yetkililerle yakından tanışan ve sahayı çok iyi bilen Özçelik, 9-13 Ocak tarihlerinde de ABD'de üst düzey temaslarda bulunarak terörle mücadelede Ankara'nın kararlılığını bir kez daha iletmişti.

ZAMAN

Irak hükümeti: 7 yılda 69 bin kişi öldü


Irak hükümeti, ABD’nin işgali ile başlayan İrak’taki savaşta 2004-2011 yılları arasında yaşamını yitirenlerin sayısının 69 bin 263 olduğunu bildirdi.

Irak hükümet sözcüsü Ali El Debbağ, Irak'taki şiddet kurbanlarının sayısının 5 Nisan 2004'ten 31 Aralık 2011'e kadar 69 bin 263 kişi, yaralı sayısınınsa 239 bin 133 kişi olduğunu açıkladı.

Debbağ'ın açıkladığı rakamların daha önce çeşitli kaynaklar tarafından açıklanan rakamların hayli altında olması dikkat çekti. Ancak Debbağ, Irak Sağlık Bakanlığı ile Ulusal Güvenlik Konseyi’ne ait rakamların saldırı, askeri operasyon ve çatışmalarda ölen ve yaralananların toplam sayısını temsil ettiğini ileri sürdü.

Debbağ, 21 bin 539 kişinin öldüğü 2006 yılının en kanlı yıl olduğunu, 2006'da 39 bin 329 kişinin de yaralandığını, 2011'de ölenlerin sayısının ise 2 bin 777 kişi olduğunu vurguladı. 2004-2011 yıllarında en fazla ölüm 23 bin 898 kişiyle başkent Bağdat'ta olurken, güney vilayeti Mutenna'da ölenlerin sayısı ise sadece 94 kişi.

Irak İnsan Hakları Bakanlığı 2009 yılının Ekim ayında yaptığı açıklamada, ülkede 2004-2008 yıllarında 85 bin 694 kişinin öldüğünü bildirmişti.

ABD ordusu ise 2010 yılının Temmuz ayında yayımlanan rakamlarda, aralarında güvenlik güçleri de olmak üzere 2004 yılının Ocak ayından 2008 yılının Ağustos ayına kadar 76 bin 939 Iraklının öldüğü belirtilmişti. Irak’taki ölüm rakamlarını tutan bağımsız internet sitesi www.iraqbodycount.org'da, Mart 2003 yılından 30 Aralık 2011'e kadar Irak'taki şiddet olaylarında 114 bin 584 kişinin öldüğü kaydedilmişti.

ANF NEWS AGENCY

Irak, Arap Birliği zirvesi için liderleri davet etmeye başladı


Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Mart ayında başkent Bağdat’ta düzenlenmesi beklenen Arap Birliği zirvesi için Arap liderlerini davet etmeye başladı. Celalt Talabani, bugün Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Umman, Yemen ve Sudan liderlerine Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Kültür Bakanı ve geçici Savunma Bakanı Saadun el-Duleymi, Cumhurbaşkanı Elçisi Safaa Aldin el-Safi, Sanayi ve Mineraller Bakanı Ahmet el-Dikriy’in eliyle birer davet mektubu gönderdi.

Cumhurbaşkanı Talabani elçileri aracılığıyla Arap ülkeleri liderlerine gönderdiği mektuplarda başkent Bağdat’ta Mart ayında yapılacak 23. Arap Zirvesi toplantısına katılmalarını içeren davetin yer aldığı belirtildi. Arap Birliği Zirvesi geçen yıl Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlenmesi planlanmış ama toplantı ertelenmişti.

Zirvenin Bağdat’ta Mart ayında düzenlenmesi için geçtiğimiz aylarda Arap Birliği Genel Sekreteri başta olmak üzere Arap Birliği’nden yetkililer Irak’a gitmiş ve zirvenin hazırlıkları için Iraklı yetkililerle bir araya gelmişti.

ANADOLU HABER

Cengiz ÇANDAR - Suriye rejimi düşerse Irak parçalanırsa


Bir Iraklı Kürt yetkili ani bir soru yöneltti bana: “Irak parçalanacak mı?”

Cevabımı beklemeden kendi hükmünü verdi: “Durum Suriye’deki gelişmelere bağlı. Suriye’deki rejim yıkılırsa, Irak da parçalanır…”

Benim cevabımı bekleseydi, ben de Irak’ın geleceğiyle Suriye’nin geleceği arasında irtibat kuracaktım. Ama, onunki kadar net bir hüküm vermeyecektim. Bununla birlikte, Suriye’de rejimin yıkılması ihtimali ile Irak’ın bir bütün olarak kalamaması ihtimali ile Türkiye’nin Suriye konusunda atmayı tasarladığı adımlardaki ortaya koyduğu tereddüt arasında, kuşkusuz, yakın ilişki var.

Geçen hafta Tunus’ta yapılan toplantıda pek anlamlı bir sonuç çıkmadı ve toplantı beklenenlerin hayli altında kaldı. Önümüzdeki ay, İstanbul’da yapılması kararlaştırılan “Suriye Halkının Dostları” toplantısı da Tunus’takinin bir tekrarı olacaksa, Türkiye’nin bölge politikası “patinaj” yapma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Rejim karşıtları ve yandaşlarının farkı

Türkiye’nin bir “başrol oyuncusu” olduğu “Suriye Dostları”nın saflarında, Başşar Esad rejiminin halkına karşı giriştiği katliama nasıl son verileceğine dair bir dizi uyumsuzluk mevcut.

Birincisi, kararsızlık. Neyin, nasıl yapılacağı çok net çizgileriyle belirlenemiyor. İkincisi, ilgili tüm taraflar “Suriye’nin kendine özgü özellikleri”ni vurgulamakta birbirleriyle yarış halindeler –başta ABD. Suriye’nin dostlarının içindeki bu bitmez tükenmez tartışma hali, kararsızlığı besliyor.

“Başşar Esad rejiminin dostları” açısından ise böyle sıkıntılar yok. Rusya, İran, kapı komşusu Lübnan’daki Hizbullah ve belirli ölçüde Çin, rejimin arkasında alenen diziliyorlar. Şam’daki diktatörlüğe her aracı kullanarak destek olmak konusunda bir tartışma bir ayrılık yok. Rejimin de kendi halkına en amansız biçimde silah kullanmak bakımından eli titremiyor.

Yani, “Suriye Halkının Dostları” ile “Suriye’deki rejimin dostları” arasında eldeki kozları rahatlıkla kullanabilmek ve hedefte netlik açısından, ikincisi lehinde apaçık bir fark bulunuyor. Özellikle rejim açısından, onun tavrı “Benden sonra tufan” netliğinde. Esad diktatörlüğü, İktidarını yitirmesi halinde, Suriye’nin ne olacağı umurlarında değil. Bu arada ülkede bir “iç savaş tehlikesi”nin ortaya çıkmasından, “İslamcıların iktidara gelmesi” hatta “el-Kaide’nin devreye girmesi”ihtimalinden dem vurarak, Amerika başta, Batı’nın kafasını bir hayli karıştırabiliyor ve “karşı cephe”deki kararsızlığa katkıda bulunuyor.

Amerika, iş Suriye’ye gelince tam anlamıyla kaçak dövüşüyor. Muhalefetin parçalı olması ve yeterince güçlü olmaması bahanesiyle, muhalif güçlerin silahlandırılmasına omuz silkiyor. Aynı duruma, 1992-1995 yılları arasında Bosna da düşmüş ve Bosna halkı Sırp orduları karşısında silahsız bırakılmışlardı. On binlerce Bosnalı bu nedenle hayatını kaybetti. Savaş uzadı.

Suriye halkı da, şu dönemde katliamlar geçidinden kendi gücüyle ilerleyerek yol almak zorunda görünüyor.

ABD, Irak travması altında, Afganistan’dan çekilme hesapları yaptığı ve başkanlık seçimlerine gömüleceği bir zaman diliminde Suriye’de bir muhtemel “iç savaş”a angaje olmak istemiyor ve Suriye’deki kan banyosunu durdurmak isteyen “bölgesel aktörler” ile yeterli ve gerekli bir eşgüdüme de ayak sürüyor.

Suriye’deki rejimin sonunu getirmek konusunda en “militan” tavır, Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere Körfez’deki Sünni Arap ülkelerinde. Ancak, onların Arap Birliği üzerinden de olsa, Suriye’ye askeri müdahalede bulunacak “adaleleri” yok.

Top, dönüyor dolaşıyor ve Türkiye’nin önüne yuvarlanıyor.

Türkiye’nin açmazı

Türkiye’nin Arap Birliği eşgüdümü ve hatta mümkünse BM Güvenlik Konseyi kararı uyarınca uluslararası camia tarafından“ortaklaşa” yapılacak bir askeri müdahale dışında, duruma “fiziki olarak” müdahil olmak istemediği bir sır değil.

Ne tampon bölge ve ne de insani yardım koridorlarına, tek başına talip değil.

Türkiye, ayrı bir açmazda. Zira, rejimin mukadder yıkılışının uzaması, hiçbir zaman bir “Suriye ulusu” olarak birleşememiş bir ülkede, kanlı bir süreç sonucunda dağılmayı beraberinde getirebilecek; ya da en azından Irak’ta 2003 sonrası bir yapının yani “federal Suriye”nin ortaya çıkmasıyla “biçimsel bütünlüğü”nün korunması söz konusu olacak.

Başşar Esad rejimi yıkıldıktan sonra, Suriye Kürtleri, bugüne kadar sahip oldukları “statü”de –ya da başka bir deyimle “statüsüzlük”te- kalabilirler mi?

Rejimin sonunun gelmesinin “bölgesel denklem”de meydana getireceği değişiklikler, “federalizm”e hiçbir zaman sıcak bakmamış, kuvvetli merkeziyetçi geleneklere dayanan Türkiye için arzu edilir nitelikte değiller.

Bununla birlikte, bir yandan da Türkiye, kendisini bu rejimle birlikte yaşayamaz şekilde konumlamış vaziyette.

Suriye rejiminin çökmesi demek, İran’ın Tahran-Bağdat-Şam hattı üzerinden Lübnan’a ve Akdeniz’e nüfuzunu uzatmasının da sonuna gelinmesi anlamına geliyor. İran, Şam bağlantısı sayesinde ve Hizbullah üzerinden bir “Lübnan aktörü” olmasının yanı sıra, Lübnan üzerinden İsrail karşısında mevzileniyor ve Akdeniz’e dayanan bu “eksen”, İran’ı bir bölgesel güç ve önemli “uluslararası aktör” konumuna getiriyor.

Suriye’nin kaybı halinde, İran, “savunma mevzii”ni “Tahran-Bağdat ekseni”, yani “Şii ekseni” olarak kurmak zorunda kalacak. Bu da, Irak’ın parçalanmasını tetikleyecek bir gelişme olur.

Türkiye, bu ihtimal dahilindeki gelişmelerin gerçekleşmesini istemiyor. Ama gerçekleşmesi halinde, Kürtlerin özerk statü elde etmesi muhtemel “yeni Suriye” ve bu arada Irak Kürtleri ile bir tür “konfederal” ilişkiye girmek zorunda kalabilir.

Türkiye’nin önünde bazıları şimdiden kestirilemez bir sürü “gelecek seçenekleri” açık duruyor.

Türkiye’nin izlemesi gereken Suriye politikası, kolay ve kestirme seçenekler sunmuyor.

Ama, Türkiye’nin Suriye politikası, yakında, Türkiye’nin iç politikasının da yeniden düzenlenmesini gereken sonuçlar üretirse, buna kimse şaşırmamalı…

RADİKAL

Hewler’e Özçelik'ten dikkat çekici ziyaret!


AKP hükümetinin ‘yeni savaş konsepti’ planlaması kapsamında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na atadığı Murat Özçelik bugün Federe Kürdistan’ın başkenti Hewler’de temaslarda bulunacak.

Murat Özçelik, iki gün sürecek temaslarında Federe Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, Başbakan Neçirvan Barzani, Kürt yönetiminin istihbaratının başındaki Mesrur Barzani ile görüşecek.

Önceki gün yapılan MGK toplantısının hemen ardından Özçelik’in Hewler’e süpriz yapacağı ziyaretin temel gündemi PKK‘ye karşı işbirliği ve yeni dönem planlaması olduğu belirtiliyor.

Önceki gün yapılan MGK açıklamasında, Irak'ın güvenlik ve istikrarına önem veren Türkiye'nin bu ülkedeki gelişmeleri yakinen takip etmeyi sürdürdüğü vurgulanmıştı.

MGK’nın yılın ilk toplantısından Kandil’e yönelik hava saldırıları ve ”KCK operasyonu” adı altındaki tutuklamaların devam kararı çıkmıştı.

Özçelik, 9-13 Ocak tarihlerinde de ABD Başkanı Barack Obama’nın Terörle Mücadeleden Sorumlu Danışmanı John Brennan, Maliye Bakanlığı Terorizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Müsteşarı David Cohen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Wendy Sherman, Savunma Bakanlığı Müsteşarı Michelle Floournoy, Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Daniel Benjamin ve İç Güvenlik Bölümü Müsteşarı Rand Beers ile görüşmeler yapmıştı.

Özçelik’in bu görüşmelerde, PKK’ye karşı istihbarat paylaşımı, PKK’nin ekonomik kaynaklarının yanısıra ABD-Türkiye-Irak arasında oluşturulan üçlü mekanizmaya bazı Avrupa ülkelerinin katılması konularını ele aldığı gündeme gelmişti.

ANF NEWS AGENCY