Türkiye Büyük Millet Meclisi, sınır ötesi operasyonlar için hükümete verilen yetkiyi bir yıl daha uzattı. TBMM Genel Kurulu, hükümete verdiği yetkiyi 17 Ekim 2011’den itibaren 1 yıl süre ile uzattı. Bu izin süresi 2007 yılından bu yana 2008, 2009 ve 2010 yıllarında olmak üzere bugüne kadar 3 kez uzatıldı. Genel Kurulda görüşülen tezkere, bu yetki ile 4. kez uzatılmış oldu. Tezkere’nin uzatılması ile 17-22 Ağustos tarihleri arasında yapılmış olan sınır ötesi harekâtın son harekât olmayacağı, sınır ötesi operasyonların devam edeceği yorumlanıyor.
Son dönemde artan terör olayları ve yükselen şehit sayısından dolayı kamuoyunda oluşan hassasiyet, hükümet üzerindeki baskıyı artırdı. 17 Ağustos 2011 tarihi itibariyle 27. Sınırötesi operasyon, hava harekâtıyla başladı. Operasyonda yalnızca sınıra yakın olan Zap, Avaşin-Basyan gibi kamp bölgeleri değil; örgüt için son derece önemli olan ve İran-Irak sınırına yakın olan Kandil de hedefteydi. Türkiye Kuzey Irak’a bugüne dek farklı boyutlarda 26 sınır ötesi operasyon gerçekleştirdi. Bu operasyonların bazıları o dönemdeki Irak yönetiminin bilgisi ve onayı dâhilinde iken, son dönemdeki operasyonlarda Türkiye sadece operasyon konusunda kamuoyunu bilgilendirdi.
Sınır Ötesi Operasyon
Genelkurmay’ın resmi sitesinden yapılan açıklamada operasyonun 17-22 Ağustos 2011 tarihleri arasında devam etmiş olduğu, bu süre zarfında yaklaşık 90-100 teröristin öldürüldüğü, terör örgütüne ait çok sayıda barınak, sığınak ve tesisin etkili olarak vurulduğu belirtiliyor. Yapılan açıklamada çarpıcı olan bir diğer nokta ise operasyonların yalnızca sınır ötesi hedeflerle sınırlı kalmadığı ve yurtiçindeki tespit edilmiş çeşitli noktalara da hava harekâtının yapıldığı bilgisinin verilmiş olması.
Bu açıklamalar ışığında akla gelen ilk soru; 27. Sınır ötesi operasyonun eldeki veriler ışığında başarılı olarak değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı. Nihai amaç terör örgütünü Kuzey Irak’taki varlığını tamamen sona erdirmek olsa da mevcut coğrafyada kısa ve uzun vadede sınır ötesi operasyonlarla, özellikle kara harekâtıyla desteklenmeyen sınır ötesi operasyonlarla örgütün bölgede tamamen etkisiz hale gelmesi mümkün görünmemektedir. Bu nedenle bir sınır ötesi operasyona böyle bir misyon yüklemek beklentilerin karşılanamaması sonucunu doğurabilir ve operasyonun başarı değerlendirmesinin sağlıklı bir biçimde yapılamamasına neden olabilir.
Bu noktada önemli olan etkisiz hale getirilen terörist sayısından çok terör örgütü için son derece önemli olan kampların tahrip edilmesi ve hatta kullanılamaz hale getirilmesidir. Terör örgütünün eylemlilik kapasitesi üzerinde etkisi tartışılmaz olan kampların ve bu kamplardaki tesis ve cephaneliklerin yok edilmesi, terör örgütünün bölgedeki varlığına vurulacak en önemli darbedir. Yapılan açıklamaların ışığında bu konuda isabetli ve etkili operasyonların yapılmış olduğu söylenebilir.
Operasyonların etkisini değerlendirme aşamasında ele alınması gereken bir diğer veri ise harekât esnasında ve sonrasında yurt içinde ve dışında terör örgütü tarafından gerçekleştirilen eylemlerin sayısında ve niteliğinde yaşanan artıştır. Bu süreç zarfında, terör örgütü adeta bir varlık-yokluk savaşına girmiş ve yurtiçinde karakollara saldırı, sivil ayrımı gözetilmeksizin yapılan bombalama ve çeşitli baskınlarla eylemlerinin sayısını ve şiddetinin dozunu artırmıştır. Her ne kadar eylemler konusunda terör örgütü ve örgüte yakın çeşitli unsurlar tarafından yapılan açıklamalarda eylemlerin PKK tarafından yapılıp/yapılmadığı konusunda bazı muğlak ifadeler kullanılsa da bu konudaki nihai kanat PKK’nın ve PKK ile birlikte hareket ettiği bilinen bazı unsurların bu eylemleri gerçekleştirmiş olduğu yönündedir.
Diğer taraftan Genelkurmay’ın yaptığı açıklamada “Irak’ın kuzeyi ve yurt içi bölücü terör örgütünün faaliyetleri açısından yakından izlenecek, hava ve kara operasyonlarına devam edilecektir.” ifadesi yer almaktadır. İlerleyen dönemde bir taraftan hava harekâtlarına devam edilmesi diğer taraftan da operasyonların kara harekâtlarıyla desteklenmesi ve yurtiçinde tespit edilecek hedeflere yönelik çeşitli operasyonların yapılmasının gündeme geleceği düşünülmektedir.
Bölücü Terör Örgütü için Kuzey Irak Neden Önemli?
Terör örgütü PKK, 12 Eylül askeri darbesi döneminde birçok yasa dışı örgüt gibi yurt dışına çıkmaya karar verdi. Lübnan’da Temmuz 1981 tarihinde gerçekleşen 1. Konferansta Kuzey Irak’a yerleşme konusunda karar aldı, Ağustos 1982’de yapılan 2. Kongrenin ardından Kuzey Irak’a yerleşmeye başladı. Bölgeye ilk yerleşen terör örgütü mensupları, verdikleri raporlarda bölgenin coğrafi yapısı ve sosyolojik özellikleri itibariyle Türkiye’ye sızmak ve bir ‘gerilla’ savaşı yürütmek için son derece uygun olduğunu ifade etmişlerdi.
O zamandan bu yana Türkiye’yi cephe kabul eden PKK terör örgütü için Kuzey Irak, cephe gerisi olmuş ve örgütün eylemliliğinin devam etmesini sağlamıştır. Dolayısıyla örgütün silah bırakması, eylemlerin sona ermesi gibi seçeneklerin değerlendirilmesinin bütün yolları Kuzey Irak’tan geçmektedir.
Irak’ın yüzölçümü 437,072 km2’dir. Ülkenin kuzey batısından güneydoğusuna doğru uzanan sıradağlarla bölünen ülkenin kuzeyini ifade eden bölümü yaklaşık olarak toplam yüzölçümünün beşte birine tekabül etmektedir. Dohuk, Erbil ve Süleymaniye kentlerini içeren Kuzey Irak ise Irak’ın kuzeyinin sadece bir bölümüdür.
Irak’ın Türkiye ile olan 331 km’lik sınırı da bu bölgededir. Bölgenin en temel özellikleri sert ve yüksek dağlardan meydana gelmesidir. Yüksekliği 2100-3600 km. arasında olan Münhinar, Sermeydan ve Kandil gibi dağların arasında derin vadiler bulunmaktadır.
Bu coğrafi koşullar ve bölgedeki siyasi aktörlerin güç dengelerindeki değişmeler nedeniyle Kuzey Irak, PKK’ya eğitim ve lojistik destek sağlamak için de oldukça elverişli bir bölgedir. PKK’nın Türkiye sınırlarının dışında tespit edilen 23 kampının, 8’i Kandil’de olmak üzere, 18’nin bu bölgede bulunuyor olmasına ve bu kampların büyüklüklerine bakıldığında bu bölgenin örgüt için ne kadar büyük önem taşıdığı görülmektedir.
Kuzey Irak ve Siyasi Boşluk
1982 yılında PKK’nın bölgeye yerleşebilmesi için o dönemde bölgeyi kontrolünde tutan Mesut Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi’nden gereken iznin, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad tarafından alındığı örgüt belgelerinden anlaşılmaktadır. O dönem içerisinde Kuzey Irak’ta 350-400 civarında terörist barınırken yaklaşık 50 civarında terörist de zaman zaman Türkiye’ye sızarak eylem hazırlıklarında bulunuyorlardı. Bölgedeki hareketliliği fark eden Türkiye Şubat 1983’te Irak ile 5 yıllık ‘Sınır Güvenliği ve İşbirliği Antlaşması’ imzaladı ve ardından 25 Nisan 1983’te PKK’ya yönelik ilk sınır ötesi operasyonunu gerçekleştirdi.
Örgütün Kuzey Irak’a yerleşmesinden sonra bölgedeki yapılanmalarla inişli çıkışlı ilişkileri devam etti ve örgüt bölgedeki mevcudiyetini korumayı başardı. Örgütün Kuzey Irak’taki varlığının dönüm noktası ise Körfez Savaşları ve Çekiç Güç Operasyonu oldu. I. Körfez savaşı, savaş sonrasında Irak’taki ayaklanmalar ve bu ayaklanmaların kanlı bir şekilde bastırılması uluslararası kurumların bölgeye müdahalesine yol açtı. 5 Nisan 1991’de BM 688 sayılı kararı tesis etti ve Huzur Operasyonu’yla 36. paralelin kuzeyinde güvenli bir bölge oluşturuldu.
Güvenli bölge, Irak devletinin bir parçası olmakla beraber, üzerinde Irak’ın egemenlik kuramadığı bir bölge haline geldi. Bu otorite boşluğu bir yandan Kuzey Irak’taki Kürt gruplarının daha etkin olabilmelerini sağlarken, diğer yandan terör örgütü PKK’nın bölgedeki varlığını ve konumunu daha da etkili hale getirdi.
Körfez savaşları, Çekiç Güç, bölgedeki güç dengelerinin sürekli değişimi, bölge üzerinde söz sahibi olmak isteyen ülkelerin terör örgütüne verdikleri dolaylı destek, komşu ülkelerin PKK konusundaki değişken ve Türkiye’yi zor durumda bırakan tutumları PKK terör örgütünün daha da güçlenmesini sağladı. Tüm bu gelişmelerin ışığında 90’lı yıllar, PKK’nın Türkiye’de en kanlı eylemlere imza attığı ve stratejisini bir başka boyuta taşıdığı bir dönem oldu.
Bu dönemde sınır kaçakçılığı ile mücadele için kurulmuş ve konuşlandırılmış olan, terör eylemlerine karşı koyabilecek yeterli donanıma sahip olmayan sınır karakolları, terör örgütünün saldırılarına hedef oldu. Irak sınırı boyunca devam eden bu saldırıların temel amacı sınır karakollarının kapatılarak bölgede fiili güvenlik boşluğu oluşturmaktı. Bu süreçte Türk ordusunun sınır ötesi operasyonları devam etti ve Kuzey Irak’taki çeşitli kamplar bombalandı.
Türkiye’nin Sınır Ötesi Operasyonları
Türkiye, Kuzey Irak’a 1983-1999 arasında ilki 25 Nisan 1983’te olmak üzere bilinen 25 sınır ötesi operasyon gerçekleştirdi. Bu zaman aralığında yapılan sınır ötesi operasyonların en kapsamlısı ise, 1995 yılında gerçekleştirilen Balyoz Operasyonu’ydu. Hava destekli yapılan bu operasyona 35 bin asker katıldı, daha sonra harekâta 10 bin asker de takviye edildi. Bu operasyondan iki yıl sonra ise, 20 bin askerle Çekiç Operasyonu gerçekleştirildi. 1998’de ise 15 bin askerle Murat Operasyonu, 1999’da hava ağırlıklı Sandviç Operasyonu gerçekleştirildi.
Her gün çatışma ve şehit haberlerinin geldiği 90’lı yıllarda, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Kuzey Irak’taki Kürt gruplarla görüşme ve temasları artırması, Kürt sorunun çözümüne yönelik açıklamaları, Türkiye ile Barzani ve Talabani arasında ‘Şemdinli Mutabakatı’nın imzalanması, Kuzey Irak’ta Kürt Federe yönetiminin kurulması ve bu yönetimin PKK’yı bölgede istemediğini ilan etmesi, operasyonlarda örgütün kayıp sayısının artması, sınır ötesi hava operasyonlarının sıklaşması gibi gelişmeler PKK’yı 20 Mart 1993 tarihinde ateşkese zorladı. Ancak Turgut Özal’ın şüpheli ölümü ve hemen ardından Bingöl’de 33 askerin şehit edilmesiyle sona eren ateşkes, oldukça kısa ömürlü oldu. 15 Aralık 1995’te PKK bir kez daha ateşkes ilan etti. Ancak bu ateşkes de çok fazla sürmedi.
15 Şubat 1999 tarihinde PKK terör örgütü kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın yakalandı. Sonrasında İmralı’daki hücresinden avukatları aracılığıyla örgütü yönlendirmeye devam etti. Böylece, PKK’yı silahlı mücadelenin yanı sıra ‘sivil itaatsizlik’ gibi siyasallaşma eylemlerinin de örgüt stratejisinin bir parçası haline geldiği, radikal bir dönüşüm sürecine soktu. Abdullah Öcalan, 1998 yılında ilan edilen ateşkesin devam edeceğini ifade etti, kalan 3000-3500 örgüt mensubuna geri çekilmelerini ve Irak’ın kuzeyinde toparlanmaları talimatını verdi. PKK’nın siyasi gündemi ile ilgili olarak Öcalan özetle; bağımsız Kürdistan’dan vazgeçtiğini, Kürt vatandaşları için eşit haklar kazanılması ve hapisteki PKK üyelerinin serbest bırakılması için mücadele vereceğini açıkladı. Müteakip sessizlik çok uzun sürmedi, 2004’te, tek taraflı ateşkes sona erdi ve terör eylemleri hızlı bir biçimde yoğunluk kazandı. PKK son olarak 13 Ağustos 2010’da eylemsizlik kararı verdi ve yine çeşitli sebeplerle bozdu.
Güneş Operasyonu
2003 yılında Irak’a yapılan Amerikan müdahalesi, bölgeyi tekrar hareketlendirdi. Ancak PKK ile ABD arasında olumlu ya da olumsuz doğrudan herhangi bir temas yaşanmadı. 2004 yılında bozulan ateşkesin ve hızlanan terör eylemlerinin ardından Eylül 2007’de Türkiye Irak’la bir güvenlik anlaşması imzaladı fakat bu anlaşma her iki tarafı da tatmin etmedi.
7 Ekim 2007’de PKK, bir otobüsteki 13 köy korucusunu ve bu olaydan birkaç gün sonra bir pusuda 13 Türk askerini şehit etti. Bu olayların sonrasında Başbakan Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Irak’ın kuzeyinde harekâtlara izin veren tezkere için teklifte bulundu ve bu teklif, 19’a karşı 507 oyla Mecliste kabul edildi.
Tezkerenin kabulüyle birlikte yaklaşık 100.000 kişilik kuvvet sınıra yığıldı. 21 Ekim 2007 tarihinde 12 askerin şehit edildiği ve 8 askerin de esir alındığı, kamuoyunda ‘Dağlıca Baskını’ olarak bilinen bir sınır karakolu saldırısı PKK tarafından gerçekleştirildi. Bu saldırı sonrasında Irak’ın kuzeyindeki PKK menzillerine yönelik hava bombardımanıyla, adına “Güneş Harekâtı” denilen sınır ötesi operasyon başlatıldı.
Takip eden günlerde, hava bombardımanlarına top atışları da katıldı ve bazı küçük çaplı kara harekâtları da gerçekleştirildi. İlerleyen askeri harekâtı durdurma amacıyla Kürdistan Bölgesel Yönetimi, PKK’ya saldırılarını durdurma çağrısında bulundu ve Irak Başbakanı da Irak’taki tüm PKK bürolarının kapatılması talimatını verdi. 25 Ekim 2007’de, üst düzey bir Irak heyeti Ankara’ya geldi, ancak teminatları ikna edici bulunmadığından Türk hükümeti tarafından geri çevrildi. 4 Kasım 2007’de, PKK esir aldığı 8 askeri serbest bıraktı. Sonraki gün, ABD başkanı Bush, Başbakan Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırladı ve toplantının sonunda Bush, PKK’nın bir “terör örgütü” ve “ortak düşman” olduğunu vurgulayarak ABD ile Türkiye arasında siyasi ve askeri işbirliğini artırmak için istihbarat paylaşımı teklif etti. Bu arada Türkiye’nin harekâtı devam etti, ancak nispeten çapı daraldı.
16 Aralık 2007’de Türkiye “son yıllardaki en büyük taarruzunu” başlattı, 50 Türk savaş jeti, Irak topraklarının yaklaşık 90 km. içerisinde bulunan PKK menzillerini bombaladı. 21 Şubat 2008’de birkaç bin askerden oluşan kara birlikleri Irak’ın kuzeyine gönderildi. 29 Şubat’ta Genelkurmay, kara harekâtının bittiğini duyurdu ve birliklerin amaçlarına ulaştıktan sonra Irak topraklarını terk ettiklerini açıkladı. Genelkurmay Başkanlığı en az 244 PKK’lının bir hafta süren taarruz boyunca etkisiz hale getirildiğini ve 800’e yakın sığınak, silah deposu gibi belli başlı hedefler ve diğer PKK menzillerinin yok edildiğini açıkladı.
Güneş Harekâtı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuzey Irak’a yönelik günümüze kadar gerçekleştirmiş olduğu son sınır ötesi operasyonuydu. Aynı zamanda ABD’nin bölgeye müdahalesinden sonra gerçekleştirilen ilk operasyon olma özelliği de taşımaktaydı.
Nasıl Bir Operasyon Olmalı?
Bu operasyonlarda Türkiye uluslararası toplum ve kamuoyu tarafından bir tepkiyle karşılanmadı. Türkiye, operasyonlar sonrasında bölgede kalmadı ve sivilleri hedef almadı. Ancak göz ardı edilmeyecek bir başka gerçek var ki 26 sınır ötesi operasyon bölgedeki PKK varlığını sona erdirmedi. Yapılan operasyonlar şunu gösterdi ki Türkiye’nin tek başına yaptığı askeri operasyonlar bölgedeki PKK varlığına zarar vermekle beraber sona ermesi için yeterli olmuyor.
Uzmanlar tarafından sınır ötesi operasyonlarda stratejik ve taktik açıdan 2 önemli hususun nihai olarak başarıya ulaşmak için son derece önemli olduğu ifade edilmektedir: Bunlardan birincisi operasyon yapılan bölgeye komşu olan ülkelerin ve bölgedeki yönetimin operasyon konusunda desteğinin alınmasının ve operasyonun kuşatma şeklinde ilerlemesinin gerekliliğidir. İkincisi ise operasyon sonrasında bölgede kalarak alan hâkimiyetini devam ettirecek bir askeri güce, bir güvenlik kuşağına duyulan ihtiyaçtır.
Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadelesi çok yönlü ve boyutlu olarak değerlendirilmesi gereken bir mücadeledir. Bu sürecin kırılma noktaları örgütün silahsızlaştırılması ve Türkiye’nin demokratikleşme konusunda atacağı adımlar olarak ifade edilmektedir. Bu iki süreç de birbirini olumlu ve olumsuz etkileyen dinamiklere sahiptir. Türkiye bir tarafta güvenlik zafiyeti oluşturmadan örgütün silahlı eylemlerini sona erdirmeye çalışırken diğer tarafta da demokratik açılım sürecini sağlıklı bir şekilde yürütmelidir.
(Kaynak: SDE, 6.Ekim.2011)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder