14 Şubat 2012 Salı

Ayhan Özcimbit - Barzani Nakşilerden neyin intikamını alıyor?


Barzani ve Talebani Kuzey Irak'ta İslamcı Kürtleri Katlediyor.

Kerkük'te Barzani en son Nakşibendi tarikatından üç genci hiç bir suça bulaşmamalarına rağmen sırf islamcı olmalarından dolayı idam ettirdi. Bu üç gence atılan suç İslami devlet düzenini istemeleriymiş. barzani kendisine en büyük rakip ve tehlike olarak gördüğü Kürdistan İslam partisinin tüm üyelerini arkasına Cumhuriyetçi Bush'un desteğini alarak bir bir katletti.

Şu anda siz bakmayın Barzani'nin sesinin kısılmasına, Barzani'nin sesinin çokluğu ABD de başa geçecek Cumhuriyetçi faşitlere bağlı. Obama gitsin tekrar jakoben tavırlarına başlayacak.

Bir İngiltere ajanı olan Mustafa Barzani Batı'nın verdiği direktiflere göre hareket etmişti, şimdi Sultan Mesut Barzani'de yine Cumhuriyetçilerden ve İsrail'de Silvan Şalom'dan aldığı direktiflerle hareket etmekte.

Barzani ve Talebani neden Nakşilere bu kadar gıcık olmakta ?

Çünkü hem Barzani ve hemde Milliyetçi Faşist Yezidi Kürtlerin tezi şu "İslam, ve özellikle Osmanlı tarikatı ve mirası Nakşilik, Kürtlerin devlet olmasının önündeki en önemli engeldir. Türkler, İranlılar ve Araplar kendilerine ulus olma hakkını biçerken Kürtler hala ümmetçi kalarak devlet kuramamışlardır, bu nedenle Kürt Ulusal Mücadelesinde İslam Ümmetçiliği en büyük düşmandır" tezi vardır.

İşte bu yüzden Barzani kesinlikle İslamcı Kürtlere özellikle Türkiye'de çok müridi  olan nakşilerden nefret ediyor.

PKK'nın üst düzey komuta kademesinde asla İslamcı olanlara izin verilmez, en güvenilir komutanlar Yezidi, Dersim Alevisi yada Ermeni kökenli Sünnilerdir.

Bunun böyle olmasıda tesadüf değildir. Çünkü 80 senelik Cumhuriyet dönemde Alevilere ve Dersimlilere, Yezidilere inançsal özgürlük verilmemesi bu unsurların terör örgütlerinin en güvenilir elemanları olmasını sağlamıştır. Türkiye'de devlet, bu siyasetiyle bu kesimi terör örgütlerinin kucağına itmiştir. Bu anlamda Başbakan Erdoğan'ın Dersim Özrü çok hayati ve önemlidir.

Barzani'de kendi Sultanlığını devam ettirmeside batılı efendilerinin kendilerine dayattıkları unsurlar yüzündendir.

Fakat bir gerçek var. Türkler, İranlılar ve Araplar kesinlikle Kürtlerin kendilerinin kültürel, siyasal ve ekonomik olarak varlıklarını sürdürmesine gözlerini kapayamazlar. Bunu yaptıkları sürece emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmüş olacaklar. Ortadoğu'da ve İslam Dünyasında en önemli halklardan biride Kürt halkıdır. Filistin ve Kürt Halkı İslam ümmetinin imtihanıdır.

Bu unsurlar dikkate alınmazsa, Kürt halkı daha fazla Yezidilik, zerdüştlük ve başka inançların kucağına atılacaktır.

Ben Ankara'da 1980'li yılların ortasında otobüs durağında kendi aralarında Kürtçe konuşan İnşaat işçilerini durakta bulunan bir faşistin "Türkçe konuşun lan burası Türkiye" demesini asla unutamıyorum. Ben Türk olduğum halde bu söz ağırıma gitti o zavallı insanların ana dilini kullanmasını engellemek ne büyük bir yıkıma yol açtığını çok geç görebiliyoruz.

Ne diyebilirimki kahrediyorum bizi birbirimize düşman eden faşizme ve ayrımcılıklara.

Barzani'nin katlettiği Kürt Kardeşlerime Allah'tan rahmet diliyorum, onlara Fatihamla beraber aşağıdaki linkte bulunan ilahiyi hediye ediyorum...

http://www.youtube.com/watch?v=xSYU22iTrSo

MİLLİYET BLOG

Kerkük Belediye Başkanı’ndan, Başkan Akgül’e Ziyaret


nkara Büyükşehir Belediyesi’nin resmi konuğu olarak Başkente gelen Irak Kerkük Belediye Başkanı Abdulkarem Hasan Rafiq ve beraberindeki heyet, Mamak Belediye Başkanı Mesut Akgül’ü makamında ziyaret etti. Kerkük’ün ihtiyacı olan projeleri sıralayarak, alt yapı sıkıntısı yaşadıklarını ifade eden heyet, rekreasyon alanları, sosyal projeler, alt yapı ve Mamak’ta yürütülen kentsel dönüşüm alanlarıyla ilgili Başkan Akgül’den bilgi aldı. Başkan Akgül, ziyaretin sonunda konuklarına hediye verdi.

Türkiye ve Irak’ın ortak kültürel değerlere ve ortak bir geçmişe sahip olduğunu belirten Mamak Belediye Başkanı Mesut Akgül, iki ülke belediyelerinin gelişimini sağlayacak çalışmalara gereken desteği her zaman verebileceklerini söyledi.

Mamak’ta değişim ve dönüşümü sadece şehrin fiziki yapısında düşünmediklerine dikkat çeken Başkan Akgül, "Sosyal dönüşüme de çok büyük önem veriyoruz. Mamak’ın, son yıllarda hızla değiştiğine hepimiz şahit oluyoruz. Vatandaşlarımız yıllarca hayalini kurduğu projelere kavuşuyor. İş merkezlerimiz, kapalı pazar alanlarımız, aile merkezlerimiz, bilgi evlerimiz, yüzme havuzumuz, kongre merkezimiz, parklarımız, yeşil alanlarımız ve cazibe merkezlerimizi birer birer hayata geçiriyoruz. Bölgemizdeki insanımızın ihtiyaçlarına yönelik olarak da eğitim, kültür ve sağlık alanındaki projelerimizi de başarıyla yürütüyoruz. Bölgemizde kentsel gelişim ve dönüşüm projelerimiz hızla ilerliyor, buna paralel olarak da gecekondular hızla azalıyor. Mamak, gözle görülür bir şekilde çehre değiştiriyor. Mamak’ı cazibe merkezi haline getirmek için kolları sıvadık. Kentsel ve sosyal dönüşüm projelerimizin tamamlanmasıyla birlikte Mamak’a yeni bir çehre kazandıracağız." dedi.

Kerkük Belediye Başkanı'nın ziyaretinden mutluluk duyduklarını aktaran Akgül, "Dillerimiz farklı olsa da gönüllerimiz bir, bizler kardeşiz. Ortak medeniyetin insanlarıyız. Ortak kültürel değerlere ve ortak bir geçmişe sahibiz, iki ülke belediyelerinin gelişimini sağlayacak çalışmalara gereken desteği her zaman veririz." diye konuştu.

Kerkük Belediye Başkanı Abdulkarem Rafiq de Kerkük’ün ihtiyacı olan projelere dikkat çekerek, Kerkük’ün 850 bin nüfuslu bir kent olduğunu, ancak alt yapı sıkıntısı çektiğini, hem kentsel dönüşüm projeleri hem de alt yapı konusunda bilgi alışverişinde bulunmak istediklerini belirtti.

Ziyarete; Kerkük Belediye Başkanı Abdulkarem Rafiq, Mamak Belediye Meclis Üyesi Ahmet Tunç, iş adamı ve araştırmacı yazar Zübeyt Bozkurt ve Kerkük Belediyesi mimar ve mühendisleri katıldı.

CİHAN

HABER 50

Süleymaniye’de 2 yaşındaki çocuğa kreş dayağı


İki yaşındaki B.B., kreş çalışanları tarafından dövülerek hastanelik edildi. Olayın ardından Irak Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanlığı, kreşi 10 günlüğüne kapatırken, aile ise kreş çalışanları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Süleymaniye’deki özel bir kreşe 2 yaşındaki oğulları B.B.’yi bırakan aile akşam aldıkları çocuklarının yüzünün ve vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar olduğunu fark etti. Aile derhal B.B.’yi hastaneye götürürken, olayı polise haber verdi. Gözaltına alınan kreş sahibi ifadesinde, çocuğun çalışanların dikkatsizliği sonucu yere düştüğünü ileri sürdü. Çocuklarının yere düşmekten ziyade kasıtlı dövüldüğünü belirten aile, resmi makamlara şikayet başvurusunda bulundu.

HASTANELİK EDEN DAYAĞA 10 GÜNLÜK KAPATMA!

Olaya el koyan Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanlığı, kreş hakkında 10 günlük kapatma cezası verirken, sahibi hakkında da suç duyurusunda bulundu. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, çocuğa şiddet uygulandığının doktor raporuyla tespit edildiği, kreşe verilen 10 günlük kapatma cezasının yanı sıra sahibi hakkında dava açıldığı belirtildi. Bakanlık kararına isyan eden 2 yaşındaki B.B.’nin ailesi ise 10 günlük kapatma cezasının caydırıcı olmayacağını belirterek, kreşin tamamen kapatılmasını istedi.

ANF NEWS AGENCY

Irak'ta ikinci saldırı: 2 ölü


Irak'ın Musul kentinde park halinde bulunan bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 2 kişi öldü, 12 kişi yaralandı.

Yetkililer, Musul'da orduya ait bir kontrol noktası yakınında park halinde bulunan bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda, biri asker 2 kişinin öldüğünü, 12 kişinin yaralandığını söylediler.

Irak'ın başkenti Bağdat'ta bugün düzenlenen bir diğer bombalı saldırıda bir kişi ölmüş, 6 kişi yaralanmıştı.
Haber Kaynağı : Haber7.com

TELGRAF TÜRK

Musul'da 6 El Kaide militanı yakalandı


Irak'ın kuzeyindeki Musul şehrinde El Kaide mensubu 6 militanın yakalandığı bildirildi.

Irak İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, istihbarat bilgilerinin değerlendirmesinden sonra İçişleri Bakanlığına bağlı güçlerin bu sabah Musul şehrinde El Kaide bağlantılı sözde Irak İslam Devleti'nin basın bürosu olarak kullandığı bir eve baskın düzenlendiği ve baskında El Kaide mensubu 6 kişinin yakalandığı belirtildi.

Açıklamada, büroda bilgisayarlar, haberleşme cihazları, vericiler, yazıcılar, haritalar ve güvenlik merkezlerine ait fotoğrafların bulunduğu kaydedildi.

Tutuklanan El Kaide mensuplarının sorgulanmak üzere bir güvenlik merkezine götürüldüğü ifade edildi.

Irak ordusuna bağlı güçler, bu sabah Musul'un batısındaki El Cebban bölgesinde düzenlediği operasyonda, arabaların altına yerleştirilen bombaların saklandığı bir depo buldu.

Güvenlik güçleri, devlet çalışanları, aşiret liderleri ve din adamlarına doğrudan saldırı düzenleyen ve çatışmalara giren El Kaide, son zamanlarda taktik değiştirerek hedef aldığı kişilerin arabalarının altına bomba yerleştiriyor.

El Kaide, yeni yöntemi en çok Sünni olan El Enbar, Musul, Diyale ve Salahaddin illerinde kullanıyor.

Bu arada, Irak istihbarat servislerinin sağladığı bilgilere göre, Irak'taki El Kaide mensubu sayısı 2006'da 33 bin iken bugün bu sayı 3000 civarında. El Kaide, 2006 yılında haftada 420 terörist saldırı düzenlerken, son zamanlarda düzenlediği saldırı sayısı haftada 20 ile 30 arasında değişiyor. Irak'a 2006'da ayda 100 intihar bombacısı girerken, bu sayının bugün 2 veya 3 olduğu kaydedildi.

ZAMAN

PKK ile Barzani arasında gizli savaş


Bütün dikkatler Beşar ESAD, Hama ve Humus’a çevrilmişken Suriye’de sessiz ve derinden gelişen önemli bir mücadele gözden kaçmaktadır.

İbrahim Çevik’in analizi

Bizi diğer tüm gelişmelerden daha çok ilgilendirmesi gereken bu sessiz ve derin mücadele BARZANİ ile PKK arasında gerçekleşmektedir. Bu Kürtçülerin ifadeleriyle “Batı Kürdistan”ı yani Suriye’de Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu bölgede egemenliği ele geçirme mücadelesidir.

Suriye’nin karıştığı ilk günlerden itibaren başlayan bu mücadele konusuna daha önce PKK’nın; bu ülkedeki siyasi uzantısı olan PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtleri bir araya getirdiğine, hatta bazı önde gelenleriyle Kandil’de toplantı yaptığına, onları “siyasi meclis” çatısı altında topladığına değinmiştik.

BARZANİ’nin Suriye’deki faaliyetleri konusunda ise; PKK’ya mesafeli duran Kürtçü liderleri olası gelişmelere karşı hazırlıklı bulunmalarıyla uyardığını, Suriye’de ortaya çıkacak bir otorite boşluğundan yararlanma umuduyla babasından miras kalan “dört parçalı Kürdistan” hayaliyle yanıp, tutuştuğunu, bu hayallerinin arasında Doğu Akdeniz’e açılacak bir “Kürdistan”ın bulunduğunu belirtmiştik.

Batı’nın diplomatik temsilcilerini çekmeleriyle ortaya koydukları tutumlarından artık ESAD yönetiminin günlerinin sayılı olduğu anlaşılmaktadır. Varılan bu noktayı daima göz önünde bulunduran iki taraf da “Batı Kürdistan” konusundaki planlamaları doğrultusunda hiç boş durmamaktadırlar.

PKK, PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtçülere “Nation Council” isimli bir çatı örgütü kurdurdu. BARZANİ ise yandaşı Suriyelilerin “Kurdish National Council – KNC” yi hayata geçirmelerini sağladı. Basına sızdırılan haberlerde PKK’nın bin kişilik bir terörist gücünü ESAD’a destek amacıyla kargaşanın ilk günlerinde Suriye’ye gönderdiği duyuruldu. Hatırlanacağı üzere söz konusu bilginin ortaya atıldığı günlerde Kamışlı’nın öne çıktığı yerleşim birimlerinde Türkiye aleyhinde gösteriler düzenlenmiş, ÖCALAN’ın özgürlüğü sloganları atılmıştı. Türk güvenlik güçlerinin gerçekleştirdikleri KCK operasyonlarında ele geçen bir doküman ise bu bilgiyi doğrulamıştı. Konuyla ilgili olarak basına verilen bilgilerde, 18 Mayıs 2011 tarihinde ÖCALAN ile görüşen avukatların Avrupa’daki örgüt mensuplarının son olaylardan sonra Suriye’ye yeteri kadar kadro aktarıldığını belirttikleri öne sürüldü.

Suriye’nin, sağladığı rahat çalışma ortamıyla PYD’nin Kürt muhalefetini denetimi altında alma çalışmalarını kolaylaştırdığı bildirildi. Sağladığı ayrıcalık çerçevesinde ömür boyu hapse mahkûm ettiği PYD lideri Salih MÜSLÜM’ü ani bir kararla salıverdiği ve serbestçe faaliyet göstermesine göz yumduğu haberleri verildi.

PKK’nın Suriye’de denetim kurma çabaları örgütün hep yapmaya alışık olduğu muhalifi ortadan kaldırma usulüyle güçlendirildi. PKK’nın önünde ciddi ve saygın bir engel olan Syrian Future Movement lideri Mishaal TEMO, Ekim ayında Kamışlı’da öldürüldü. Ve yine hep olduğu gibi PKK, bu suikastın sorumluluğunu inkâr etti ancak bir süre sonra bu çabanın gereksizliğini kendisi bile kabullendi.

PKK’nın, muhalefeti yok etme faaliyetinin son kurbanları Abdullah BEDRO ve üç oğlu oldu. Ocak 2012 ayında Kamışlı’daki evlerinde PKK’lı teröristlerin baskınına uğrayan A. BEDRO, geçmişte ÖCALAN ile arasındaki yakın dostluğuyla tanınmaktadır. Ortaya atılan pek çok söylentide; BEDRO’nun El Muhaberat ile ilişki kurarak ajanlaştığı iddia edildi. Ne var ki, Kürtçü liderin saygın kişiliği nedeniyle “ajanlaşma” iddiasına itibar eden olmadı.

PKK’nın şiddet ve terörle susturma ve bastırma çabalarına bir yenisi 3 Şubat 2012 günü Afrin’de yapılan gösterideki tutumuyla eklendi. Söz konusu gösteriyi düzenleyen BARZANİ yanlısı KNC’li taraftarların, elleri sopalı ve bıçaklı, yüzleri maskeli PYD’lilerin saldırısına uğradıkları bildirildi.

Kandil’den Murat KARAYILAN, Suriye’de sürecin gittikçe hassas bir hal aldığına dikkat çekerek “Kürtler burada kendilerini heba etmemeli, hemen bir taraf olmamalı. Tabii Kürtler saldırı yerine öz savunmasını geliştirmeli. Halk da bunu esas almalı. Kürtler kendisini başkası için kurban etmemeli. Çünkü bazı güçler Kürtleri kullanmak istiyor” diyerek açıkça belirtmemekle birlikte BARZANİ ve Türkiye konusunda Suriyeli Kürtçüleri uyardı.

PKK’nın aksine Suriye Kürtçüleriyle siyasi birlik oluşturmaya çalışan BARZANİ’nin, büyük oynadığını ortaya koyan K. Irak’ın geleceğine ilişkin açıklamaları son derece önemlidir. Arap basınında yer alan haberlerde; BARZANİ’nin 2012 Nevroz’unda K. Irak’ın bağımsızlığını ilan edeceği, İngiltere ve Fransa’nın bu planlamaya büyük bir arzuyla destek verdikleri, ABD’nin henüz zamanın uygun olmadığı gerekçesiyle pek olumlu bakmadığı duyurulmaktadır. K. Irak’ta yayınlanan Hawlati gazetesinin başyazarı Kamal RAOUF’a atfen verilen bir başka haberde ise; dört ülkeyi kapsayacak daha büyük bir “Kürdistan” konusunda araştırmalar yapması planlanan Strategic Institute for Establishment of a Kurdish State in Southern Kurdistan isimli bir vakfın kurulduğu belirtilmektedir.

BARZANİ’nin son birkaç aylık dönemde uluslararası ilişkilerde attığı adımlar bu haberleri doğrular niteliktedir. Bağdat hükümetini atlayarak Exxon Mobil ile yaptığı petrol anlaşması bu konudaki en büyük ve en önemli adımdır. Uluslararası ilişkiler uzmanları bu anlaşmayı Shell’in izlemesinin çok muhtemel olduğuna işaret etmektedirler. Ayrıca Nuri El MALİKİ’nin bastırmaya çalıştığı Sünni Arap muhalefetinin dile getirdiği özerk yönetim isteklerine BARZANİ olumlu yaklaşmaktadır. Diğer taraftan K. Irak’ta adeta her gün yenisi eklenen yabancı diplomatik temsilciliklerin açılması da BARZANİ’nin uluslararası konumunu güçlendirmektedir.

Kürtçülüğün bölgesel lideri olma yolunda ilerleyen BARZANİ, Suriye Kürtçüleriyle ağırlıklı olarak siyasi temelli ilişkiler geliştirmektedir. Son adım olarak Ocak 2012 ayının sonunda Erbil’de gerçekleştirilen üç günlük konferansa dikkat edilmelidir. Avrupa’dan da katılımların olduğu konferansta iki yüz elliden fazla Suriyeli Kürt temsilcinin hazır bulunduğu öne sürülmektedir. Mesut BARZANİ’nin, yaptığı konuşmada; Suriyeli Kürtlerin kendilerini her türlü değişikliğe hazırlamalarını, ortalık yatışana kadar dar partizan çıkarları bir kenara bırakıp “Kürtlük” yolunu izlemelerini istediği ve tek ses olmaları çağrısında bulunduğu belirtilmektedir.

BARZANİ, PKK arasındaki “Batı Kürdistan” çekişmesinin bugünkü özelliği birbirleriyle doğrudan çatışmadan kaçınarak, Suriyeli Kürtçüleri kendi saflarına katma çabalarıdır. Yakın bir gelecekte bunun aksine bir tutum beklemek doğru olmayacaktır. Bölgesel dengeler ve mevcut hasım-dost ilişkileri içerisinde doğrudan çatışmanın yararı olmayacağı gibi telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açacağını her iki Kürtçü de iyi bilmektedir.

EKONOMİ HABER

13 Şubat 2012 Pazartesi

Kenan AKIN - Rauf Denktaş ve Türkmenler!


Hakkın rahmetine kavuşan büyük lider Rauf Denktaş’ın yerinin kolay kolay doldurulamayacağı şimdiden ortaya çıkmış bulunuyor.
Türk dünyasının önde gelenleri, gerek yaptıkları konuşmalarda, gerek demeç ve yazılarında Denktaş’ın değerini her fırsatta açıklıyor.
Gerçekten de, bırakın Türk dünyasını, İslam âleminde de, yakından bilinen, sevilen, sayılan Denktaş’ın söylevleri, çoğu iddiaları ve uyarıları hatırlanıyor.
Özellikle, Azerbaycan ve Irak’ın kuzeyinde dini törenlerle de anılan rahmetli Denktaş’ın keskin zekası, diplomatik deneyimi ve gönül adamlığı dile getiriliyor.
Aldığımız onlarca mesaj arasında, Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği Başkanı Kürşat Çavuşoğlu’nun samimi satırlarından bir bölümünü okurlarımızla paylaşmak gerekiyor: “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın vefat haberiyle Türk dünyası yasa boğuldu, Rauf Denktaş sadece Kıbrıs’takilerin değil tüm Türklerin kaybıdır.
Türk Dünyasının yetiştirdiği en kıymetli liderlerden biri olan Denktaş, yiğit, yürekli, inandığı davaya sadakatle bağlı bir devlet ve siyaset adamıydı.
Rauf Denktaş, Irak Türklerine sevgi duyan bir insandı. Irak Türkmenlerinin davasının da her zaman manevi destekçisi ve yardımcısı olan Denktaş, bütün Türk dünyasının mücadelesine ilgi duyan bir vizyona sahipti. Irak Türklerinin çektikleri çile, haksızlık ve mücadelelerini değişik zamanlarda dile getirmiş bir liderdi.
11 Mayıs 2003 tarihinde Denktaş, Türk Ocağı Antalya Şubesi tarafından düzenlenen “Kıbrıs Meselemiz” konulu konferansa katılmak üzere Antalya’ya geldi.
Sayın Denktaş yoğun programına rağmen bizleri kabul etti.
Her zamanki gülümsemesi ve cana yakın haliyle bizleri karşıladı. Üzerinde siyah takım elbise ve bordo kravatı vardı. Bir iki dakika süren resmiyet havası anında yok oldu. Biraz yorgun gözüküyordu. Gerek iç gerekse de dış siyaset sahnesinde sıkıntılı ve yoğun bir gündem içerisinde bizi kabul etmişti.
Söz alarak sohbete şöyle başlandı, “Sayın Başkan’ım, Irak işgal edildi, Türkmenlerin yoğun yaşadığı Kerkük ve Musul işgal altında ve Türkmenler bugün zor şartlar altında. Türkmenlere ne yapmalarını tavsiye edersiniz?” Kendisi dedi ki;  “Türkmen meselesini Türkiye’nin meselesi yapmaya çalışın, Türkiye’nin devlet politikası haline gelmesini sağlayın. Gücünüzü birleştirirseniz, birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket ederseniz, tabiatıyla daha güçlü bir duruma geleceksiniz.
Kimliğinizi koruyun. İnsan hakları kuruluşları ile iyi ilişkiler kurun ve bıkmadan usanmadan sorunlarınızı rapor halinde bu kuruluşlara bildirin. Türkmenlerin uğradıkları haksızlıkları dünyaya duyurmak ve gündemde tutmak için en etkili silah ise yürüyüş, direniş, boykot ve gösteri gibi eylemlerdir. Sizleri engelleyecekler, ama sizler yılmayacaksınız. Irak’ın yeniden yapılanmasında Türkmenlerin aktif rol üstlenmeleri önemlidir.” Bunlar Rauf Denktaş’la yaptığımız görüşmeden bazı notlar sizlerle paylaşmak istedik.
Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Dünya Rauf Denktaş’ı hep saygıyla anacaktır ve unutmayacaktır.
Her şeyden önce, Çavuşoğlu’na şükranlarımızı sunarken, Rauf Denktaş’ı bir kez daha rahmetle anmamız icap ediyor.
Rahmetli Denktaş’ın, Türk dünyası’nın tarihi sorunlarını ayrıntılarıyla bildiğine ve bu uğurda çaba sarf ettiğine tanık bir gazeteci olarak, kaybımızın büyüklüğünü bir kez daha hatırlatmamız öncelikli görevimiz oluyor.
Yeniçağ

Irak'ta polis şefine silahlı saldırı: 2 ölü


Irak'ın Felluce kentinde bir polis şefinin aracına militanlarca düzenlenen silahlı saldırıda polis şefi ile aracın sürücüsü öldü.
Felluce polis yetkilileri, saldırıda Polis Albay Saad El Şamiri ile makam aracını kullanan sürücünün çalıştığı polis karakolu yakınında düzenlenen saldırı sonucu öldüğünü söyledi. Yerel sağlık yetkilileri de bu bilgiyi doğruladı.

Şamiri, El Kaide terör örgütünün Irak kolu ile Felluce kentindeki diğer militan gruplarının izini sürmekle görevli polis görev gücünü yönetiyordu.

Polis teşkilatı tarafından yapılan açıklamada, saldırıda hayatını kaybeden Şamiri'ye karşı, sonuncusu geçen yıl olmak üzere daha önce de pek çok suikast girişiminde bulunulduğu bildirildi.

ZAMAN

Fikret Ertan - Yeni dönemde Amerika ve Irak


Irak'taki askerî varlığını tamamen geri çekmesinin ardından Amerika'nın bu ülkedeki nüfuz ve ağırlığını 16 bin personelden meydana gelen büyükelçilik bünyesindeki diplomatik varlığı ile devam ettirip koruyacağını öğrenince bu işte bir gariplik olduğunu düşünmüş, buna fazla bir anlam verememiştim.

Özellikle de Irak'taki hâkim Amerikan karşıtı havayı ve Irak hükümetinin egemenliğini vurgulama isteklerini dikkate aldığımda Amerika'nın diplomatik planının işe yaramayacağı kanaatine varmıştım.

Irak'taki Amerikan diplomatik varlığı 2.000 kadarı diplomat, geriye kalanı da güvenlik personeli, yardım görevlileri, askerî eğitimciler gibi sivil personelden meydana geliyor bugün. Güvenlik personelinin büyük bölümü de şüphesiz özel güvenlik şirketleri mensupları. Yardım görevlileri Amerika'nın Irak'ta yürüttüğü çeşitli kalkınma projeleriyle ilgili. Askerî eğitimciler ise Irak güvenlik güçlerine Amerika'nın Irak'a sattığı silahların eğitimini veriyorlar.

Son haberlere göre, Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Irak'taki diplomatik varlığını yeniden değerlendirme ve gözden geçirme kararı almış bulunuyor. Bu çerçevede, bu kadar çok personelin varlığının ve yılda harcanacak 6 milyar doların gerçekten gerekli olup olmadığını düşünüyor. Bunun da ötesinde, bir yıl kadar üzerinde çalışılan Irak'ta bu büyük diplomatik misyon bulundurma kararının yanlış bir karar olduğu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Nitekim, Dışişleri Bakanlığı geçen yılın sonlarından bu yana özel güvenlik personel başta olmak üzere bu misyonda görevli personelin sayısının azaltılmasının yollarının aranmaya başlandığını, azaltılmaya diplomatların da dâhil olduğunu açıklamış bulunuyor.

Amerika herhalde yanlışın neresinden dönülürse o kadar kârlı çıkacağı noktasına gelmiş oluyor. Bu ayrıca, 8 yıllık işgal sonrasında Irak'ı, iç siyasetini çok iyi bilme, değerlendirme noktasına gelmiş olduğu var sayılan Amerika'nın bu konuda sanılanın aksine yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Amerika'nın, Irak'taki diplomatik varlığını azaltma yoluna girmesinin sebeplerinin başında şüphesiz bu kadar büyük varlığa ihtiyaç olmamasını geç de olsa anlaşılması geliyor. Ne var ki, sadece bu sebep de meseleyi tam olarak açıklamıyor. Bir başka ve belki de belirleyici sebep ise Irak makamlarının geçen yılın sonlarından başlayarak Amerikan diplomatik varlığına karşı çıkarmaya başladığı bürokratik problemler, engellemeler, kısıtlamalar ve zorluklar.

Bu çerçevede Iraklı makamlar misyon personeline gerekli vizeleri, izinleri vermekte büyük zorluklar çıkarıyorlar. Aynı zamanda bu personelin Irak içinde seyahatlerine, ziyaretlerine de kısıtlamalar koymaya ve zaman zaman da özellikle özel güvenlik personelinin bazılarını gözaltına almaya başlamış da bulunuyorlar. Kısacası, Iraklı makamlar Amerikan misyonunu bunaltmaya, bıktırmaya ve sonuçta önemsiz ve küçük hale getirmeye çalışıyorlar. Her ne kadar herhangi bir yetkili açıkça dile getirmese de durum bize göre böyle. Hatta bazı haberlerde Amerikalı personelin Bağdat'taki Yeşil Bölge dışına çıkamadıkları bile söyleniyor. Bu bakımdan Amerikan misyonunun hareketlerinin bundan böyle kısıtlı ve sınırlı olacağı anlaşılıyor. Bu da şüphesiz misyonun etki ve başarısını olumsuz yönde etkileyecek gibi görünüyor.

Özetle söylemek gerekirse, bizim edindiğimiz intibaa göre, Irak'taki Amerikan nüfuz ve ağırlığı bundan böyle sınırlı ve kısıtlı olacak. Amerikan misyonunun Iraklı makamlarla ilişkisi elbette devam edecek. Ancak bu, özellikle yürümekte olan ekonomik ve kalkınma projeleri ile askerî eğitim konularında olacak. Bunlar da elbette Irak'ın çıkarına ve faydasına olduğu için ne kadar gerekiyorsa o kadar devam edecekler. Diğer alanlarda ise ben şahsen güçlü ve yakın ilişkiler beklemiyorum. Özellikle de siyasî alanda. Bu alanda Irak hükümetinin bugünkü şartlarda İran hariç, hiç kimseyi dinleyeceğini sanmam. Bu zaten Başbakan Nuri Maliki'nin duruşundan ve açıklamalarından belli olmuş bulunuyor.

Sonuçta, Amerika'nın Irak'ta bundan böyle olayları, gelişmeleri etkileyebilecek bir nüfuz ve gücünün olmayacağı kolaylıkla ileri sürülebilir. Biz de zaten bunu söylüyoruz. Bu bakımdan Irak konusunda Türkiye'nin ikide bir Amerika ile danışması, görüşmesi, bir şeyler beklemesi bize göre fazla anlam taşımıyor. Amerika, Irak'ta askerî varlığının olmadığı yeni dönemde sanıldığı gibi etkin ve güçlü değil. Bunu olaylar, gelişmeler zaten gösteriyor. Bu bakımdan Amerika'nın Irak'ta hâlâ güçlü nüfuzu olduğunu düşünenler ve başkaları bu yeni gerçeği artık anlamalılar, Amerika'ya olmayan gücü ve nüfuzu atfetmekten de vazgeçmeliler.

ZAMAN

Irak'ta Bakanlar Kurulu Bağdat dışında toplandı!


Irak Bakanlar Kurulu, Başbakan Nuri El Maliki başkanlığında Basra şehrinde toplanarak ilk kez Bağdat dışında bir toplantı gerçekleştirmiş oldu.

Maliki başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, Irak'ta yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin halkın refah seviyesinin yükseltilmesi konusunda başarısız kalması üzerine ülke genelinde son bir yıldır yaşanan sıkıntıların giderilmesi amacıyla acil bir şekilde Bağdat'ın 590 kilometre güneyinde yer alan Basra şehrinde toplandı. Toplantıda konuşan Maliki, Bakanlar Kurulunun Basra'da toplanarak bir ilki gerçekleştirdiğini ve bundaki kastın tüm illere açılarak, yerel yönetimlerin sorunlarını ve taleplerini dinlemek, karşılaştıkları güçlükleri öğrenmek ve merkezi hükümet olarak bu illeri desteklemek olduğunu belirtti.

Bağdat dışında bugün ilkini başlattıkları Bakanlar Kurulu toplantılarının sıkıntı çeken diğer illerde de süreceğini dile getiren Maliki, "Büyük sıkıntıların, tıkanıkların bulunduğu diğer illerde yapacağımız toplantılarda halkın sıkıntılarını ve taleplerini yerinde dinleyeceğiz. Merkezi hükümet olarak il meclisleri ve yerel hükümetlerin en iyi şekilde çalışmaları için her tür desteği vermeye çalışacağız" dedi.

İHLAS SON DAKİKA

Süleymaniye Beach'e zengin turist akacak


Yıllardan bu yana terörle anılan Kuzey Irak, bölgenin turizm merkezi olmaya aday. Süleymaniye kenti ve Dukan Gölü turizme tahsis edildi. Kent, plajda güneşlenen, yelken yapan ve golf oynayan turist görüntülerine sahne olacak


Deniz ÇİÇEK / ANKARA
Bİr dönem adı terörle özdeşleyen Kuzey Irak, gözde bir turizm merkezi olmaya hazırlanıyor. Kuzey Irak'ın Süleymaniye kenti, kısa süre sonra plajda güneşlenen turist görüntülerine sahne olacak. Kentteki Dukan Gölü'nün dev bir turizm kompleksine dönüştürülmesi planlanırken, Süleymaniye'deki bazı alanlar da golf turizmi için tahsis edildi.
Süleymaniye kentinde, sanayi, iş merkezleri ve turizm olmak üzere 5 ayrı yatırım bölgesi belirlendi. Kuzey Irak yönetimi, Türk işadamlarına yönelik bir yatırım dosyası hazırlarken, buna göre Süleymaniye'deki yatırım fırsatları şöyle:
- DEV KOMPLEKS: Süleymaniye'deki Dukan Gölü, turizm alanı olarak tahsis edildi. 3200 dönümlük arazi için master plan oluşturuldu. Bahçeler, golf sahaları ve evler kurulacak. Plajlar ve yelken sporu için imkan bulunacak.
- LÜKS OTELLER GELİYOR: Süleymaniye'de turizm için belirlenen ikinci alan ise Hawary Shar.  1800 dönümlük alan yatırım için ayrıldı. Bu bölgeye de lüks oteller, golf sahaları ve spor merkezleri kurulması planlanıyor.
- SANAYİ ŞEHRİ: Süleymaniye'nin doğusundaki 2200 dönümlük araziyse sanayi yatırımları için tahsis edildi. Arpat adı verilen bu bölge, farklı sanayi kuruluşları ve fabrika için ayrılacak. Serbest bölge mantığıyla vergisiz çalışacak.
- MEGA AVM'LER: 3500 dönümlük Qularaisy Lands'e ise yeni bir şehir kurulacak. Yatırımcılara ayrılan bölgede konutlar, oteller, plazalar, mega AVM'ler ve hükümet binaları bulunacak.

TÜRK FİRMALARINI BEKLİYORUZ
Irak Kürt Bölgesi Yatırım Kurulu Başkanı Heriş Muharrem, Kuzey Irak için bir yatırım yol haritası belirlediklerini belirtirken şöyle konuştu: 'Her bölge için kendine özgü bir yol haritası hazırladık. Sanayi, turizm ve tarım alanında yatırım imkanları belirledik. Türk firmalarını da bu spesifik projelere katılmaya davet ediyorum. Arazi tahsisi ve diğer gerekli hizmetleri sağlıyoruz' dedi.
Türkiye Ekonomi Bakanlığı da Kuzey Irak yönetimine, 'Söz konusu yatırım fırsatlarının yakından incelenerek, Türk yatırımcıların bu bölgelere yönlendirileceği' mesajını verdi.
Yetkililer, Türk yatırımcıların, serbest bölge ve turizm alanlarında üzerine düşen yatırımları sonuna kadar yapacağını kaydetti.

AKŞAM

Suriyeli Kürtler de Esad'a öfkeli


Irak'ın kuzeyindeki Erbil kentine gelen Suriyeli Kürt Gençler heyetinin genel sekreteri İbrahim Murat, 'Şu anki hedefimiz Suriye'de Esad rejimini devirmektir. Çünkü bu rejim Suriyelilerin kanını emiyor. Son günlerde yüzlerce insanı katletmiş olan Beşşar Esad rejimine karşı durmamız lazım' dedi.

 Suriye'de rejim yıkıldıktan sonra, bütün Kürt ve Arap halklarının haklarının güvence altına alınmasını istediklerini belirten Murat, kültürel ve sosyal bütün haklarının anayasal olarak garanti altına alınmasını ve yönetime katılmak istediklerini söyledi.

Suriyeli Kürt gençlerin, Suriye'de rejimin yıkılması halinde ne yapacağını ve beklentilerini AA muhabirine anlatan Murat, "Biz Suriyeli Kürtler olarak, milletimiz neyi istiyorsa onu karşılamaya çalışacağız. Ancak şu anki hedefimiz Suriye'de Esad rejimini devirmektir. Çünkü bu rejim Suriyelilerin kanını emiyor. Son günlerde yüzlerce insanı katletmiş olan Beşşar Esad rejimine karşı durmamız lazım" diye konuştu.

"Kürtler, Suriye'de Esad'ın yanında değil"

''Kürt bölgelerinde şu ana kadar neden rejime karşı güçlü bir direniş söz konusu değil'' sorusuna Murat, "Kürtler Suriye'de Esad'ın yanında değil, ama maalesef bölünmüş durumdalar. Esad Kürtlerden çok korkar. 2004'te Suriye Kürtleri mücadele başlattı, Kamışlı sokakları karıştı. Ama bence Esad şu an isyan eden Arapları tasfiye etmek istiyor. Daha sonra sıra elbette Kürtlere gelecek ve onlara karşı da bir katliam yapacak" yanıtını verdi.

Suriye'de rejimin devrilmesi halinde Kürtlerle Sünnilerin bir arada yaşayıp yaşamayacağı sorusu üzerine Murat, "Gerçeğe bakmak gerekirse Kürtler, Müslüman Kardeşler'den korkuyor. Bizler Suriye'de İslami bir devlet kurulmasını istemiyoruz. Biz modern ve laik bir devlet inşa etmek istiyoruz. Suriye'nin Müslüman Kardeşler'in eline geçmesinden ziyade, anayasal ve demokratik bir Suriye istiyoruz" ifadesini kullandı.

"Esad ailesi 40 yılı aşkın bir süredir Suriye'de hüküm sürüyor ve Kürtlere hiçbir hak tanımadı. Kürtlere vatandaşlık bile verilmedi. Kürtlerin arazileri gasbedilip Araplara veriliyordu. Yıllarca Kürtlerin kanı emiliyordu" diyen Murat, Erbil'de toplanmalarına ilişkin şunları kaydetti:

"Bizim Erbil'de toplanmamızın ana nedeni, kardeşlerimiz olan Irak Kürtleri ve Türkiye Kürtlerinin bize yardım etmesini sağlamak. Bu yardım, Baas rejimi devrildikten sonra Suriyeli Kürtlerin anayasal haklarına kavuşması şeklinde olacak."

Terör örgütü PKK ile ilgili bir soruya Murat, "Siz PKK'dan bahsediyorsunuz, PKK'ya Suriyeli Kürtler de katılmış durumda. Biz Suriyeli Kürtler olarak her devletin içindeki Kürtlerin sorunlarını kendilerinin çözmesinden yanayız" yanıtını verdi.

"Suriye'de insanlar silahlanmak zorunda kaldı"

Suriye'nin önemli Kürt muhaliflerinden Dr. Rıdvan Badini ise Suriye'de durumun çok hassas olduğunu, insanların önceleri gösteriler yaparak hak elde etmeye çalıştıklarını, rejimin gösterileri silahla bastırmaya çalışmasından dolayıda halkın korunmak amacıyla silahlandığını söyleyerek, "Rejim 49 yıldır halkın kanını emiyor. Halk haktan mahrum bırakılmıştır" dedi.

Suriye'de Kürtlerin bir çatı altında toplanamadığını, rejimin çeşitli yollarla Kürtleri böldüğünü ifade eden Dr. Badini, "Maalesef biz birkaç parçaya bölünmüşüz. Bazı partiler kurnazlık yapıyor. Bazıları da rejimle işbirliği
yaparak Kürtlerin harekete katılmalarını engellemek istiyor. Ama direnen bir kesim de var ve bu kesim rejimin yıkılması için çalışıyor" diye konuştu.

Suriye'de Kürtlerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü ve sürekli haklarının çiğnendiğini aktaran Badini, şöyle konuştu:

"Aslında herkes Kürtlerin nelere maruz kaldığını çok iyi biliyor. Ne kültürel, ne siyasi ne de ekonomik hakları vardı. Bırakın bu hakları vatandaş muamelesi bile görmüyorlardı. Şimdi durum farklı ama. Rejim bazı taraflar üzerinden oyun oynuyor ve Kürtlerin halk hareketine katılmasını engellemeye çalışıyor."

Kandil'de bulunan Suriyeli Kürtlerin neden Suriye'ye geri döndüğüne ilişkin bir soru üzerine Badini, "Bu soruyu bize herkes soruyor. Bazı güçler devletin güçsüz olduğunu düşünüyor ve bu güçsüz durumdan faydalanmak istediklerini tahmin ediyorum" dedi.

Türkiye'ye teşekkür

Suriye halkının yanında oldukları için başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na şükranlarını ifade eden Dr. Badini, "Bu liderler Suriye halkının yanındalar. Türkiye, Suriye halkının neler çektiğini dile getiriyor. Biz Suriye'deki durumun Türkiye'ye yansıdığını biliyoruz. Esad rejimi sadece bize değil, Sünni Araplara da haklarını vermiyor. Rejim Hama'da 1982'de toplu bir katliam yaptı. Biz sadece Suriye halklarının demokratik bir şekilde yaşamasını talep ediyoruz" diye konuştu.

Kaynak: AA

TİME TURK

Kilisede Kürt bayrağı


ABD'de kilisede ABD bayrağının yanında Kürt bayrağının da yer aldığı belirtildi

Ramazan YAVUZ/DİYARBAKIR, (DHA)

ABD’nin Tins Kentindeki Bilmort Kilisesi’nde yaklaşık 20 yıldan bu yana ABD bayrağının yanında Kuzey Irak’taki Kürtler tarafından kullanılan Kürt bayrağının yer aldığı belirtildi.

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin liderliğini yaptığı Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (IKYB) internet sitesi Pukmedia, Amerika’nın Tins Kenti’ndeki Bilmont Kilisesinde yaklaşık 20 yıldan bu yana ABD bayrağının yanında Kürt bayrağının da yeraldığını bildirdi. Kilisenin genel sorumlusu olan papaz Mic, "Kuzey Irak’taki Kürtler’in başına gelen olağandışı şeyler beni çok etkiledi. Kuzey Irak’taki çocukların yaşadığı acı beni çok adeta sarstı. Kimyasal bombardım uygulanan Halepçe katliamında ağladım. Kuzey Irak’taki Kürtler’in yaşadığı acıları görünce onlarla artık dost olmaya karar verdim. Görev yaptığım kilisede bulunan ABD bayrağının yanına Kürt bayrağı da bıraktım. 20 yıldır Kürt bayrağı kilisede bulunuyor" dedi.

Bir süre önce, söz konusu kenti ziyaret eden Kuzey Irak’taki bir grup eğitimci, kilise papazıyla birlikte ABD ve Kürt bayrağı önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.

VATAN

12 Şubat 2012 Pazar

TÜRKİYE İLE BASRA ARASINDA SAĞLIKTA İŞBİRLİĞİ HABERİ


TURKIYE'NIN BASRA BASKONSOLOSLUGU ILE BASRA SAGLIK MUDURLUGU VE BASRA UNIVERSITESI TIP FAKULTESI ISBIRLIGINDE HAZIRLANAN IBNI SINA GENC DOKTORLAR GONULLU STAJ PROGRAMI BASLADI.


TÜRKİYEˊnin Basra Başkonsolosluğu ile Basra Sağlık Müdürlüğü ve Basra Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğinde hazırlanan İbni Sina Genç doktorlar Gönüllü Staj Programı başladı.
Bu kapsamda ilk olarak Genel Cerrahi, Beyin Cerrahisi, Kulak-Burun-Boğaz ve Ortopedi alanlarında 4 Basralı doktor, 2 hafta süreyle İstanbul’da Safa Hastanesi’nde eğitim programına katılacak. Doktorların İstanbul’da bulundukları süre zarfında barınma ve yemek masrafları Türk özel hastanelerince karşılanacak. Basralı doktorlar bu vesileyle, modern imkanlarla donatılmış Türk özel hastanelerinde tıp alanındaki son gelişmeleri yerinde öğrenme ve uygulama fırsatı bulacak.
Türkiye’nin Basra Başkonsolosu Faruk Kaymakcı, programa katılacak doktorları Türkiye’ye gidişlerinden 1 Gün önce Türk Başkonsolosluğunda kabul ederek bu ilk adımın, sağlık alanında Türkiye-Irak arasındaki işbirliğini geliştirmesine ve iki ülke arasındaki kardeşliğin pekiştirilmesine katkıda bulunmasını diledi. Başkonsolosluktan program çerçevesinde, ikinci doktor grubunun da önümüzdeki hafta İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde eğitim programına başlayacağı belirtildi.
Basra Başkonsolosu Kaymakcı, Türkiye’nin tıp alanında ileri teknoloji ve gelişmiş imkanları kullanarak diğer Avrupa ülkelerine göre daha ucuz tedavi olanakları sunduğu için dünyanın her yerinden hastaların tercih ettiği bir ülke haline geldiğini, Basra’da verdikleri vizelerin 5ˊte 1ˊinin sağlık ve tedavi amaçlı vize olduğunu, Türkiyeˊnin tedavi amaçlı gidenler için vizeleri kolaylaştırdığını, Irak’tan binlerce hastanın Türkiyeˊye tedavi için gittiğini ve Irak vatandaşlarının devlet ve özel hastanelerimizdeki tedavilerinden memnun kaldıklarını söyledi.
Başkonsolos, savaş ve çatışmalar nedeniyle geri kalan Irak sağlık sisteminin bir yandan tedavisine yanıt veremediği veya acil hastalarını Türkiye’ye gönderirken, diğer yandan Türk yatırımcılardan Irak sağlık sektörüne yatırım beklendiğini belirti ve Irak’ın güney illerinde yapılan bir çok hastanenin Türk firmalarınca yapılmakta olduğunu, bu hastanelerden bazılarının inşaatının tamamlanmasından sonra da Türk hastaneleri ve doktorlarınca işletileceğini, petrol ve doğalgaz üretimi her geçen gün artan Basra bölgesinin sağlık sektöründe önemli bir potansiyelinin bulunduğunu ifade etti.(DHA)

Diyadin net

Kürt yönetimi üç İslamcı genci astı


ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra Barzani liderliğindeki KDP güçlerinin İslamcılara yönelik amansız baskı ve şiddet eylemleri sürüyor. 2007 yılında “İslamcı oldukları” gerekçesi ile Kerkük'te gözaltına alınan üç Kürt genci önceki gece idam edildi.

Enes Süvari

Kerkük Polis Müdürü Serhat Kadir’e dayanarak PUKMedya ve Barzani yanlısı gazetelerin yayımladığı habere göre idam edilen üç İslamcı gencin Nakşibendi Tarikatı mensubu olduğu belirtiliyor. Beş yıldır yapılan yargılama sonucunda hiçbir terör faaliyetleri tespit edilemeyen Ali Şakir Hemid, İbrahim Kürdî ve Nuri Zedan isimli üç gencin “İslami devlet düzeni getirmeye çalışmak”tan dolayı mahkemece idam cezası ile cezalandırılmışlardı. Polis Müdürü Kadir’in belirttiğine göre gece yarısı sabah namazına bir saat kala Kerkük’te bir askeri üste idam edildiği belirtiliyor. Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden hemen sonra Barzani ve Talabani güçleri, Kuzey Irak’ta faaliyette bulunan bütün İslamcı gençleri kurşuna dizmiş ve Ortadoğu’nun en barışçıl siyasi hareketi olan Hizbi İslamiye Kürdistan’ın bütün üye ve lider kadrosunu da faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırmıştı. Kuzey Irak’taki federal yasalara göre “İslamcı” olmak ağır suçlardan sayılıyor.

Medyarazzi

'Haşimi hakkındaki kovuşturma kararından vazgeçmeyeceğiz'


Irak Başbakanı Nuri El Maliki, ''Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi hakkında verilen kovuşturma kararından vazgeçmeyeceğini'' bildirdi.
Maliki, lideri olduğu Dava Partisi'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle memleketi Kerbela iline bağlı El Hindiye'de düzenlenen etkinlikte, "Haşimi hakkında aldığımız kovuşturma kararından kesinlikle vazgeçmeyeceğiz. Iraklılar hakkında kim suç işlerse, adalet yerini bulana kadar mutlaka adalet karşısında zelil ve aşağılanmış bir şekilde durması gerekir. Haşimi'ye yöneltilen suçlamalardaki deliller yüzde yüz doğrudur. Haşimi, kaçan sanıktır" dedi.

Bu arada, Maliki, bölgedeki bazı ülkeleri Haşimi'ye destek verme ve yardımcı olmakla suçladı. Maliki, bazı ülkelerin kendisine Haşimi'nin yaptıklarından haberdar olduklarını ve ellerinde bununla ilgli dosyaların bulunduğunu söylediklerini belirtti.

Irak Yüksek Yargı Konseyi, tutuklanan bazı korumalarının verdikleri ifadelerde şiddet eylemlerini El Haşimi'nin direktifleri doğrultusunda yaptıklarını dile getirmesinden sonra 19 Aralık'ta, El Haşimi ve beraberindeki 14 kişi hakkında tutuklama kararı vermişti. Haşimi, hakkında tutuklama kararı verilmesinden bu yana Irak'ın kuzeyinde yaşıyor.

Haşimi, avukatları aracılığıyla 5 Aralık'ta Yüksek Yargı Konseyine yaptığı müracaatta, davanın Bağdat dışına, özellikle Kerkük şehrine taşınmasını ve yanında çalışıp da tutuklanan kişilerin Adalet Bakanlığına bağlı tutukevlerine sevk edilmesini talep etmişti.

Irak Yüksek Yargı Konseyi sözcüsü Hakim Abdülsettar Bayrakdar, 15 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Haşimi'nin davanın Kerkük'e taşınması için Temyiz Mahkemesine yaptığı başvurunun, mahkemeye bağlı, 19 uzman hakimden oluşan Genel Heyet tarafından ele alındığını ve Bağdat'ta görülmesine karar verildiğini belirtmişti.

Zaman

Bazı Iraklı direnişçilerin Suriye'ye geçtiği doğrulandı


Irak İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Adnan El-Asadi Irak’tan Suriye’ye silah sokulduğunu ve bazı Iraklı direnişçilerin Suriye'ye gittiğini doğruladı.

Irak İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Adnan El-Esadi Iraklı silahlı bir grubun Irak’tan Suriye’ye kaçak yollarla silah soktuğunu ve belli sayıda Iraklı direnişçinin Suriye'ye gittiğini doğruladı.

El-Esadi Iraklı silahlı bir grubun Suriye'ye geçtiğine ve Irak’tan Suriye’ye silah sevkiyatı yaptığına ilişkin istihbarat aldıklarını söyledi.

El-Esadi ayrıca silahların Musul’daki Rabia Sınır Kapısı’ndan ve Albu Kamal yakınlarındaki bir geçiş noktasından geçirildiğini öğrendiklerini belirtti.

soL

Irak'ta saldırıda: Bir aşiret lideri ve 3 yakını öldü


Irak'ın batısında bir aşiret lideri, arabasının altına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü.
El Enbar Emniyet Müdürlüğünden bir yetkili, El Ivayset aşireti lideri Necim Mustafa'nın bu akşam Felluce'nin 15 kilometre güneyindeki Amiriye yolunda, arabasının altına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu olay yerinde hayatını kaybettiğini söyledi.

Yetkili, aynı araçta bulunan Mustafa'nın eşi, çocuğu ve kardeşinin de olay yerinde öldüklerini belirtti.

Irak güvenlik güçlerinin, Bağdat'ın 110 kilometre batısında yer alan El Enbar'da, terör örgütü El Kaide yönelik operasyonlarına rağmen önemli kişilere yönelik suikast ve şiddet olaylarında son zamanlarda ciddi bir artış yaşandı.

El Enbar'ın Hit bölgesinde 26 Ocak'ta Büyük Hit Camisi imam ve hatibi Şeyh Kutede El Hiti, arabasının altına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Hit Kaymakamı Said Hamdan Gazal da, 11 Ocak'ta akşam namazını kıldıktan sonra cami çıkışında uğradığı silahlı saldırıda ölmüştü.

Zaman

IRAK'IN KUZEYİ VURULDU


Genelkurmay; Irak'ın kuzeyine yapılan kara harekatını duyurdu... İnternet sitesinden yapılan açıklamada, Zap ve Hakurk bölgelerinde tespit edilen iki barınak ve mağaranın vurulduğu belirtildi. Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden dün gece Irak'ın kuzeyine yapılan hava harekatını duyurdu, ayrıntılarını açıkladı..

Açıklamada; iki noktanın vurulduğu, bunların da Zap ve Hakurk bölgelerinde tespit edilen, bölücü terör örgütüne ait iki barınak ve mağara olduğu belirtildi.. "Bu iki hedef grubu, Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından etkili olarak vurulmuştur" denildi..

Harekatla terör örgütüne zaiyat verildiğini duyuran Genelkurmay, "Görevlerini başarıyla tamamlayan uçaklarımız emniyetle üslerine dönmüşlerdir." açıklaması yaptı.

Kanal B

Irak'tan yeni petrol ihraç terminali

Irak, Basra Körfezi'nde yeni bir petrol ihraç terminali açtı. Petrol Bakanlığı sözcüsü Asım Cihad, yeni açılan terminalle Irak'ın güneyinden ihraç edilen petrol miktarının 1,7 milyon varilden, Mart ayının başında 1,9 milyon varile yükseleceğini söyledi.
Yeni termalin Basra kentindeki açılış törenine Başbakan Nuri El Maliki de katıldı. Yeni terminalle Irak'ın güneyinden ihraç edilen petrol miktarının 1 milyon 700 bin varilden, 1 milyon 900 bin varile yükseltilmesi hedefleniyor. Irak'ın günlük toplam petrol ihracı aralık ayında 2 milyon 145 bin varile yükselmişti. Irak, gelirlerinin yüzde 95'ini petrol ihracından elde ediyor.

TOTAL'E UYARI
Bu arada, Başbakan'ın enerjiden sorumlu yardımcısı Hüseyin Şehristani, Fransız petrol şirketi Total'ı, Bağdat'ın izni olmadan bölgesel Kürt yönetimiyle anlaşma imzalamaması için uyardı. Şehristani, aksi takdirde Total'in bunun sonuçlarına katlanacağını belirtti.

Kuzey Irak'a hava harekatı


TSK: 11 Şubat'ta Zap ve Hakurk'ta barınak ve mağaralara hava harekatı düzenlendi
TSK; Kuzey Irak'a hava harekatı düzenlendiğini açıkladı

1. Irak'ın kuzeyinde yapılan keşif ve hedef analizi sonuçlarına istinaden, Zap ve Hakurk bölgelerinde tespit edilen bölücü terör örgütüne ait iki hedef grubu (barınak ve mağara), Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından, 11 Şubat 2012 günü gece saatlerinde etkili olarak vurulmuştur.

2. Görevlerini başarıyla tamamlayan uçaklarımız emniyetle üslerine dönmüşlerdir.

Vatan

Irak sınırında askeri hareketlilik


TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta düzenlediği hava operasyonu ardından bugün Şırnak Bölgesi’nde karadan 40 araçlık konvoyla asker sevkiyatı yapıldı. 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’ndan havalanan Kobra ve Sikorsky helikopterleri de Cudi dağı ve sınır boyunca devriye uçuşları yaptı.

Kuzey Irak’taki örgüt kamplarına yönelik yapılan hava saldırısıyla birlikte Şırnak’ın sınır kesimine doğru askeri hareketlilik görüldü. Mardin yönünden gelen sivil minibüslerden oluşan yaklaşık 40 araçlık konvoy, Şırnak’ta bulunan 23’ncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’na asker taşıdı. Askerleri taşıyan araçlar, şifre karıştırıcı jammer araçları ve zırhlı askeri araçlarla korunurken, havadan kobra helikopterleri de eşlik etti.

Bu arada 23’üncü Jandarma Sınır Tümeni’nden kalkan kobra ve Sikorsky helikopterleri, Cudi Dağı ile Kuzey Irak sınır bölgesinde sürekli devriye uçuşları yaptı. İnsansız hava araçlarının sınır boyunca elde ettiği görüntüler merkezde değerlendirildi.

Vatan

Kürt yönetimi üç İslamcı genci astı


ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra Barzani liderliğindeki KDP güçlerinin İslamcılara yönelik amansız baskı ve şiddet eylemleri sürüyor. 2007 yılında “İslamcı oldukları” gerekçesi ile Kerkük'te gözaltına alınan üç Kürt genci önceki gece idam edildi.

Enes Süvari

Kerkük Polis Müdürü Serhat Kadir’e dayanarak PUKMedya ve Barzani yanlısı gazetelerin yayımladığı habere göre idam edilen üç İslamcı gencin Nakşibendi Tarikatı mensubu olduğu belirtiliyor. Beş yıldır yapılan yargılama sonucunda hiçbir terör faaliyetleri tespit edilemeyen Ali Şakir Hemid, İbrahim Kürdî ve Nuri Zedan isimli üç gencin “İslami devlet düzeni getirmeye çalışmak”tan dolayı mahkemece idam cezası ile cezalandırılmışlardı. Polis Müdürü Kadir’in belirttiğine göre gece yarısı sabah namazına bir saat kala Kerkük’te bir askeri üste idam edildiği belirtiliyor. Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden hemen sonra Barzani ve Talabani güçleri, Kuzey Irak’ta faaliyette bulunan bütün İslamcı gençleri kurşuna dizmiş ve Ortadoğu’nun en barışçıl siyasi hareketi olan Hizbi İslamiye Kürdistan’ın bütün üye ve lider kadrosunu da faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırmıştı. Kuzey Irak’taki federal yasalara göre “İslamcı” olmak ağır suçlardan sayılıyor.

MEDYARAZZİ

Hakkı Öznur'un Yeni Kitabı


Türk fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur,yakın politik tarihimizin 93 yılının önemli olaylarını Timaş Yayınlarından çıkan "1993 Örtülü Darbe" adlı kitabında anlatıyor. 'Darbe tartışmaları', 'Uğur Mumcu suikasti', 'Eşref Bitlis olayı, kaza mı sabotaj mı?', 'Ahmet Cem Ersever suikastı', 'Sivas ve Başbağlar olayları', 'Özal-Talabani, Talabani-Öcalan görüşmeleri', 'Suriye-PKK', 'Öcalan Muhaberat ilişkisi' gibi birçok konu ele alınıyor.

1993 sürecinde pek çok karanlık hadiseler meydana geldiğini belirten Öznur, şöyle diyor: "Peki bunlar bir tesadüf mü? Türkiye'de 1993 yılında aslında ne oldu? Bu karanlık olayların arkasında kimler var? Yoksa 1993'te bürokratik oligarşinin gerçekleştirdiği 'örtülü' bir darbe mi yaşadık?"

Fikir adamı Hakkı Öznur, bu çalışmasında, işte bu sorulara cevap veriyor. Öznur, kitabında; Türkiye tarihinin derinliklerini ve 1993'ten bugünümüze oynanmakta olan oyunlar hakkında bilinmeyenleri bugünün siyasal çatışmalarının temellerini açıklıyor. İlmi ve objektif bir bakış açısıyla kaleme alınan kitap; hem bellekleri tazeliyor, hem de Türkiye üzerinde oyunlar oynayan küresel aktörlerin maskelerini düşürüyor.

Örtülü Darbe 1993: Karanlık bir geçmişe cesaretle bakmak isteyen okurlar için bir kaynak niteliği taşıyor.
Kaynak:  İHA

PİRSUS HABER

10 Şubat 2012 Cuma

Büyükşehir’e Kerkük ziyareti


Büyükşehir Belediyesi’nin resmi konuğu olarak Başkent’e gelen Kerkük Belediye Başkanı Abdulkarem Hasan Rafiq ve beraberindeki heyet,Melih Gökçek’i ziyaret etti.

Başkanlık makamında samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette, konuk Belediye Başkanı Abdulkarem Hasan Rafiq, Ankara da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, alt yapı, kentsel dönüşüm, rekreasyon alanlarıyla ilgili bilgi alışverişinde bulunacaklarını ifade etti.

Kerkük’ün 850 bin nüfuslu bir kent olduğunu belirten Rafiq, bol miktarda petrol rezervi bulunduğunu ancak alt yapı sıkıntıları yaşadıklarını dile getirdi. Kerkük’ün ihtiyacı olan projelere dikkat çeken Rafiq, “Ankara’da üçüncü günümüz ve burada bulunmaktan, sizinle bir araya gelmekten dolayı çok memnunuz. Bizim için çok güzel bir fırsat oldu, müşerref olduk” dedi. Konuk heyeti ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Gökçek ise “Biz de sizleri burada görmekten dolayı çok mutluyuz. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin projelerini arkadaşlar size gezdirecek. Her türlü bilgi paylaşımına da hazırız. Ne arzu ederseniz, arkadaşlar size yardımcı olsunlar” diye konuştu. Sohbetin ardından Gökçek, konuk belediye başkanı Rafiq’e üzeri işlemeli tabak ve çini vazo hediye etti.

HÜRRİYET

9 Şubat 2012 Perşembe

İbrahim ÇEVİK - Barzani ile PKK Arasındaki “Batı Kürdistan”ı Ele Geçirme Mücadelesi


Bütün dikkatler Beşar ESAD, Hama ve Humus’a çevrilmişken Suriye’de sessiz ve derinden gelişen önemli bir mücadele gözden kaçmaktadır. Bizi diğer tüm gelişmelerden daha çok ilgilendirmesi gereken bu sessiz ve derin mücadele BARZANİ ile PKK arasında gerçekleşmektedir. Bu Kürtçülerin ifadeleriyle “Batı Kürdistan”ı yani Suriye’de Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu bölgede egemenliği ele geçirme mücadelesidir.

Suriye’nin karıştığı ilk günlerden itibaren başlayan bu mücadele konusuna daha önce PKK’nın; bu ülkedeki siyasi uzantısı olan PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtleri bir araya getirdiğine, hatta bazı önde gelenleriyle Kandil’de toplantı yaptığına, onları “siyasi meclis” çatısı altında topladığına değinmiştik.

BARZANİ’nin Suriye’deki faaliyetleri konusunda ise; PKK’ya mesafeli duran Kürtçü liderleri olası gelişmelere karşı hazırlıklı bulunmalarıyla uyardığını, Suriye’de ortaya çıkacak bir otorite boşluğundan yararlanma umuduyla babasından miras kalan “dört parçalı Kürdistan” hayaliyle yanıp, tutuştuğunu, bu hayallerinin arasında Doğu Akdeniz’e açılacak bir “Kürdistan”ın bulunduğunu belirtmiştik.

Batı’nın diplomatik temsilcilerini çekmeleriyle ortaya koydukları tutumlarından artık ESAD yönetiminin günlerinin sayılı olduğu anlaşılmaktadır. Varılan bu noktayı daima göz önünde bulunduran iki taraf da “Batı Kürdistan” konusundaki planlamaları doğrultusunda hiç boş durmamaktadırlar.

PKK, PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtçülere “Nation Council” isimli bir çatı örgütü kurdurdu. BARZANİ ise yandaşı Suriyelilerin “Kurdish National Council - KNC” yi hayata geçirmelerini sağladı. Basına sızdırılan haberlerde PKK’nın bin kişilik bir terörist gücünü ESAD’a destek amacıyla kargaşanın ilk günlerinde Suriye’ye gönderdiği duyuruldu. Hatırlanacağı üzere söz konusu bilginin ortaya atıldığı günlerde Kamışlı’nın öne çıktığı yerleşim birimlerinde Türkiye aleyhinde gösteriler düzenlenmiş, ÖCALAN’ın özgürlüğü sloganları atılmıştı. Türk güvenlik güçlerinin gerçekleştirdikleri KCK operasyonlarında ele geçen bir doküman ise bu bilgiyi doğrulamıştı. Konuyla ilgili olarak basına verilen bilgilerde, 18 Mayıs 2011 tarihinde ÖCALAN ile görüşen avukatların Avrupa’daki örgüt mensuplarının son olaylardan sonra Suriye’ye yeteri kadar kadro aktarıldığını belirttikleri öne sürüldü.

Suriye’nin, sağladığı rahat çalışma ortamıyla PYD’nin Kürt muhalefetini denetimi altında alma çalışmalarını kolaylaştırdığı bildirildi. Sağladığı ayrıcalık çerçevesinde ömür boyu hapse mahkûm ettiği PYD lideri Salih MÜSLÜM’ü ani bir kararla salıverdiği ve serbestçe faaliyet göstermesine göz yumduğu haberleri verildi.

PKK’nın Suriye’de denetim kurma çabaları örgütün hep yapmaya alışık olduğu muhalifi ortadan kaldırma usulüyle güçlendirildi. PKK’nın önünde ciddi ve saygın bir engel olan Syrian Future Movement lideri Mishaal TEMO, Ekim ayında Kamışlı’da öldürüldü. Ve yine hep olduğu gibi PKK, bu suikastın sorumluluğunu inkâr etti ancak bir süre sonra bu çabanın gereksizliğini kendisi bile kabullendi.

PKK’nın, muhalefeti yok etme faaliyetinin son kurbanları Abdullah BEDRO ve üç oğlu oldu. Ocak 2012 ayında Kamışlı’daki evlerinde PKK’lı teröristlerin baskınına uğrayan A. BEDRO, geçmişte ÖCALAN ile arasındaki yakın dostluğuyla tanınmaktadır. Ortaya atılan pek çok söylentide; BEDRO’nun El Muhaberat ile ilişki kurarak ajanlaştığı iddia edildi. Ne var ki, Kürtçü liderin saygın kişiliği nedeniyle “ajanlaşma” iddiasına itibar eden olmadı.

PKK’nın şiddet ve terörle susturma ve bastırma çabalarına bir yenisi 3 Şubat 2012 günü Afrin’de yapılan gösterideki tutumuyla eklendi. Söz konusu gösteriyi düzenleyen BARZANİ yanlısı KNC’li taraftarların, elleri sopalı ve bıçaklı, yüzleri maskeli PYD’lilerin saldırısına uğradıkları bildirildi.

Kandil’den Murat KARAYILAN, Suriye’de sürecin gittikçe hassas bir hal aldığına dikkat çekerek “Kürtler burada kendilerini heba etmemeli, hemen bir taraf olmamalı. Tabii Kürtler saldırı yerine öz savunmasını geliştirmeli. Halk da bunu esas almalı. Kürtler kendisini başkası için kurban etmemeli. Çünkü bazı güçler Kürtleri kullanmak istiyor” diyerek açıkça belirtmemekle birlikte BARZANİ ve Türkiye konusunda Suriyeli Kürtçüleri uyardı.

PKK’nın aksine Suriye Kürtçüleriyle siyasi birlik oluşturmaya çalışan BARZANİ’nin, büyük oynadığını ortaya koyan K. Irak’ın geleceğine ilişkin açıklamaları son derece önemlidir. Arap basınında yer alan haberlerde; BARZANİ’nin 2012 Nevroz’unda K. Irak’ın bağımsızlığını ilan edeceği, İngiltere ve Fransa’nın bu planlamaya büyük bir arzuyla destek verdikleri, ABD’nin henüz zamanın uygun olmadığı gerekçesiyle pek olumlu bakmadığı duyurulmaktadır. K. Irak’ta yayınlanan Hawlati gazetesinin başyazarı Kamal RAOUF’a atfen verilen bir başka haberde ise; dört ülkeyi kapsayacak daha büyük bir “Kürdistan” konusunda araştırmalar yapması planlanan Strategic Institute for Establishment of a Kurdish State in Southern Kurdistan isimli bir vakfın kurulduğu belirtilmektedir.

BARZANİ’nin son birkaç aylık dönemde uluslararası ilişkilerde attığı adımlar bu haberleri doğrular niteliktedir. Bağdat hükümetini atlayarak Exxon Mobil ile yaptığı petrol anlaşması bu konudaki en büyük ve en önemli adımdır. Uluslararası ilişkiler uzmanları bu anlaşmayı Shell’in izlemesinin çok muhtemel olduğuna işaret etmektedirler. Ayrıca Nuri El MALİKİ’nin bastırmaya çalıştığı Sünni Arap muhalefetinin dile getirdiği özerk yönetim isteklerine BARZANİ olumlu yaklaşmaktadır. Diğer taraftan K. Irak’ta adeta her gün yenisi eklenen yabancı diplomatik temsilciliklerin açılması da BARZANİ’nin uluslararası konumunu güçlendirmektedir.

Kürtçülüğün bölgesel lideri olma yolunda ilerleyen BARZANİ, Suriye Kürtçüleriyle ağırlıklı olarak siyasi temelli ilişkiler geliştirmektedir. Son adım olarak Ocak 2012 ayının sonunda Erbil’de gerçekleştirilen üç günlük konferansa dikkat edilmelidir. Avrupa’dan da katılımların olduğu konferansta iki yüz elliden fazla Suriyeli Kürt temsilcinin hazır bulunduğu öne sürülmektedir. Mesut BARZANİ’nin, yaptığı konuşmada; Suriyeli Kürtlerin kendilerini her türlü değişikliğe hazırlamalarını, ortalık yatışana kadar dar partizan çıkarları bir kenara bırakıp “Kürtlük” yolunu izlemelerini istediği ve tek ses olmaları çağrısında bulunduğu belirtilmektedir.

BARZANİ, PKK arasındaki “Batı Kürdistan” çekişmesinin bugünkü özelliği birbirleriyle doğrudan çatışmadan kaçınarak, Suriyeli Kürtçüleri kendi saflarına katma çabalarıdır. Yakın bir gelecekte bunun aksine bir tutum beklemek doğru olmayacaktır. Bölgesel dengeler ve mevcut hasım-dost ilişkileri içerisinde doğrudan çatışmanın yararı olmayacağı gibi telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açacağını her iki Kürtçü de iyi bilmektedir.

TÜRKSAM

8 Şubat 2012 Çarşamba

Irak'ta bu sabah 14 kişi idam edildi


Irak Adalet Bakanlığı, bu sabah 14 mahkumun idam edildiğini açıkladı.

AA
Adalet Bakanlığı Sözcüsü Haydar El Sadi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terör ve cinayet suçlarından yargılanmış ve haklarında idam cezası verilen 14 mahkumun bu sabah idam edildiğini, idam edilenler arasında El Kaide terör örgütünün Irak'taki bağlantısı olan sözde Irak İslam Devletinin Musul Valisinin de bulunduğunu belirtti.

El Sadi, tamamı Iraklı olan mahkumların, terörle mücadele ve ceza kanunları gereği idam edildiğini söyledi.

 Bu arada, Adalet Bakanlığının verilerine göre, bugünkü idamlarla birlikte Irak'ta yıl başından bu yana idam edilenlerin sayısı 48'i buldu.

 BM'nin edindiği bilgiye göre, 2004'ten bu yana Irak'ta idam cezasına çarptırılanların sayısının 1200'den fazla olduğu tahmin ediliyor.

 BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay, daha önce yaptığı açıklamada, BM'nin edindiği bilgiye göre 16 Kasım'dan Ocak ayının sonuna kadar 63 kişinin idam edildiğini dile getirmişti.

Öte yandan Irak'ta bir El Kaide komutanı idama mahkum edildi.

El Asvat'ın Yüksek Adli Konsey açıklamasına dayandırdığı haberde, Irak Merkez Ağır Ceza Mahkemesi'nin Musul El Kaidesi Askeri Komutanı'nı idam cezasına çarptırdığı belirtildi.

Adı açıklanmayan Suudi komutanın, ülkenin batısındaki Felluce'de yürütülen savaşa katkıda bulunduğunu itiraf ettiği kaydedildi.

YENİ ŞAFAK

7 Şubat 2012 Salı

Erdoğan, Irak Başbakan Yardımcısı Mutlak'ı kabul etti


Erdoğan, Irak Başbakan Yardımcısı Öutlak'ı kabul etti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakan Yardımcısı Salih Mutlak'ı kabul etti. Haliç Kongre Merkezi'nde yapılan görüşme basına kapalı olarak gerçekleştiriliyor.

YENİ ŞAFAK

Barzani ne karar verecek?


KDP Temsilcisi Hemin Hawrami: K.Irak bağımsızlığını ilan etmeyecek!

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt yönetiminin her alanda desteğini önemsediklerini belirterek, ''PKK terör örgütünün, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden saldırılarına karşı Kuzey Irak yönetiminin desteğini önemli buluyoruz'' dedi.

Çelik, Kuzey Irak Yerel Yönetimi KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami başkanlığındaki heyeti AK Parti Genel Merkezi'nde kabul etti.

Görüşmenin ardından Hawrami ile ortak basın toplantısı düzenleyen Çelik, AK Parti ve KDP arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem verdiğini belirterek, KDP kongresine AK Parti'yi temsilen gittiğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da Irak ziyaretinde Kuzey Irak'taki Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile önemli görüşmeler yaptığını anımsattı.

Hawrami ile görüşmenin KDP ve AK Parti arasındaki en üst düzeydeki görüşmelerden birinin daha gerçekleştiğini ifade eden Çelik, görüşmede Türkiye'nin bölge, Irak ve Kuzey Irak ilişkileri ile AK Parti ve KDP arasındaki ilişkilerin konuşulduğunu anlattı.

''AK Parti olarak KDP ile birçok noktada işbirliği geliştirmeyi düşünüyoruz'' diyen Çelik, şöyle konuştu:

''Bu işbirliği sadece partiler arasındaki formen ilişkiyle kalmayacaktır. Kadın kollarımız, gençlik kollarımızın karşılıklı faaliyetleri noktasında insanlarımızın daha çok birbiriyle kaynaşmasını hedefleyen ilişkiler olmasını istiyoruz. Kültürel, ekonomik ve siyasi ilişkileri bir bütün olarak ele alıyoruz. Türkiye, Kuzey Irak'ın güvenliğine, gelişmesine ve zenginleşmesine büyük önem veriyor. Biz, KDP'nin bölge sorunlarına, Irak'ın bütünlüğüne dönük stratejisini önemli buluyor ve destekliyoruz. Bölgemizde çok önemli gelişmeler olurken KDP ortaya koyduğu barışçıl stratejiyle bölgedeki pek çok siyasi harekete örnek teşkil edebilecek bir vizyon ortaya koymaktadır. En son Başkan Barzani'nin Suriyeli Kürtlerle yaptığı toplantı, burada ortaya koyduğu barışçıl strateji, Suriye'nin değerlendirmesi bakımından önemli olmuştur.''

PKK terör örgütünün Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden saldırılarına karşı Kuzey Irak yönetiminin desteğini önemli bulduklarını ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

''Başkan Barzani'nin 'PKK, Türkiye ile Kuzey Irak'ın ilişkilerinin gelişmesine engel oldu' şeklindeki ifadesini halkımız takdirle karşılamıştır. PKK terör örgütünün, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden saldırılarına karşı Kuzey Irak yönetiminin desteğini önemli buluyoruz. Irak'taki Maliki hükümetinin mezhepçiliğe dayalı stratejilerinin Irak ve Türkiye ilişkilerine verdiği zarar konusunda açık ve net ifadeler Sayın Başbakanımız tarafından ortaya konuldu. Irak'ta istikrarın sağlanabilmesi, Irak'ın müreffeh geleceğinin kurulması bakımından, Irak'ta hiçbir hükümetin etnik veya mezhep temelli siyaset gütmemesi gerekiyor. Kuzey Irak yönetiminin Irak'ta mezhepçi ya da etnik temelli gelişmeler karşısında Irak'ın bütünlüğüne dönük, bütünlüğünü tesis etmeye yönelik ifadelerini çok önemli buluyoruz.

Irak'taki krizden müzakere yoluyla çıkılması konusunda siyasi grup liderlerinin biraraya gelmesini bekliyoruz. Barzani'nin önerisi doğrultusunda bu toplantının Erbil'de yapılmasına destek veriyoruz. Irak'ta birtakım itilaflı bölgeler var, buralarla ilgili problemlerin çözümü noktasında Türkiye yapıcı bir rol oynayacaktır. Türk tarafının haklarını gözeten bir rol olacaktır. Kuzey Irak'taki Kürt kardeşlerimizin Sünni Araplar ve Türkmenlerle ilişkilerinin gelişmesine elimizden gelen desteği vermek istiyoruz. KDP ile ilişkilerimizi olabilecek en üst seviyeye her alanda çıkartacağız.''

-KDP'li Hawrami'nin konuşması-

Kuzey Irak Yerel Yönetimi KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami de AK Parti ve KDP arasındaki ilişkileri ileri seviyelere getirmek için ziyareti gerçekleştirdiklerini belirterek, iyi ilişkileri barış için kullanmak istediklerini söyledi.

''Bizim mesajımız barış ve daha fazla demokrasi içindir'' diyen Hawrami, şiddetin hiçbir kesime hizmet etmediğini, hangi parti olursa olsun şiddet ile başarı sağlayamayacağını kaydetti.

Türkiye'nin Kuzey Irak ve Irak halkı için çok önemli bir stratejik partner olduğunu vurgulayan Hawrami, Türkiye ile daha güçlü politik, siyasi ve ekonomik ilişkiler içerisinde olmak istedirlerini belirtti.

KDP olarak Irak'ta var olan problemlerin çözümü için çalıştıklarını, Irak anayasasına göre problemlerin halledilmesini istediklerini ifade eden Hawrami, ''Irak bir daha tek kişi, tek parti tarafından yönetilmemelidir. Bütün etnik gruplar yönetimin içinde olmalıdır. Bu Irak'ı daha da güçlendirecektir'' dedi.

Suriye'deki Kürtler konusunda da KDP olarak herhangi bir görüşü empoze etmek istemediklerini vurgulayan Hawrami, Suriye'deki Kürtlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi gerektiğine inandıklarını söyledi.

Hawrami, ''Biz onları birleşik Suriye olarak görmek istiyoruz, demokratik Suriye olarak görmek istiyoruz'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bölge sorunlarına yönelik olarak çok cesur adımlar attığını ve kendisini takdir ettiklerini belirten Hawrami, ''Erbil'de Kürtleri inkar etmenin zamanı geçmiştir. Suriye'de de problemleri şiddetle halletmenin zamanı geçmiştir. Biz KDP olarak bütün sorunların daha barışçıl çözülmesini istiyoruz'' diye konuştu.

Hawrami, bir gazetecinin ''Barzani'nin, Nevruz Bayramı'nda Kürdistan'ın bağımsızlığını ilan edeceği yönünde haberler çıktı, bu ne kadar doğru?'' sorusuna, ''Bunlar asılsız haberlerdir. Kuzey Irak, Irak anayasasına göre Irak'ın bir parçası olmaya devam edecektir'' yanıtını verdi.

Ömer Çelik de bir başka soru üzerine Suriye konusunda Arap Birliğinin kararını beklediklerini, Suriye konusunda bir konferansın Türkiye'de toplanmasından da memnuniyet duyacaklarını söyledi. Çelik, konferansın olabildiğince geniş katılımla toplanmasının da yararlı olacağını dile getirdi.

Basın toplantısının ardından Çelik, Hawrami'ye içinde AK Parti logosu bulunan bir çini tabak, Hawrami de Çelik'e el yapımı yöresel bir ürün hediye etti.
Fatih Hisarkaya

HABER BİZ

6 Şubat 2012 Pazartesi

Erbil'de Kutsal Emanetler fotoğraf sergisine yoğun ilgi


Irak'ın Erbil kentinde ilk kez düzenlenen Kutsal Emanetler fotoğraf sergisi vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Türkiye'nin tek uluslararası kitapevi olma özelliğini de elinde bulunduran NT Mağazalarının Erbil Şubesi, Mevlid Kandili münasebetiyle "Kutsal Emanetler Sergisi" düzenledi. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s) doğum yıldönümü olan Mevlid Kandili dolayısıyla Erbil'de ilk kez gerçekleşen 'Kutsal Emanetler fotoğraf sergisi' yerli ve yabancı vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.
NT Erbil Şubesi şehrin en büyük alışveriş merkezi olan Family AVM'de, Türkiye'den özel olarak getirtilen 40 fotoğraf ile 'Kutsal Emanetleri' Erbil halkı ile buluşturdu. İlk defa böyle bir serginin gerçekleştiğine dikkat çeken NT Erbil Şubesi Müdürü Hasan Fevzi Önalan, sergiyi ilk kez görenlerin şaşkınlıklarını gizleyemediğini söyledi.

Önalan, "40 eseri Türkiye'den getirip buradaki vatandaşların beğenisine sunduk. İnşallah gelecek yıl bu tür etkinliklerimiz devam edecek. Ayrıca Mevlid Kandili nedeniyle gün boyunca da tatlı dağıttık. Vatandaşların sergiye inanılmaz derecede yoğun ilgisi olması bizi sevindirdi." diye konuştu.

Sergiyi gezen Halil Horşit Resul isimli vatandaş ise, "Sergiyi gezerken Peygamber Efendimiz zamanındaki kültürü gördük. Bu sergi çok güzel oldu. İnsanlar gelip geziyorlar bakıp o günleri anıyorlar. Çok iyi oldu bende gezdim çok sevdim. İyi düzenlenmiş ve düzenleyenlere sizlere teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

Yoğun ilgi üzerine Kutsal Emanetler Fotoğraf Sergisinin bir hafta süreyle açık kalacağı da belirtildi.

(CİHAN)

ZAMAN

Sibel KALEMDAROĞLU - Maliki-Erdoğan Arasındaki Restleşmeler Türkiye’yi Nereye Sürüklüyor?


Türkiye ve Irak arasındaki ilişkiler 2011 yılının son haftalarından itibaren gerilmiş, Irak Başbakanı Nuri El Maliki ve Başbakan Erdoğan arasındaki bitmek bilmeyen söz düellolarının ardından ise kopma noktasına gelmiştir.

Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan ‘sözde’ çekilmesinin ardından özellikle Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve El Irakiye Bloğu temsilcisi Tarık El Haşimi hakkında çıkarılan tutuklama kararıyla artan mezhepsel gerginlik konusunda Şii lider Maliki’yi uyarmış ve Irak’ı mezhepsel iç savaşa sürüklememesini söylemiştir. Bunun ardından Maliki çeşitli basın-yayın organlarında Türkiye’nin bölgeye bir müdahalesinden çekindiklerini, Türkiye’nin bölgede felaket ve iç savaş getirecek bir rol oynadığını belirtmiştir. Ayrıca Türkiye’ye Irak’ın iç işlerine karışmaması konusunda uyarıda bulunmuştur.  Maliki, ayrıca, Türkiye Irak’ın iç işlerine karışırsa bundan en fazla kendisinin zararlı çıkacağını ifade ederek, Türkiye’nin etnik ve mezhebi çeşitliliğine de vurgu yaparak PKK konusunda üstü kapalı bir tehditte bulunmayı da ihmal etmemiştir.[1]

Erdoğan 2010 seçimlerinde de desteklediği El Irakiye bloğunun başkanı ve eski başbakan İyad Allavi ile de görüşmüş, Irakiye grubunun bu dönemdeki öneminden söz ederek Allavi’ye olan desteğini göstermiştir.[2] Bütün bunların üzerine 18 Ocak 2012’de Bağdat’taki Türk Büyükelçiliği’ne yapılan roketli saldırı ilişkileri daha da germiştir. Başbakan Erdoğan’ın Maliki’nin “Türkiye içişlerimize karışıyor” yönündeki suçlamalarına  yönelik son ifadeleri ise oldukça sert olmuştur. Erdoğan Maliki’yi “Yezid’in izinden gitmekle” ve “ülkeyi kardeşin kardeşi katlettiği bir çatışmaya sürüklemekle” suçlamıştır.[3] Maliki ise bu açıklamaları “provokatif” olarak nitelendirmiştir.[4]

            Irak’taki krizin temelleri hükümet kurulma sürecinde atılmıştı. 7 Mart 2010 tarihindeki seçimlerin ardından hükümetin kurulması 4 ay sürmüş,  başında başbakan Nuri el-Maliki’nin bulunduğu Irak Hukuk Devleti koalisyonu El Irakiye koalisyonu kendisinden daha fazla oy almış olmasına rağmen hükümeti kurma görevini üstüne almıştır. Ancak Irak’ta zor kurulan yapının çok da başarılı olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmıştır. 2011’in sonuna yaklaşırken El Irakiye bloğu, hükümeti diğer siyasi partileri görmezden gelerek tek parti yönetimi kurmaya çalışmakla suçlamış, hükümete bağlı güvenlik güçlerinin Sünni bölgelerde haksız ve gelişigüzel tutuklamalar yaptığını ve yargıyı siyasallaştırdığını dile getirerek meclis toplantılarını boykot etmeye başlamıştır. Maliki’nin ABD’nin çekilmesinden bir gün sonra 19 Aralık 2011’de Şii Başbakan Maliki Sünnî lider Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartması ise  krizi doruk noktasına taşımıştır

            Türkiye’nin Irak’taki, siyasal bir kriz olarak başlayan, Bağdat’taki Şii mahallelerinde artık sıradan bir olay haline gelen bombalama eylemleri ile kanlı bir mezhepsel çatışmanın eşiğine gelen krize dahil olması AKP hükümetinin Arap ayaklanmalarında özellikle Suriye’deki olaylarda açıkça görülen Ortadoğu’da          “proaktif” politika anlayışının bir uzantısıdır. AKP hükümeti Irak’ta mezhepsel çatışma riski ortaya çıktığından bu yana kendini, İran’a yakınlığıyla bilinen Maliki’nin karşısında konumlandırmıştır. Bu; hükümetin Türkiye’nin Sünni kimliğini ön plana çıkararak ülkeyi Ortadoğu coğrafyasında yaşanabilecek bir mezhepsel gerginlikte taraf konumuna getirecek tehlikeli politikasının bir sonucudur.

Özellikle Arap Baharı süreci ile Türkiye bölgede daha aktif bir dış politika izlemiş, Ortadoğu’daki yeniden yapılanmada kendisine daha etkin bir rol arayışına girmiştir. Libya konusunda “NATO’nun Libya’da ne işi var” duruşundan oldukça kısa bir sürede vazgeçen Türkiye, Suriye konusunda ilk başta temkinli davranmış, ancak batının Suriye rejimi karşısındaki tavrının netleşmesinin ardından muhaliflere örgütlenmeleri için topraklarını açacak kadar müdahil olmuştur. Ankara’nın Irak konusundaki tutumu ise ne Libya’daki acemiliğe ne de Suriye’deki önce temkinli sonra kararlı tutuma benzemektedir. Ankara Irak krizinde başından beri oldukça atak ve kararlıdır. Ancak bu tutumdan Türk dış politikasının artık olgunlaştığı gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.

 Irak Türkiye’nin çıkarları ile yakından ilişkili bir ülkedir. Irak’ta yaşanacak bir istikrarsızlık Türkiye’ye yansıyacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin Irak konusunda sessiz kalması doğru bir tutum olmaz. Ancak Türkiye’nin Irak konusunda fazlasıyla müdahil olacağı alan terör ve güvenlik olmalıdır. Türkiye mezhepsel gerilimde taraf olmamalıdır. Eğer, Türkiye Ortadoğu’da kendini Sünni bir ülke olarak konumlandırırsa kendisini kaçınılmaz olarak bir mezhepsel savaşın ortasında bulabilir. Oysa Türkiye’nin Irak konusundaki dış politikası ancak ülkenin toprak bütünlüğünün ve Iraklı Türkmenlerin haklarının korunması konularında tavizsiz olmalıdır.

Bugün, Irak’ta çözümün federal yapının oluşturulmasından geçtiğine dair düşünceler yaygındır.[5] Maliki’nin politikaları kendilerini dışlanmış hisseden Sünnilerin Kürtlerin yolunu izleyerek özerklik arayışına girmelerini getirebilir. Zira Irak anayasası özerk yönetimlerin kurulmasının önünü açmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin açıkça taraf tuttuğu algısını yaratmak oldukça yanlış bir tutumdur.

Türkiye’nin Irak’ta göze almaması gereken bir diğer unsur da İran’la karşı karşıya gelme riskidir. Irak’ta yaşanacak bir çatışmaya İran’ın da dahil olması kaçınılmazdır. Zira, Irak’ın özellikle güneyi İran’ın etkisi altındadır. Böyle bir çatışma sonucunda kendini Sünni ülkelerin yanında konumlandıran Türkiye’nin Şii İran’la karşı karşıya gelmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Batı ülkeleri uzun bir süredir Türkiye’yi Suriye’ye yapılacak bir müdahale konusunda teşvik etmektedir. Bugün Suriye’ye müdahale konusu, İran’ın özellikle Hürmüz Boğazını kapatma konusundaki tehditlerinin gündemi meşgul etmesi sonucu ertelenmiş gibi gözükmektedir. Ancak Suriye’de rejim değişikliği hedefinin İran’ın bölgedeki en önemli müttefikinin ortadan kaldırılması planı olduğu da unutulmamalıdır. Suriye’nin hedefte olması aslında İran’ın hedefte olduğu anlamına gelmektedir.  Dolayısıyla Irak krizi ne İran’dan ne de Suriye’den soyutlanarak değerlendirilmelidir Zira Irak, İran’ın en önemli müttefikleri Suriye ve İran’a ulaşmasını sağlayan bir pozisyondadır, İran’ın Irak ve Suriye’yi kaybetmesi İran’ın da sonunun gelmesini hızlandıracaktır.

Sonuç

Maliki’nin başbakan olduğundan bu yana hem kendi konumunu hem de hükümetteki Şiilerin baskın olduğu yapıyı güçlendirmeye çalıştığı, yetki paylaşımı ilkesini açıkça ihlal ettiği doğrudur. Irak etnik mezhepsel bir gerginliğe sürüklenmektedir. Ancak akla gelen bir konu da Maliki’nin Haşimi konusunda haklı olabileceğidir. Irak’ta Geçici Koalisyon Başkanlığı yapmış olan ABD’li diplomat Paul Bremer Maliki’yi “Şiilerin Saddam’ı” olarak nitelendirmektedir.[6] Buna karşın İyad Allavi işgalden önce Saddam Hüseyin'e düşmanlığı ile tanınan bir kişidir, hatta Allavi’nin 1994’te Saddam’a karşı bir darbe girişimi olmuştur. Bunun yanında   CIA ve MI6 ile yakın ilişkileri olduğu söylenmektedir.[7] Batı, Maliki’yi gözden çıkarmış gibidir. Buna karşın önümüzdeki günlerde Allavi’nin liderliğindeki El Irakiye listesinin batı tarafından desteklenmesi beklenebilir. Arap Baharı adı verilen sürecin başından beri batı ile paralel politikalar izleyen AKP hükümetinin Irak konusundaki tutumunun sertleştirmesi de buna bağlanabilir. Ancak uzun bir süredir Türkiye’ye ihale edilmeye çalışılan Suriye müdahalesine doğrudan girmeyen Türkiye, hükümetin yanlış dış politika adımları ile böyle tehlikeli bir maceraya, Irak krizi sonucunda, dolaylı yoldan girmemelidir.

[1] http://online.wsj.com/article/SB10001424052970203430404577092512821791908.html
[2] “Erdoğan Irakiye Lideri Allavi ile görüştü”, Radikal Gazetesi, 12.01.2012, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1075458&CategoryID=81
[3] “Tarihe Yezid gibi geçersiniz”, Taraf Gazetesi, 25.01.2012, http://www.taraf.com.tr/haber/tarihe-yezid-gibi-gecersiniz.htm
[4] “Maliki: Erdoğan’ın yaptığı provokasyon”, Yeni Çağ Gazetesi, 25.01.2012, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=62486
[5] “Make it federal”, The Economist, 31 Aralık 2011, http://www.economist.com/node/21542194
[6] Abdulla Hawez, “What is Really Going on in Iraq?”, The Majalla, 23 Aralık 2011
[7] Andrew Gilligan, “The strongman of Baghdad”, The Spectator, 13 Kasım 2004, http://www.spectator.co.uk/essays/all/12799/the-strongman-of-baghdad.thtml

21.YÜZYIL TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ

5 Şubat 2012 Pazar

Tankut SÖZERİ - Irak Paradigması


Irak, 143 milyar varil ispatlanmış petrol rezervi ve 3.158 milyar m3 gaz rezerviyle önemli bir kaynak ülke konumundadır. Irak petrollerinin %75’i Irak’ın güney bölgesinde, %25’i Irak’ın kuzey ve orta bölgesinde yoğunlaşmıştır. Bölgesel Kürt Yönetimi’nin kuzey bölgesinde kontrol ettiği petrol rezervi %6 iken, yalnızca Kerkük bölgesinin rezerv miktarı ise %14’tür. Nisan 2008’de Saddam döneminde yapılan tüm petrol kontratlarının hükümsüz olduğunun ilan edilmesinin ardından Iraklı yetkililer 2012 Ocağına kadar içerisinde Amerikalı ve İngiliz şirketlerin de bulunduğu uluslararası petrol şirketleri ile 4 tur ihale kapsamında geliştirme ve üretim servis anlaşmaları ve teknik servis anlaşmaları yapmıştır. Kürt bölgesel yönetimi ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine yaklaşık 1 ay kala Exxon şirketi ile Al Qush, Baeshiqa, Pirmam, Betwata, Qara-Hanjeer ve Arbat şirketleri ile 6 petrol sahası için uluslararası bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşmaları yasa dışı ilan eden Maliki yönetimi ise Amarikalı şirketlerin Kürt bölgesinde ekonomik değil politik amaçlarla hareket ettiğini ileri sürmektedir.
(Maliki ve Haşimi çekişmesini hatırlayınız. Haşimi Kürt yönetimine sığınmıştı. Türkiye Haşimi’yi neden savunuyor yanıtını sanırım aşağıdaki bilgilerde bulabilirsiniz.)
Bölgesel Kürt Yönetimi Türk Firmalarıyla ciddi üretim paylaşımı anlaşması yapmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Genel Enerji, Ber Bahr sahasında %40, Dohuk sahasında %40, Miran sahasında %18.75 hisseye sahiptir. Petoil, Bina Bawi sahasında %23, Pulkhana sahasında %20, Shakal sahasında %9, Chia Surkh sahasında %20 hisseye sahiptir. Doğan Holding’in Khalakan sahasında hissesi %80’dir. Petroquest (Çalık Enerji)’nin Sulevani sahasında hissesi %80 ve Central Dohuk sahasında ise %30’tur.
2003 işgali sonrası Irak’ın petrol ve türevlerinden elde edilen gelirleri Amerikan Federal Rezerv Bankası (FED)’nda Irak Merkez Bankası adına oluşturulan Irak Kalkınma Fonu (Iraq Development Fund-IDF) hesabına aktarılmıştır. Bu anlamda Irak’ın petrol gelirlerinin harcanması noktasında Amerikan Federal Rezerv Bankası’nın önemli bir gücü elinde tuttuğu görülmektedir. ABD ülkeyi terk askeri olarak ederken mali olarak terk etmemiştir. Anlaşmalarını koruyabilecek gücü de alanda tutmaya özen gösterecek bir gücü geride bırakmıştır.
Tüm bu anlaşmaların yanı sıra Irak petrollerinin petrol şirketleri ve Irak için taşıdığı anlamı özetlemek gerekirse; Amerikan ve İngiliz şirketleri için Irak petrol pazarında yer almak ekonomik olduğu kadar güç ve saygınlık; Çin, Rus, Hindistan, Avusturya, Kanada, Kore, Hindistan ve diğer ülke şirketleri için ekonomik kazanç ve büyümek için fırsat; Irak için ise geleceğe taşınmanın kaynağı şeklinde özetlenebilir.
Kürt bölgesel yönetimin sınırları içerisinde 5.000-40.000 varil/gün işleme kapasitesine sahip küçük çaplı 4 adet rafineri bulunmaktadır. Bu rafineriler Erbil Bazian, TawIrak ve Süleymaniye bölgelerindedir. Bunlara ek olarak Taq Taq bölgesinde de 60.000 varil/gün kapasiteli rafineri yapılması ve 2015’te devreye alınması planlanmaktadır.
Bunun yanısıra Bölgesel Yönetim ile yapılan üretim paylaşımı anlaşmaları çerçevesinde bu bölgeden ilk ihracat 1 Haziran 2009’da Genel Enerji ve Addax Petroleum Co.’ın hissedar olduğu Taq Taq ve DNO International ASA ile Genel Enerji’nin hissedar olduğu Tawke sahalarındaki üretim ile başlamış olup Hurmala pompa istasyonuna ve/veya Fiskhabur’a taşınmak suretiyle Kerkük-Yumurtalık hattından yapılmaktadır.
Hâlihazırda iharacat miktarı günlük yaklaşık 125 bin varildir. Bu miktarın arttırılması amacıyla Kerkük-Yumurtalık Hattı’na Taq Taq sahasından 400 bin varil/gün kapasiteli boru hattı bağlantısı kurulması ve hattın 2014’te devreye alınması planlanmaktadır. Bu hattın devreye girmesiyle bu sahanın mevcut 120 bin varil olan günlük üretiminin 200 bin varile çıkarılması hedeflenmektedir.
Buna bağlı olarak ihracat miktarı da artacaktır. Bölgesel yönetimin Doğal Kaynaklar Bakanlığı petrol üretimini 2014 itibariyle günlük 1 milyon varile çıkartmayı planlamaktadır. Bu üretim doğal olarak mevcut üretim yapan sahalar (Taq taq, Tawke gibi) ile keşfedilecek sahalardan sağlanacaktır.
Bunlara ek olarak Taq Taq bölgesinde de 60.000 varil/gün kapasiteli rafineri yapılması ve 2015’te devreye alınması planlanmaktadır. Kapasiteli boru hattı bağlantısı kurulması ve hattın 2014’te devereye alınması planlanmaktadır. Bu hattın devreye girmesiyle bu sahanın mevcut 120 bin varil olan günlük üretiminin 200 bin varile çıkarılması hedeflenmektedir. Buna bağlı olarak ihracat miktarı da artacaktır. Bölgesel yönetimin Doğal Kaynaklar Bakanlığı petrol üretimini 2014 itibariyle günlük 1 milyon varile çıkartmayı planlamaktadır.
Bu bilgiler ışığında, ABD’nin Irak’ı terk etmesinden sonra Türkiye’ye olası etkilerini bir başka yazımda incelemek üzere noktalarken, şunu belirtmek doğru olacaktır sanıyorum.
ABD Irak’a müdahale edeceğini açıkladığı günlerde şu ünlü Mart tezkeresinin Meclisteki oylamasının bu bilgiler ışığında ne işe yaradığını sorgulamak gerekir sanıyorum. Bunu en iyi bilse bilse Sayın Ertuğrul Yalçınbayır bilir. Çünkü Türk Ordusu’nun Irak’a ve özellikle Kuzey Irak’a (günümüz Kuzey Irak Kürt Yönetimi, günümüzde nevruzda – 21 Mart günü bağımsızlığını ilan edeceğine dair söylentiler var- yerleşmiş olması halinde günümüz nasıl olurdu acaba demekten kendimi alamıyorum.
Çünkü Sayın Yalçınbayır, Başbakan Yardımcısı ve hükümet üyesi olarak ortak sorumlulukta Meclise gönderilen tezkerenin altına imza atarken, Mecliste aleyhte oy vermişti. Acaba neden? Bilemediğimiz başka nedenler mi var?
Bir teselli ararsak bu konuda, Meclis izin vermediği için orduyla yapamadığımız işi galiba özel girişimci şirketlerimiz, bir açığı kapatmak denirse eğer, başarılıdırlar diyebiliriz. Bu girişimlerin siyasi bir getirisi elbette olamamaktadır. Çünkü ancak ordunuzu ihraç ederseniz getirinin siyasi, ekonomik ve kalıcı sonuçları olur.
Kimdi o Amerikalı, hani “Türkiye’nin ihraç edeceği sadece ordusu vardır!” diyen, Soroz mu? Bence adam haklı; ordunu ihraç edemezsen ya darbe yapar ya da tükaka edersin!
O nedenle Maliki ve Haşimi olayını bu açıdan okumak gerekir diye düşünüyorum.

YENİ BURSA

3 Şubat 2012 Cuma

BDP heyeti, Ulusal Kürt Konferası için Erbil'de temaslarda bulunuyor


Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinden oluşan bir heyet, 'Ulusal Kürt Konferansı' tarihinin belirlenmesi için Irak'ın kuzeyindeki Erbil kentinde temaslarda bulunuyor. BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Van Milletvekili Özdal Üçer, Adana Milletvekili Murat Bozlak'tan oluşan heyet, Irak Kürt Bölgesi Parlamenterler Birliği ile Bölgesel Kürt Yönetimi Parlamentosunu ziyaret etti.
Heyet adına açıklama yapan BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Ulusal Kürt Kongresi'nin çok önemli olduğunu söyledi. Birtane, ziyaret amaçlarının Ulusal Kongre'nin yapılması için bilgi almak ve tarafları teşvik etmek olduğunu söyledi. Birtane, Erbil'de 4 günlük bir ziyaret çerçevesinde bölgedeki parti ve hükümet yetkilileri ile Ortadoğu'da yaşanan son siyasal gelişmeler, Kürtlerin son durumu, Kürt sorununda yaşanan gelişmeler ile Ulusal Kürt Konferansı ilgili konuları ele alacaklarını belirtti.

Irak Kürt Bölgesi Parlamenterler Birliği Başkanı Nimet Abdullah da, Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'nin kongresin yapılacağını açıklamasından sonra birlik olarak bu konuda hazırlık yaptıklarını ve bu bağlamda her türlü desteği sunmaya hazır olduklarını açıkladı. Heyetin ayrıca ziyaret kapsamında Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'den de randevu talep ettiği ancak şu ana kadar talebe cevap gelmediği kaydedildi.

BDP heyetinin, Barzani ile görüşme gerçekleşmesi halinde Ulusal Kürt Konferansı'na ilişkin takvim belirlenmesini isteyeceği öğrenildi. Geçtiğimiz hafta Suriyeli Kürtlerin konferansında konuşan Mesut Barzani, Kürt Ulusal Konferansı'nın bu yıl yapılacağını açıklamıştı. Barzani konuşmasında herhangi bir tarih vermediği Ulusal Kürt Konferans'ın geçen yıl yapılması öngörülüyordu. Ancak siyasal koşullar gerekçe gösterilerek ertelenmişti.

DTK Eş Başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk ile BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, geçtiğimiz Kasım ayında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Süleymaniye'de görüşmüştü.
CİHAN

ZAMAN

İşadamları Kuzey Irak'tan iş bağlantısı ile döndü


Osmaniye’den Kuzey Irak’a 4 günlük iş gezisi için giden OGİAD üyesi 28 işadamı, önemli iş bağlantıları ile döndü.

İş gezisini değerlendiren Osmaniye Girişimci İşadamları Derneği (OGİAD) Başkanı Mahmut Keten, Kuzey Irak’ta Erbil ve Süleymaniye şehirlerinde iş bağlantıları yapıldığını ve gezinin Osmaniye ekonomisine de katkı sağlayacağını belirtti.

Osmaniyeli iş adamlarının Kuzey Irak ticari potansiyelini mutlaka değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Keten, “İşadamlarımız Erbil’de Sevgi Tourism tarafından ağırlanarak Kuzey Irak Ticareti ve Ekonomisi konusunda bilgilendirme seminer aldı. Daha sonra Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen’i ziyaret eden heyetimize Kuzey Iraktaki ekonomik yapıyla ilgili bilgiler verildi. Ülkede daha sonra ise sırasıyla Süleymaniye Valiliği, belediye başkanlığı ve Süleymaniye Ticaret Odası ziyaret edildi, çeşitli iş görüşmeleri gerçekleştirildi.” dedi.

Kuzey Irak iş gezisinin verimli geçtiğini ifade eden OGİAD Başkanı Keten, heyetteki işadamlarının otomobil, medikal sağlık ve diğer bazı sektörlerde iş bağlantıları gerçekleştirdiğini ifade etti.

Süleymaniye’de bulunan Türk okullarını da ziyaret ettiklerini belirten OGİAD Başkanı Mahmut Keten, Kuzey Irak’taki eğitim ile ilgili bilgiler aldıklarını sözlerine ekledi.

Cihan Haber Ajansı

MYNET

2 Şubat 2012 Perşembe

Dilek Karal - Irak Savaşı Gerçekten Yaşandı mı?


2011’in Aralık ayında, 8 yıl süren Irak işgali son buldu ve son Amerikan taburu da Irak’tan çekildi. Yıllar süren savaşın başladığı yıllardaki destekçileri için dahi ABD’nin neden Irak’a girdiği günümüzde muğlak bir soru. Her ne kadar işgali “demokrasi ihracı” olarak sunsa da pek çokları süreci, Ortadoğu’da iktidar mücadelesi olarak niteledi. Yıllar süren işgal süresince ABD’nin bu savaşı meşrulatırmada kullandığı araçlar ve imajlar, savaşın nedenleri ve ABD’nin Ortadoğu gibi girift bir coğrafyada ne aradığına dair de ipuçları sunuyor. Süreç, Jean Baudrillard’ın 1991 yılında Amerika ve İngiltere’nin Bağdat’a girmesinden hemen önce yayınlanan “Körfez Savaşı Olmayacak” isimli makalesini hatırlatıyor. Savaş beklentisinin açık olduğu ve liderlerin söylemlerinin savaş çığlıklarına dönüştüğü böylesi bir ortamda, günümüzün en önemli filozoflarından Baudrillard savaş olmayacak diyor, modern savaşların insanların algısına yansıtıldığı gibi kahramanlık, hayatta kalma savaşları olmadığına dikkat çekiyordu. Baudrillard’a göre artık savaşlar, iktidara, güce susamış devletlerin hiper gerçeklikle beslenen medya imajları ile sahnelediği oyunlardı. Benzer şekilde, şimdi de “ABD’nin dünyaya sunduğu şekliyle bir Irak Savaşı oldu mu?” diye sormanın zamanı.

ABD’nin Irak’ı işgali, pek çokları tarafından ABD’nin Ortadoğu’da Fransız, Rus ve Çin imtiyazına bir son verme niyeti şeklinde açıklandı. David Harvey gibi entelektüeller, ABD’nin sadece Irak petrolleri konusunda hâkim unsur haline gelmek amacının da ötesinde, küresel kapitalizmin odak noktalarından biri olan Ortadoğu’da iktidarını pekiştirmesinin yeni emperyalizmin bir gereği olduğunu belirtti.[1] Harvey’e göre, yeni emperyalizm küresel politik ekonomide söz sahibi olmanın yanı sıra, ülke içi istikrarın sağlanması için yeni dış tehditler tanımlanmasını ve farklı coğrafyalarda iktidar arayışını da gerektiriyordu. Bütün bu faktörlerin dünya kamuoyuna “makul” bir şekilde yansıtılması hiç şüphesiz önemliydi. Hepimizin malumu olduğu şekilde, bu noktada devreye bizleri bu savaşın ne kadar “meşru” ve “kaçınılmaz” olduğuna ikna eden bir retorik ve medya bombardımanı girdi.

Eski ABD Başkanı George W. Bush’un 2001’de kongrede yaptığı konuşmayla başlayan süreç 2001’de Afganistan, 2003’te Irak’ın işgaliyle devam etti. Daha sonraları Bush doktrini olarak anılacak ve Amerikan dış politikasının temel çerçevesini yansıttığı bu konuşmasında Bush, “ Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle!” diyerek uluslararası kamuoyuna “tarafınızı belirleme zamanı geldi” mesajını verdi. 6 Mart 2003’teki bir basın toplantısında ise Bush, Irak’a savaş açmanın artık kaçınılmaz hale geldiğini dile getirdi.

Douglas Kellner’e göre Bush bu dönemde, “biz-ötekiler”, “iyi-kötü” gibi ikili karşıtlıklar üzerinden dur durak bilmeksizin “Bin Ladin ve El Kaide’ye karşı başlattığı Haçlı Seferi’nin meşruiyetini sağlamaya çalıştı.”[2] Bush “iyi”yi temsil ettiği için, kullandığı söylemin işaret ettiği ikili anlamların da önemi yoktu. Kellner’in ifadesiyle, Irak’a karşı başlatılan savaş “barışı”, işgal “özgürlüğü” ve bir ülkenin yerle bir edilmesi her nasılsa “insani müdahale”yi temsil eder bir duruma taşındı. Bu retorik, News Corporation’ın sahibi Rupert Murdoch’ın dev medya krallığı sayesinde bütün olası araçlar seferber edilerek dünyada milyonlara ulaştı. Ne yazık ki madalyonun diğer yüzü alabildiğine gerçek ve trajikti.


Milyonları hedef alan bu imaj savaşında şüphesiz pek çok propaganda aracı kullanıldı. Hikayeler ters yüz edildi, savaşın çirkin ve ciddiyetsiz yönleri kamuoyundan gizlendi. 2003’te medyaya yansıyan “Er Lynch’i kurtarma” hikayesi, bu tarz spekülatif sunumlar açısından hatırlanmaya değer bir örnek. 19 yaşındaki Er Jessica Lynch, Irak’ta görev yapan bir Amerikan askeriydi. 2003 yılında kamuoyuna Lynch’in ekibinin uğradığı saldırı sonrasında Irak askerleri tarafından yakalandığı ve kendisine işkence edildiği haberleri yansıdı. Esir alınmasından sekiz gün sonra, Amerikan medyası, Lynch’in Amerikan özel timleri tarafından kurtarılışını dört dörtlük bir kahramanlık hikâyesi olarak sundu. Fakat bu resmin bozulması çok sürmedi. Lynch’in kurtarıldığı Saddam Hastanesi’nde olay sonrası yapılan incelemeler ve tanık doktorlarla gerçekleşen görüşmeler, “kurtarma operasyonunun” iç yüzünün hiç de basına yansıyan kadar trajik olmadığını ortaya koydu. İngiliz Guardian Gazetesi’ne konuşan doktorlar, Amerikan askerlerinin önceden hastanede Irak askeri olmadığı konusunda bilgilendirilmiş olmalarına rağmen hastaneye etrafa ateş ederek ve hastaları korkutarak girdiklerini ifade etti. Tanıklar, operasyon sırasında Amerikalıların farklı bir imaj yansıtmak için “adeta bir Rambo filmindeki gibi” kendilerinin üzerine geldiklerini, Lynch dahil olmak üzere pek çok hastanın hayatını tehlikeye attıklarını belirtti.

Bu kahramanlık hikâyesinden bir yıl sonra 28 Nisan 2004’te Ebu Garib Hapishanesi’nde yaşanan işkencenin fotoğrafları dünya kamuoyuna yansıdı. İşgal süresince yaşanan Amerikan mezaliminden sahneleri gözler önüne seren bu fotoğraflar bir taraftan milyonların zihinlerine kazanırken, savaşın meşruiyetini bir kez daha sorgulattı. Aynı yıl 16 Eylül 2004’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Irak Savaşı’nın BM anlaşmasıyla çatışan, tamamen illegal bir savaş olduğunu açıkladı.

Benzer şekilde 2004 yılının Ekim ayında yayınlanan CIA raporu da Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları olup olmadığına dair tartışmaya son noktayı koydu. CNN’e yansıyan rapora göre, “Saddam Hüseyin’in ne işgalin başladığı Mart 2003’te kitle imha silahları vardı, ne de süreç içinde bu silahları geliştirmeye yönelik bir girişimi olmuştu.”

Sonuç olarak, hiper gerçekliğin medya propagandasındaki etkinliği işgal yıllarınca hiç hız kesmedi. Milyonların zihni, ABD’nin “kendi yazıp kendi oynadığı” savaşa dair sahnelerle kirlendi. Bu dönemden Irak halkına miras kalanlar ise bütün gerçekliğiyle karşımızda duruyor: Yüz binlerce kişinin ölümü, milyonlarca yerinden edilmiş insan ve kapıda bekleyen iç savaş. Bugün Irak’taki durum, savaşın, ABD’nin iktidar ve küresel kapitalizmi besleme ihtiyacını saklayan bir maske olarak bizlere sunulduğunun canlı bir kanıtı. Bu resim bize adeta “Gerçeğin çölüne hoş geldiniz”[3] diye sesleniyor. Şimdi söyler misiniz Irak Savaşı gerçekten yaşandı mı?

[1]David Harvey, The New Imperialism, Oxford: Oxford University Press, 2003, s.19.
[2]Douglas Kellner, Media Propaganda and Spectacle in the War on Iraq: a Critique of U.S. Broadcasting Networks, Cultural Studies Journal , 4:329, 2004, ss.329-338.
[3] Jean Baudrillard, Selected Writings, New York: Standford University Press, s. 170.

USAK

Prof. Dr. Mahir Nakip Açıklaması


Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kerkük Türkmen Vakfı Sözcüsü Prof.Dr."Arap ülkelerinde insanlar artık derin gelir ayrımı nedeniyle patlamakta ve demokratik gelir dağılımı istemektedir" dedi.

Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kerkük Türkmen Vakfı Sözcüsü Prof. Dr. Mahir Nakip,

"Arap ülkelerinde insanlar artık derin gelir ayrımı nedeniyle patlamakta ve demokratik gelir dağılımı istemektedir" dedi.

Nakip, Talas Belediyesi Yaman Dede Kültür ve Sanat Evi'ndeki söyleşide, Ortadoğu'nun petrol kaynakları nedeniyle önemli bir merkez olduğunu belirtti.

20. yüzyılda Arap ülkelerinin krallık ya da diktatörlükle yönetildiklerini ifade eden Nakip, "Bir ülkenin lideri ya kendi kaderiyle ölünce tahttan iniyor, ya da askeri ihtilalle gidiyordu. Hiçbir ülke demokratik bir düzenle yönetilmiyordu. Ortadoğu-daki tahtını kaybeden liderlerin yaptıklarını bakın; fakiri daha fakir, zengini daha zengin yaptı, bu da ister istemez halkı isyan ettirmiştir. Arap ülkelerinde insanlar artık derin gelir ayrımı nedeniyle patlamakta ve demokratik gelir dağılımını istemektedir" diye konuştu.

Talas Belediye Başkanı Rifat Yıldırım ise, vatandaşların şehrin önemli kişilerinin birikimlerinden yararlanması ve güncel konular hakkında bilgi sahibi olması için Yaman Dede Kültür ve Sanat Evi-nde 'Ayın Konuğu' uygulamasını başlattıklarını belirtti.

İlk konuk olarak da Prof. Dr. Mahir Nakip-i davet ettiklerini dile getiren Yıldırım, "Amacımız konakta bir sohbet ortamı oluşturarak alanında uzman kişilerden şehrin istifade etmesini sağlamak" dedi.

HABERLER

Barzani ile PKK arasında ilginç atışma!


MESUT Barzani’nin başkanı bulunduğu Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, Erbil’de düzenlenen ’Suriye Kürtleri Diasporası Hewler Kongresi’ne davet edilmediklerini açıklayan PKK’nın Suriye’deki partisi olarak bilinen Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) eleştirdi. MHP Genel Bahçeli Devlet Bahçeli’nin adı da kullanılarak yapılan açıklamada, "PYD’nin açıklaması ve mesajları bize Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını hatırlatıyor ve Kürt karşıtlığıyla beslenen aynı üslup aynı yaklaşım ile aynı zihniyeti kullanılıyor" denildi.

Kuzey Irak’ta Erbil kentinde düzenlenen ve iki gün süren, ’Suriye Kürtleri Diasporası Hewler Kongresi’ne dünyanın 25 ülkesinden Kürtler ve temsilcileri katılırken, PKK’nın Suriye’de siyasi partisi olduğu belirtilen PYD, kongreye davet edilmediğini açıklayınca, Mesut Barzani’nin başkanı olduğu Bölgesel Kürt yönetiminden çok sert bir tepki aldı. Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanlığı sözcülüğünden yapılan yazılı açıklamada PYD’nin de kongreye davet edildiği, ancak onların son anda kongreden çekildiği belirtildi. Açıklamada şöyle denildi:

"PYD’nin yapmış olduğu, ’davet edilmedik’ açıklaması gerçeği yansıtmaktan uzaktır. PYD bahaneler üreterek, Suriye Kürdistanı’nın içinden geçtiği bu hassas dönemde, gerçekten uzak, hiçbir esası olmayan dayanaklar üreterek Kürt halkının arasında Hewler (Erbil) kongresinin birliği sağlayıcı değil, tam tersine parçalayıcı bir etki yaptığını yaymak istemektedir."

BAHÇELİ BENZETMESİ

Bölgesel Kürt yönetimi başkanlığından yapılan yazılı açıklamanın son kısmında ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin adı da geçirilirek, "Son olarak bir şeyi belirtmek istiyoruz, PYD’nin açıklaması ve mesajları bize Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını hatırlatıyor ve Kürt karşıtlığıyla beslenen aynı üslup, aynı yaklaşım ile aynı zihniyet kullanılıyor" görüşü savunuldu.

VATAN

1 Şubat 2012 Çarşamba

Irak’ta geçen ay 99 sivil öldürüldü


Kerkük, Musul gibi kentlerde bombalı saldırıların arttığı Irak'ta geçen ay düzenlenen saldırılarda 99'u sivil 151 kişi öldü.

AFP'nin haberine göre İçişleri, Sağlık ve Savunma bakanlıkları, geçen ay düzenlenen saldırılarda 99 sivil, 31 polis ve 21 askerin öldüğünü duyurdu.

Saldırılarda 85'i asker, 85'i polis ve 151'i sivil 321 kişinin yaralandığı açıklandı.

Geçen ay 41 militanın öldürüldüğü belirtilirken, 214'ünün de yakalandığı bildirildi. Aralık ayında düzenlenen saldırılarda 155 kişi ölmüştü.

ANF NEWS AGENCY