12 Şubat 2012 Pazar

Kuzey Irak'a hava harekatı


TSK: 11 Şubat'ta Zap ve Hakurk'ta barınak ve mağaralara hava harekatı düzenlendi
TSK; Kuzey Irak'a hava harekatı düzenlendiğini açıkladı

1. Irak'ın kuzeyinde yapılan keşif ve hedef analizi sonuçlarına istinaden, Zap ve Hakurk bölgelerinde tespit edilen bölücü terör örgütüne ait iki hedef grubu (barınak ve mağara), Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından, 11 Şubat 2012 günü gece saatlerinde etkili olarak vurulmuştur.

2. Görevlerini başarıyla tamamlayan uçaklarımız emniyetle üslerine dönmüşlerdir.

Vatan

Irak sınırında askeri hareketlilik


TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta düzenlediği hava operasyonu ardından bugün Şırnak Bölgesi’nde karadan 40 araçlık konvoyla asker sevkiyatı yapıldı. 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’ndan havalanan Kobra ve Sikorsky helikopterleri de Cudi dağı ve sınır boyunca devriye uçuşları yaptı.

Kuzey Irak’taki örgüt kamplarına yönelik yapılan hava saldırısıyla birlikte Şırnak’ın sınır kesimine doğru askeri hareketlilik görüldü. Mardin yönünden gelen sivil minibüslerden oluşan yaklaşık 40 araçlık konvoy, Şırnak’ta bulunan 23’ncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’na asker taşıdı. Askerleri taşıyan araçlar, şifre karıştırıcı jammer araçları ve zırhlı askeri araçlarla korunurken, havadan kobra helikopterleri de eşlik etti.

Bu arada 23’üncü Jandarma Sınır Tümeni’nden kalkan kobra ve Sikorsky helikopterleri, Cudi Dağı ile Kuzey Irak sınır bölgesinde sürekli devriye uçuşları yaptı. İnsansız hava araçlarının sınır boyunca elde ettiği görüntüler merkezde değerlendirildi.

Vatan

Kürt yönetimi üç İslamcı genci astı


ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra Barzani liderliğindeki KDP güçlerinin İslamcılara yönelik amansız baskı ve şiddet eylemleri sürüyor. 2007 yılında “İslamcı oldukları” gerekçesi ile Kerkük'te gözaltına alınan üç Kürt genci önceki gece idam edildi.

Enes Süvari

Kerkük Polis Müdürü Serhat Kadir’e dayanarak PUKMedya ve Barzani yanlısı gazetelerin yayımladığı habere göre idam edilen üç İslamcı gencin Nakşibendi Tarikatı mensubu olduğu belirtiliyor. Beş yıldır yapılan yargılama sonucunda hiçbir terör faaliyetleri tespit edilemeyen Ali Şakir Hemid, İbrahim Kürdî ve Nuri Zedan isimli üç gencin “İslami devlet düzeni getirmeye çalışmak”tan dolayı mahkemece idam cezası ile cezalandırılmışlardı. Polis Müdürü Kadir’in belirttiğine göre gece yarısı sabah namazına bir saat kala Kerkük’te bir askeri üste idam edildiği belirtiliyor. Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden hemen sonra Barzani ve Talabani güçleri, Kuzey Irak’ta faaliyette bulunan bütün İslamcı gençleri kurşuna dizmiş ve Ortadoğu’nun en barışçıl siyasi hareketi olan Hizbi İslamiye Kürdistan’ın bütün üye ve lider kadrosunu da faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırmıştı. Kuzey Irak’taki federal yasalara göre “İslamcı” olmak ağır suçlardan sayılıyor.

MEDYARAZZİ

Hakkı Öznur'un Yeni Kitabı


Türk fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur,yakın politik tarihimizin 93 yılının önemli olaylarını Timaş Yayınlarından çıkan "1993 Örtülü Darbe" adlı kitabında anlatıyor. 'Darbe tartışmaları', 'Uğur Mumcu suikasti', 'Eşref Bitlis olayı, kaza mı sabotaj mı?', 'Ahmet Cem Ersever suikastı', 'Sivas ve Başbağlar olayları', 'Özal-Talabani, Talabani-Öcalan görüşmeleri', 'Suriye-PKK', 'Öcalan Muhaberat ilişkisi' gibi birçok konu ele alınıyor.

1993 sürecinde pek çok karanlık hadiseler meydana geldiğini belirten Öznur, şöyle diyor: "Peki bunlar bir tesadüf mü? Türkiye'de 1993 yılında aslında ne oldu? Bu karanlık olayların arkasında kimler var? Yoksa 1993'te bürokratik oligarşinin gerçekleştirdiği 'örtülü' bir darbe mi yaşadık?"

Fikir adamı Hakkı Öznur, bu çalışmasında, işte bu sorulara cevap veriyor. Öznur, kitabında; Türkiye tarihinin derinliklerini ve 1993'ten bugünümüze oynanmakta olan oyunlar hakkında bilinmeyenleri bugünün siyasal çatışmalarının temellerini açıklıyor. İlmi ve objektif bir bakış açısıyla kaleme alınan kitap; hem bellekleri tazeliyor, hem de Türkiye üzerinde oyunlar oynayan küresel aktörlerin maskelerini düşürüyor.

Örtülü Darbe 1993: Karanlık bir geçmişe cesaretle bakmak isteyen okurlar için bir kaynak niteliği taşıyor.
Kaynak:  İHA

PİRSUS HABER

10 Şubat 2012 Cuma

Büyükşehir’e Kerkük ziyareti


Büyükşehir Belediyesi’nin resmi konuğu olarak Başkent’e gelen Kerkük Belediye Başkanı Abdulkarem Hasan Rafiq ve beraberindeki heyet,Melih Gökçek’i ziyaret etti.

Başkanlık makamında samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette, konuk Belediye Başkanı Abdulkarem Hasan Rafiq, Ankara da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, alt yapı, kentsel dönüşüm, rekreasyon alanlarıyla ilgili bilgi alışverişinde bulunacaklarını ifade etti.

Kerkük’ün 850 bin nüfuslu bir kent olduğunu belirten Rafiq, bol miktarda petrol rezervi bulunduğunu ancak alt yapı sıkıntıları yaşadıklarını dile getirdi. Kerkük’ün ihtiyacı olan projelere dikkat çeken Rafiq, “Ankara’da üçüncü günümüz ve burada bulunmaktan, sizinle bir araya gelmekten dolayı çok memnunuz. Bizim için çok güzel bir fırsat oldu, müşerref olduk” dedi. Konuk heyeti ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Gökçek ise “Biz de sizleri burada görmekten dolayı çok mutluyuz. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin projelerini arkadaşlar size gezdirecek. Her türlü bilgi paylaşımına da hazırız. Ne arzu ederseniz, arkadaşlar size yardımcı olsunlar” diye konuştu. Sohbetin ardından Gökçek, konuk belediye başkanı Rafiq’e üzeri işlemeli tabak ve çini vazo hediye etti.

HÜRRİYET

9 Şubat 2012 Perşembe

İbrahim ÇEVİK - Barzani ile PKK Arasındaki “Batı Kürdistan”ı Ele Geçirme Mücadelesi


Bütün dikkatler Beşar ESAD, Hama ve Humus’a çevrilmişken Suriye’de sessiz ve derinden gelişen önemli bir mücadele gözden kaçmaktadır. Bizi diğer tüm gelişmelerden daha çok ilgilendirmesi gereken bu sessiz ve derin mücadele BARZANİ ile PKK arasında gerçekleşmektedir. Bu Kürtçülerin ifadeleriyle “Batı Kürdistan”ı yani Suriye’de Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu bölgede egemenliği ele geçirme mücadelesidir.

Suriye’nin karıştığı ilk günlerden itibaren başlayan bu mücadele konusuna daha önce PKK’nın; bu ülkedeki siyasi uzantısı olan PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtleri bir araya getirdiğine, hatta bazı önde gelenleriyle Kandil’de toplantı yaptığına, onları “siyasi meclis” çatısı altında topladığına değinmiştik.

BARZANİ’nin Suriye’deki faaliyetleri konusunda ise; PKK’ya mesafeli duran Kürtçü liderleri olası gelişmelere karşı hazırlıklı bulunmalarıyla uyardığını, Suriye’de ortaya çıkacak bir otorite boşluğundan yararlanma umuduyla babasından miras kalan “dört parçalı Kürdistan” hayaliyle yanıp, tutuştuğunu, bu hayallerinin arasında Doğu Akdeniz’e açılacak bir “Kürdistan”ın bulunduğunu belirtmiştik.

Batı’nın diplomatik temsilcilerini çekmeleriyle ortaya koydukları tutumlarından artık ESAD yönetiminin günlerinin sayılı olduğu anlaşılmaktadır. Varılan bu noktayı daima göz önünde bulunduran iki taraf da “Batı Kürdistan” konusundaki planlamaları doğrultusunda hiç boş durmamaktadırlar.

PKK, PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtçülere “Nation Council” isimli bir çatı örgütü kurdurdu. BARZANİ ise yandaşı Suriyelilerin “Kurdish National Council - KNC” yi hayata geçirmelerini sağladı. Basına sızdırılan haberlerde PKK’nın bin kişilik bir terörist gücünü ESAD’a destek amacıyla kargaşanın ilk günlerinde Suriye’ye gönderdiği duyuruldu. Hatırlanacağı üzere söz konusu bilginin ortaya atıldığı günlerde Kamışlı’nın öne çıktığı yerleşim birimlerinde Türkiye aleyhinde gösteriler düzenlenmiş, ÖCALAN’ın özgürlüğü sloganları atılmıştı. Türk güvenlik güçlerinin gerçekleştirdikleri KCK operasyonlarında ele geçen bir doküman ise bu bilgiyi doğrulamıştı. Konuyla ilgili olarak basına verilen bilgilerde, 18 Mayıs 2011 tarihinde ÖCALAN ile görüşen avukatların Avrupa’daki örgüt mensuplarının son olaylardan sonra Suriye’ye yeteri kadar kadro aktarıldığını belirttikleri öne sürüldü.

Suriye’nin, sağladığı rahat çalışma ortamıyla PYD’nin Kürt muhalefetini denetimi altında alma çalışmalarını kolaylaştırdığı bildirildi. Sağladığı ayrıcalık çerçevesinde ömür boyu hapse mahkûm ettiği PYD lideri Salih MÜSLÜM’ü ani bir kararla salıverdiği ve serbestçe faaliyet göstermesine göz yumduğu haberleri verildi.

PKK’nın Suriye’de denetim kurma çabaları örgütün hep yapmaya alışık olduğu muhalifi ortadan kaldırma usulüyle güçlendirildi. PKK’nın önünde ciddi ve saygın bir engel olan Syrian Future Movement lideri Mishaal TEMO, Ekim ayında Kamışlı’da öldürüldü. Ve yine hep olduğu gibi PKK, bu suikastın sorumluluğunu inkâr etti ancak bir süre sonra bu çabanın gereksizliğini kendisi bile kabullendi.

PKK’nın, muhalefeti yok etme faaliyetinin son kurbanları Abdullah BEDRO ve üç oğlu oldu. Ocak 2012 ayında Kamışlı’daki evlerinde PKK’lı teröristlerin baskınına uğrayan A. BEDRO, geçmişte ÖCALAN ile arasındaki yakın dostluğuyla tanınmaktadır. Ortaya atılan pek çok söylentide; BEDRO’nun El Muhaberat ile ilişki kurarak ajanlaştığı iddia edildi. Ne var ki, Kürtçü liderin saygın kişiliği nedeniyle “ajanlaşma” iddiasına itibar eden olmadı.

PKK’nın şiddet ve terörle susturma ve bastırma çabalarına bir yenisi 3 Şubat 2012 günü Afrin’de yapılan gösterideki tutumuyla eklendi. Söz konusu gösteriyi düzenleyen BARZANİ yanlısı KNC’li taraftarların, elleri sopalı ve bıçaklı, yüzleri maskeli PYD’lilerin saldırısına uğradıkları bildirildi.

Kandil’den Murat KARAYILAN, Suriye’de sürecin gittikçe hassas bir hal aldığına dikkat çekerek “Kürtler burada kendilerini heba etmemeli, hemen bir taraf olmamalı. Tabii Kürtler saldırı yerine öz savunmasını geliştirmeli. Halk da bunu esas almalı. Kürtler kendisini başkası için kurban etmemeli. Çünkü bazı güçler Kürtleri kullanmak istiyor” diyerek açıkça belirtmemekle birlikte BARZANİ ve Türkiye konusunda Suriyeli Kürtçüleri uyardı.

PKK’nın aksine Suriye Kürtçüleriyle siyasi birlik oluşturmaya çalışan BARZANİ’nin, büyük oynadığını ortaya koyan K. Irak’ın geleceğine ilişkin açıklamaları son derece önemlidir. Arap basınında yer alan haberlerde; BARZANİ’nin 2012 Nevroz’unda K. Irak’ın bağımsızlığını ilan edeceği, İngiltere ve Fransa’nın bu planlamaya büyük bir arzuyla destek verdikleri, ABD’nin henüz zamanın uygun olmadığı gerekçesiyle pek olumlu bakmadığı duyurulmaktadır. K. Irak’ta yayınlanan Hawlati gazetesinin başyazarı Kamal RAOUF’a atfen verilen bir başka haberde ise; dört ülkeyi kapsayacak daha büyük bir “Kürdistan” konusunda araştırmalar yapması planlanan Strategic Institute for Establishment of a Kurdish State in Southern Kurdistan isimli bir vakfın kurulduğu belirtilmektedir.

BARZANİ’nin son birkaç aylık dönemde uluslararası ilişkilerde attığı adımlar bu haberleri doğrular niteliktedir. Bağdat hükümetini atlayarak Exxon Mobil ile yaptığı petrol anlaşması bu konudaki en büyük ve en önemli adımdır. Uluslararası ilişkiler uzmanları bu anlaşmayı Shell’in izlemesinin çok muhtemel olduğuna işaret etmektedirler. Ayrıca Nuri El MALİKİ’nin bastırmaya çalıştığı Sünni Arap muhalefetinin dile getirdiği özerk yönetim isteklerine BARZANİ olumlu yaklaşmaktadır. Diğer taraftan K. Irak’ta adeta her gün yenisi eklenen yabancı diplomatik temsilciliklerin açılması da BARZANİ’nin uluslararası konumunu güçlendirmektedir.

Kürtçülüğün bölgesel lideri olma yolunda ilerleyen BARZANİ, Suriye Kürtçüleriyle ağırlıklı olarak siyasi temelli ilişkiler geliştirmektedir. Son adım olarak Ocak 2012 ayının sonunda Erbil’de gerçekleştirilen üç günlük konferansa dikkat edilmelidir. Avrupa’dan da katılımların olduğu konferansta iki yüz elliden fazla Suriyeli Kürt temsilcinin hazır bulunduğu öne sürülmektedir. Mesut BARZANİ’nin, yaptığı konuşmada; Suriyeli Kürtlerin kendilerini her türlü değişikliğe hazırlamalarını, ortalık yatışana kadar dar partizan çıkarları bir kenara bırakıp “Kürtlük” yolunu izlemelerini istediği ve tek ses olmaları çağrısında bulunduğu belirtilmektedir.

BARZANİ, PKK arasındaki “Batı Kürdistan” çekişmesinin bugünkü özelliği birbirleriyle doğrudan çatışmadan kaçınarak, Suriyeli Kürtçüleri kendi saflarına katma çabalarıdır. Yakın bir gelecekte bunun aksine bir tutum beklemek doğru olmayacaktır. Bölgesel dengeler ve mevcut hasım-dost ilişkileri içerisinde doğrudan çatışmanın yararı olmayacağı gibi telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açacağını her iki Kürtçü de iyi bilmektedir.

TÜRKSAM

8 Şubat 2012 Çarşamba

Irak'ta bu sabah 14 kişi idam edildi


Irak Adalet Bakanlığı, bu sabah 14 mahkumun idam edildiğini açıkladı.

AA
Adalet Bakanlığı Sözcüsü Haydar El Sadi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terör ve cinayet suçlarından yargılanmış ve haklarında idam cezası verilen 14 mahkumun bu sabah idam edildiğini, idam edilenler arasında El Kaide terör örgütünün Irak'taki bağlantısı olan sözde Irak İslam Devletinin Musul Valisinin de bulunduğunu belirtti.

El Sadi, tamamı Iraklı olan mahkumların, terörle mücadele ve ceza kanunları gereği idam edildiğini söyledi.

 Bu arada, Adalet Bakanlığının verilerine göre, bugünkü idamlarla birlikte Irak'ta yıl başından bu yana idam edilenlerin sayısı 48'i buldu.

 BM'nin edindiği bilgiye göre, 2004'ten bu yana Irak'ta idam cezasına çarptırılanların sayısının 1200'den fazla olduğu tahmin ediliyor.

 BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay, daha önce yaptığı açıklamada, BM'nin edindiği bilgiye göre 16 Kasım'dan Ocak ayının sonuna kadar 63 kişinin idam edildiğini dile getirmişti.

Öte yandan Irak'ta bir El Kaide komutanı idama mahkum edildi.

El Asvat'ın Yüksek Adli Konsey açıklamasına dayandırdığı haberde, Irak Merkez Ağır Ceza Mahkemesi'nin Musul El Kaidesi Askeri Komutanı'nı idam cezasına çarptırdığı belirtildi.

Adı açıklanmayan Suudi komutanın, ülkenin batısındaki Felluce'de yürütülen savaşa katkıda bulunduğunu itiraf ettiği kaydedildi.

YENİ ŞAFAK

7 Şubat 2012 Salı

Erdoğan, Irak Başbakan Yardımcısı Mutlak'ı kabul etti


Erdoğan, Irak Başbakan Yardımcısı Öutlak'ı kabul etti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakan Yardımcısı Salih Mutlak'ı kabul etti. Haliç Kongre Merkezi'nde yapılan görüşme basına kapalı olarak gerçekleştiriliyor.

YENİ ŞAFAK

Barzani ne karar verecek?


KDP Temsilcisi Hemin Hawrami: K.Irak bağımsızlığını ilan etmeyecek!

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt yönetiminin her alanda desteğini önemsediklerini belirterek, ''PKK terör örgütünün, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden saldırılarına karşı Kuzey Irak yönetiminin desteğini önemli buluyoruz'' dedi.

Çelik, Kuzey Irak Yerel Yönetimi KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami başkanlığındaki heyeti AK Parti Genel Merkezi'nde kabul etti.

Görüşmenin ardından Hawrami ile ortak basın toplantısı düzenleyen Çelik, AK Parti ve KDP arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem verdiğini belirterek, KDP kongresine AK Parti'yi temsilen gittiğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da Irak ziyaretinde Kuzey Irak'taki Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile önemli görüşmeler yaptığını anımsattı.

Hawrami ile görüşmenin KDP ve AK Parti arasındaki en üst düzeydeki görüşmelerden birinin daha gerçekleştiğini ifade eden Çelik, görüşmede Türkiye'nin bölge, Irak ve Kuzey Irak ilişkileri ile AK Parti ve KDP arasındaki ilişkilerin konuşulduğunu anlattı.

''AK Parti olarak KDP ile birçok noktada işbirliği geliştirmeyi düşünüyoruz'' diyen Çelik, şöyle konuştu:

''Bu işbirliği sadece partiler arasındaki formen ilişkiyle kalmayacaktır. Kadın kollarımız, gençlik kollarımızın karşılıklı faaliyetleri noktasında insanlarımızın daha çok birbiriyle kaynaşmasını hedefleyen ilişkiler olmasını istiyoruz. Kültürel, ekonomik ve siyasi ilişkileri bir bütün olarak ele alıyoruz. Türkiye, Kuzey Irak'ın güvenliğine, gelişmesine ve zenginleşmesine büyük önem veriyor. Biz, KDP'nin bölge sorunlarına, Irak'ın bütünlüğüne dönük stratejisini önemli buluyor ve destekliyoruz. Bölgemizde çok önemli gelişmeler olurken KDP ortaya koyduğu barışçıl stratejiyle bölgedeki pek çok siyasi harekete örnek teşkil edebilecek bir vizyon ortaya koymaktadır. En son Başkan Barzani'nin Suriyeli Kürtlerle yaptığı toplantı, burada ortaya koyduğu barışçıl strateji, Suriye'nin değerlendirmesi bakımından önemli olmuştur.''

PKK terör örgütünün Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden saldırılarına karşı Kuzey Irak yönetiminin desteğini önemli bulduklarını ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

''Başkan Barzani'nin 'PKK, Türkiye ile Kuzey Irak'ın ilişkilerinin gelişmesine engel oldu' şeklindeki ifadesini halkımız takdirle karşılamıştır. PKK terör örgütünün, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden saldırılarına karşı Kuzey Irak yönetiminin desteğini önemli buluyoruz. Irak'taki Maliki hükümetinin mezhepçiliğe dayalı stratejilerinin Irak ve Türkiye ilişkilerine verdiği zarar konusunda açık ve net ifadeler Sayın Başbakanımız tarafından ortaya konuldu. Irak'ta istikrarın sağlanabilmesi, Irak'ın müreffeh geleceğinin kurulması bakımından, Irak'ta hiçbir hükümetin etnik veya mezhep temelli siyaset gütmemesi gerekiyor. Kuzey Irak yönetiminin Irak'ta mezhepçi ya da etnik temelli gelişmeler karşısında Irak'ın bütünlüğüne dönük, bütünlüğünü tesis etmeye yönelik ifadelerini çok önemli buluyoruz.

Irak'taki krizden müzakere yoluyla çıkılması konusunda siyasi grup liderlerinin biraraya gelmesini bekliyoruz. Barzani'nin önerisi doğrultusunda bu toplantının Erbil'de yapılmasına destek veriyoruz. Irak'ta birtakım itilaflı bölgeler var, buralarla ilgili problemlerin çözümü noktasında Türkiye yapıcı bir rol oynayacaktır. Türk tarafının haklarını gözeten bir rol olacaktır. Kuzey Irak'taki Kürt kardeşlerimizin Sünni Araplar ve Türkmenlerle ilişkilerinin gelişmesine elimizden gelen desteği vermek istiyoruz. KDP ile ilişkilerimizi olabilecek en üst seviyeye her alanda çıkartacağız.''

-KDP'li Hawrami'nin konuşması-

Kuzey Irak Yerel Yönetimi KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami de AK Parti ve KDP arasındaki ilişkileri ileri seviyelere getirmek için ziyareti gerçekleştirdiklerini belirterek, iyi ilişkileri barış için kullanmak istediklerini söyledi.

''Bizim mesajımız barış ve daha fazla demokrasi içindir'' diyen Hawrami, şiddetin hiçbir kesime hizmet etmediğini, hangi parti olursa olsun şiddet ile başarı sağlayamayacağını kaydetti.

Türkiye'nin Kuzey Irak ve Irak halkı için çok önemli bir stratejik partner olduğunu vurgulayan Hawrami, Türkiye ile daha güçlü politik, siyasi ve ekonomik ilişkiler içerisinde olmak istedirlerini belirtti.

KDP olarak Irak'ta var olan problemlerin çözümü için çalıştıklarını, Irak anayasasına göre problemlerin halledilmesini istediklerini ifade eden Hawrami, ''Irak bir daha tek kişi, tek parti tarafından yönetilmemelidir. Bütün etnik gruplar yönetimin içinde olmalıdır. Bu Irak'ı daha da güçlendirecektir'' dedi.

Suriye'deki Kürtler konusunda da KDP olarak herhangi bir görüşü empoze etmek istemediklerini vurgulayan Hawrami, Suriye'deki Kürtlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi gerektiğine inandıklarını söyledi.

Hawrami, ''Biz onları birleşik Suriye olarak görmek istiyoruz, demokratik Suriye olarak görmek istiyoruz'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bölge sorunlarına yönelik olarak çok cesur adımlar attığını ve kendisini takdir ettiklerini belirten Hawrami, ''Erbil'de Kürtleri inkar etmenin zamanı geçmiştir. Suriye'de de problemleri şiddetle halletmenin zamanı geçmiştir. Biz KDP olarak bütün sorunların daha barışçıl çözülmesini istiyoruz'' diye konuştu.

Hawrami, bir gazetecinin ''Barzani'nin, Nevruz Bayramı'nda Kürdistan'ın bağımsızlığını ilan edeceği yönünde haberler çıktı, bu ne kadar doğru?'' sorusuna, ''Bunlar asılsız haberlerdir. Kuzey Irak, Irak anayasasına göre Irak'ın bir parçası olmaya devam edecektir'' yanıtını verdi.

Ömer Çelik de bir başka soru üzerine Suriye konusunda Arap Birliğinin kararını beklediklerini, Suriye konusunda bir konferansın Türkiye'de toplanmasından da memnuniyet duyacaklarını söyledi. Çelik, konferansın olabildiğince geniş katılımla toplanmasının da yararlı olacağını dile getirdi.

Basın toplantısının ardından Çelik, Hawrami'ye içinde AK Parti logosu bulunan bir çini tabak, Hawrami de Çelik'e el yapımı yöresel bir ürün hediye etti.
Fatih Hisarkaya

HABER BİZ

6 Şubat 2012 Pazartesi

Erbil'de Kutsal Emanetler fotoğraf sergisine yoğun ilgi


Irak'ın Erbil kentinde ilk kez düzenlenen Kutsal Emanetler fotoğraf sergisi vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Türkiye'nin tek uluslararası kitapevi olma özelliğini de elinde bulunduran NT Mağazalarının Erbil Şubesi, Mevlid Kandili münasebetiyle "Kutsal Emanetler Sergisi" düzenledi. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s) doğum yıldönümü olan Mevlid Kandili dolayısıyla Erbil'de ilk kez gerçekleşen 'Kutsal Emanetler fotoğraf sergisi' yerli ve yabancı vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.
NT Erbil Şubesi şehrin en büyük alışveriş merkezi olan Family AVM'de, Türkiye'den özel olarak getirtilen 40 fotoğraf ile 'Kutsal Emanetleri' Erbil halkı ile buluşturdu. İlk defa böyle bir serginin gerçekleştiğine dikkat çeken NT Erbil Şubesi Müdürü Hasan Fevzi Önalan, sergiyi ilk kez görenlerin şaşkınlıklarını gizleyemediğini söyledi.

Önalan, "40 eseri Türkiye'den getirip buradaki vatandaşların beğenisine sunduk. İnşallah gelecek yıl bu tür etkinliklerimiz devam edecek. Ayrıca Mevlid Kandili nedeniyle gün boyunca da tatlı dağıttık. Vatandaşların sergiye inanılmaz derecede yoğun ilgisi olması bizi sevindirdi." diye konuştu.

Sergiyi gezen Halil Horşit Resul isimli vatandaş ise, "Sergiyi gezerken Peygamber Efendimiz zamanındaki kültürü gördük. Bu sergi çok güzel oldu. İnsanlar gelip geziyorlar bakıp o günleri anıyorlar. Çok iyi oldu bende gezdim çok sevdim. İyi düzenlenmiş ve düzenleyenlere sizlere teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

Yoğun ilgi üzerine Kutsal Emanetler Fotoğraf Sergisinin bir hafta süreyle açık kalacağı da belirtildi.

(CİHAN)

ZAMAN

Sibel KALEMDAROĞLU - Maliki-Erdoğan Arasındaki Restleşmeler Türkiye’yi Nereye Sürüklüyor?


Türkiye ve Irak arasındaki ilişkiler 2011 yılının son haftalarından itibaren gerilmiş, Irak Başbakanı Nuri El Maliki ve Başbakan Erdoğan arasındaki bitmek bilmeyen söz düellolarının ardından ise kopma noktasına gelmiştir.

Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan ‘sözde’ çekilmesinin ardından özellikle Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve El Irakiye Bloğu temsilcisi Tarık El Haşimi hakkında çıkarılan tutuklama kararıyla artan mezhepsel gerginlik konusunda Şii lider Maliki’yi uyarmış ve Irak’ı mezhepsel iç savaşa sürüklememesini söylemiştir. Bunun ardından Maliki çeşitli basın-yayın organlarında Türkiye’nin bölgeye bir müdahalesinden çekindiklerini, Türkiye’nin bölgede felaket ve iç savaş getirecek bir rol oynadığını belirtmiştir. Ayrıca Türkiye’ye Irak’ın iç işlerine karışmaması konusunda uyarıda bulunmuştur.  Maliki, ayrıca, Türkiye Irak’ın iç işlerine karışırsa bundan en fazla kendisinin zararlı çıkacağını ifade ederek, Türkiye’nin etnik ve mezhebi çeşitliliğine de vurgu yaparak PKK konusunda üstü kapalı bir tehditte bulunmayı da ihmal etmemiştir.[1]

Erdoğan 2010 seçimlerinde de desteklediği El Irakiye bloğunun başkanı ve eski başbakan İyad Allavi ile de görüşmüş, Irakiye grubunun bu dönemdeki öneminden söz ederek Allavi’ye olan desteğini göstermiştir.[2] Bütün bunların üzerine 18 Ocak 2012’de Bağdat’taki Türk Büyükelçiliği’ne yapılan roketli saldırı ilişkileri daha da germiştir. Başbakan Erdoğan’ın Maliki’nin “Türkiye içişlerimize karışıyor” yönündeki suçlamalarına  yönelik son ifadeleri ise oldukça sert olmuştur. Erdoğan Maliki’yi “Yezid’in izinden gitmekle” ve “ülkeyi kardeşin kardeşi katlettiği bir çatışmaya sürüklemekle” suçlamıştır.[3] Maliki ise bu açıklamaları “provokatif” olarak nitelendirmiştir.[4]

            Irak’taki krizin temelleri hükümet kurulma sürecinde atılmıştı. 7 Mart 2010 tarihindeki seçimlerin ardından hükümetin kurulması 4 ay sürmüş,  başında başbakan Nuri el-Maliki’nin bulunduğu Irak Hukuk Devleti koalisyonu El Irakiye koalisyonu kendisinden daha fazla oy almış olmasına rağmen hükümeti kurma görevini üstüne almıştır. Ancak Irak’ta zor kurulan yapının çok da başarılı olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmıştır. 2011’in sonuna yaklaşırken El Irakiye bloğu, hükümeti diğer siyasi partileri görmezden gelerek tek parti yönetimi kurmaya çalışmakla suçlamış, hükümete bağlı güvenlik güçlerinin Sünni bölgelerde haksız ve gelişigüzel tutuklamalar yaptığını ve yargıyı siyasallaştırdığını dile getirerek meclis toplantılarını boykot etmeye başlamıştır. Maliki’nin ABD’nin çekilmesinden bir gün sonra 19 Aralık 2011’de Şii Başbakan Maliki Sünnî lider Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartması ise  krizi doruk noktasına taşımıştır

            Türkiye’nin Irak’taki, siyasal bir kriz olarak başlayan, Bağdat’taki Şii mahallelerinde artık sıradan bir olay haline gelen bombalama eylemleri ile kanlı bir mezhepsel çatışmanın eşiğine gelen krize dahil olması AKP hükümetinin Arap ayaklanmalarında özellikle Suriye’deki olaylarda açıkça görülen Ortadoğu’da          “proaktif” politika anlayışının bir uzantısıdır. AKP hükümeti Irak’ta mezhepsel çatışma riski ortaya çıktığından bu yana kendini, İran’a yakınlığıyla bilinen Maliki’nin karşısında konumlandırmıştır. Bu; hükümetin Türkiye’nin Sünni kimliğini ön plana çıkararak ülkeyi Ortadoğu coğrafyasında yaşanabilecek bir mezhepsel gerginlikte taraf konumuna getirecek tehlikeli politikasının bir sonucudur.

Özellikle Arap Baharı süreci ile Türkiye bölgede daha aktif bir dış politika izlemiş, Ortadoğu’daki yeniden yapılanmada kendisine daha etkin bir rol arayışına girmiştir. Libya konusunda “NATO’nun Libya’da ne işi var” duruşundan oldukça kısa bir sürede vazgeçen Türkiye, Suriye konusunda ilk başta temkinli davranmış, ancak batının Suriye rejimi karşısındaki tavrının netleşmesinin ardından muhaliflere örgütlenmeleri için topraklarını açacak kadar müdahil olmuştur. Ankara’nın Irak konusundaki tutumu ise ne Libya’daki acemiliğe ne de Suriye’deki önce temkinli sonra kararlı tutuma benzemektedir. Ankara Irak krizinde başından beri oldukça atak ve kararlıdır. Ancak bu tutumdan Türk dış politikasının artık olgunlaştığı gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.

 Irak Türkiye’nin çıkarları ile yakından ilişkili bir ülkedir. Irak’ta yaşanacak bir istikrarsızlık Türkiye’ye yansıyacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin Irak konusunda sessiz kalması doğru bir tutum olmaz. Ancak Türkiye’nin Irak konusunda fazlasıyla müdahil olacağı alan terör ve güvenlik olmalıdır. Türkiye mezhepsel gerilimde taraf olmamalıdır. Eğer, Türkiye Ortadoğu’da kendini Sünni bir ülke olarak konumlandırırsa kendisini kaçınılmaz olarak bir mezhepsel savaşın ortasında bulabilir. Oysa Türkiye’nin Irak konusundaki dış politikası ancak ülkenin toprak bütünlüğünün ve Iraklı Türkmenlerin haklarının korunması konularında tavizsiz olmalıdır.

Bugün, Irak’ta çözümün federal yapının oluşturulmasından geçtiğine dair düşünceler yaygındır.[5] Maliki’nin politikaları kendilerini dışlanmış hisseden Sünnilerin Kürtlerin yolunu izleyerek özerklik arayışına girmelerini getirebilir. Zira Irak anayasası özerk yönetimlerin kurulmasının önünü açmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin açıkça taraf tuttuğu algısını yaratmak oldukça yanlış bir tutumdur.

Türkiye’nin Irak’ta göze almaması gereken bir diğer unsur da İran’la karşı karşıya gelme riskidir. Irak’ta yaşanacak bir çatışmaya İran’ın da dahil olması kaçınılmazdır. Zira, Irak’ın özellikle güneyi İran’ın etkisi altındadır. Böyle bir çatışma sonucunda kendini Sünni ülkelerin yanında konumlandıran Türkiye’nin Şii İran’la karşı karşıya gelmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Batı ülkeleri uzun bir süredir Türkiye’yi Suriye’ye yapılacak bir müdahale konusunda teşvik etmektedir. Bugün Suriye’ye müdahale konusu, İran’ın özellikle Hürmüz Boğazını kapatma konusundaki tehditlerinin gündemi meşgul etmesi sonucu ertelenmiş gibi gözükmektedir. Ancak Suriye’de rejim değişikliği hedefinin İran’ın bölgedeki en önemli müttefikinin ortadan kaldırılması planı olduğu da unutulmamalıdır. Suriye’nin hedefte olması aslında İran’ın hedefte olduğu anlamına gelmektedir.  Dolayısıyla Irak krizi ne İran’dan ne de Suriye’den soyutlanarak değerlendirilmelidir Zira Irak, İran’ın en önemli müttefikleri Suriye ve İran’a ulaşmasını sağlayan bir pozisyondadır, İran’ın Irak ve Suriye’yi kaybetmesi İran’ın da sonunun gelmesini hızlandıracaktır.

Sonuç

Maliki’nin başbakan olduğundan bu yana hem kendi konumunu hem de hükümetteki Şiilerin baskın olduğu yapıyı güçlendirmeye çalıştığı, yetki paylaşımı ilkesini açıkça ihlal ettiği doğrudur. Irak etnik mezhepsel bir gerginliğe sürüklenmektedir. Ancak akla gelen bir konu da Maliki’nin Haşimi konusunda haklı olabileceğidir. Irak’ta Geçici Koalisyon Başkanlığı yapmış olan ABD’li diplomat Paul Bremer Maliki’yi “Şiilerin Saddam’ı” olarak nitelendirmektedir.[6] Buna karşın İyad Allavi işgalden önce Saddam Hüseyin'e düşmanlığı ile tanınan bir kişidir, hatta Allavi’nin 1994’te Saddam’a karşı bir darbe girişimi olmuştur. Bunun yanında   CIA ve MI6 ile yakın ilişkileri olduğu söylenmektedir.[7] Batı, Maliki’yi gözden çıkarmış gibidir. Buna karşın önümüzdeki günlerde Allavi’nin liderliğindeki El Irakiye listesinin batı tarafından desteklenmesi beklenebilir. Arap Baharı adı verilen sürecin başından beri batı ile paralel politikalar izleyen AKP hükümetinin Irak konusundaki tutumunun sertleştirmesi de buna bağlanabilir. Ancak uzun bir süredir Türkiye’ye ihale edilmeye çalışılan Suriye müdahalesine doğrudan girmeyen Türkiye, hükümetin yanlış dış politika adımları ile böyle tehlikeli bir maceraya, Irak krizi sonucunda, dolaylı yoldan girmemelidir.

[1] http://online.wsj.com/article/SB10001424052970203430404577092512821791908.html
[2] “Erdoğan Irakiye Lideri Allavi ile görüştü”, Radikal Gazetesi, 12.01.2012, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1075458&CategoryID=81
[3] “Tarihe Yezid gibi geçersiniz”, Taraf Gazetesi, 25.01.2012, http://www.taraf.com.tr/haber/tarihe-yezid-gibi-gecersiniz.htm
[4] “Maliki: Erdoğan’ın yaptığı provokasyon”, Yeni Çağ Gazetesi, 25.01.2012, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=62486
[5] “Make it federal”, The Economist, 31 Aralık 2011, http://www.economist.com/node/21542194
[6] Abdulla Hawez, “What is Really Going on in Iraq?”, The Majalla, 23 Aralık 2011
[7] Andrew Gilligan, “The strongman of Baghdad”, The Spectator, 13 Kasım 2004, http://www.spectator.co.uk/essays/all/12799/the-strongman-of-baghdad.thtml

21.YÜZYIL TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ

5 Şubat 2012 Pazar

Tankut SÖZERİ - Irak Paradigması


Irak, 143 milyar varil ispatlanmış petrol rezervi ve 3.158 milyar m3 gaz rezerviyle önemli bir kaynak ülke konumundadır. Irak petrollerinin %75’i Irak’ın güney bölgesinde, %25’i Irak’ın kuzey ve orta bölgesinde yoğunlaşmıştır. Bölgesel Kürt Yönetimi’nin kuzey bölgesinde kontrol ettiği petrol rezervi %6 iken, yalnızca Kerkük bölgesinin rezerv miktarı ise %14’tür. Nisan 2008’de Saddam döneminde yapılan tüm petrol kontratlarının hükümsüz olduğunun ilan edilmesinin ardından Iraklı yetkililer 2012 Ocağına kadar içerisinde Amerikalı ve İngiliz şirketlerin de bulunduğu uluslararası petrol şirketleri ile 4 tur ihale kapsamında geliştirme ve üretim servis anlaşmaları ve teknik servis anlaşmaları yapmıştır. Kürt bölgesel yönetimi ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine yaklaşık 1 ay kala Exxon şirketi ile Al Qush, Baeshiqa, Pirmam, Betwata, Qara-Hanjeer ve Arbat şirketleri ile 6 petrol sahası için uluslararası bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşmaları yasa dışı ilan eden Maliki yönetimi ise Amarikalı şirketlerin Kürt bölgesinde ekonomik değil politik amaçlarla hareket ettiğini ileri sürmektedir.
(Maliki ve Haşimi çekişmesini hatırlayınız. Haşimi Kürt yönetimine sığınmıştı. Türkiye Haşimi’yi neden savunuyor yanıtını sanırım aşağıdaki bilgilerde bulabilirsiniz.)
Bölgesel Kürt Yönetimi Türk Firmalarıyla ciddi üretim paylaşımı anlaşması yapmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Genel Enerji, Ber Bahr sahasında %40, Dohuk sahasında %40, Miran sahasında %18.75 hisseye sahiptir. Petoil, Bina Bawi sahasında %23, Pulkhana sahasında %20, Shakal sahasında %9, Chia Surkh sahasında %20 hisseye sahiptir. Doğan Holding’in Khalakan sahasında hissesi %80’dir. Petroquest (Çalık Enerji)’nin Sulevani sahasında hissesi %80 ve Central Dohuk sahasında ise %30’tur.
2003 işgali sonrası Irak’ın petrol ve türevlerinden elde edilen gelirleri Amerikan Federal Rezerv Bankası (FED)’nda Irak Merkez Bankası adına oluşturulan Irak Kalkınma Fonu (Iraq Development Fund-IDF) hesabına aktarılmıştır. Bu anlamda Irak’ın petrol gelirlerinin harcanması noktasında Amerikan Federal Rezerv Bankası’nın önemli bir gücü elinde tuttuğu görülmektedir. ABD ülkeyi terk askeri olarak ederken mali olarak terk etmemiştir. Anlaşmalarını koruyabilecek gücü de alanda tutmaya özen gösterecek bir gücü geride bırakmıştır.
Tüm bu anlaşmaların yanı sıra Irak petrollerinin petrol şirketleri ve Irak için taşıdığı anlamı özetlemek gerekirse; Amerikan ve İngiliz şirketleri için Irak petrol pazarında yer almak ekonomik olduğu kadar güç ve saygınlık; Çin, Rus, Hindistan, Avusturya, Kanada, Kore, Hindistan ve diğer ülke şirketleri için ekonomik kazanç ve büyümek için fırsat; Irak için ise geleceğe taşınmanın kaynağı şeklinde özetlenebilir.
Kürt bölgesel yönetimin sınırları içerisinde 5.000-40.000 varil/gün işleme kapasitesine sahip küçük çaplı 4 adet rafineri bulunmaktadır. Bu rafineriler Erbil Bazian, TawIrak ve Süleymaniye bölgelerindedir. Bunlara ek olarak Taq Taq bölgesinde de 60.000 varil/gün kapasiteli rafineri yapılması ve 2015’te devreye alınması planlanmaktadır.
Bunun yanısıra Bölgesel Yönetim ile yapılan üretim paylaşımı anlaşmaları çerçevesinde bu bölgeden ilk ihracat 1 Haziran 2009’da Genel Enerji ve Addax Petroleum Co.’ın hissedar olduğu Taq Taq ve DNO International ASA ile Genel Enerji’nin hissedar olduğu Tawke sahalarındaki üretim ile başlamış olup Hurmala pompa istasyonuna ve/veya Fiskhabur’a taşınmak suretiyle Kerkük-Yumurtalık hattından yapılmaktadır.
Hâlihazırda iharacat miktarı günlük yaklaşık 125 bin varildir. Bu miktarın arttırılması amacıyla Kerkük-Yumurtalık Hattı’na Taq Taq sahasından 400 bin varil/gün kapasiteli boru hattı bağlantısı kurulması ve hattın 2014’te devreye alınması planlanmaktadır. Bu hattın devreye girmesiyle bu sahanın mevcut 120 bin varil olan günlük üretiminin 200 bin varile çıkarılması hedeflenmektedir.
Buna bağlı olarak ihracat miktarı da artacaktır. Bölgesel yönetimin Doğal Kaynaklar Bakanlığı petrol üretimini 2014 itibariyle günlük 1 milyon varile çıkartmayı planlamaktadır. Bu üretim doğal olarak mevcut üretim yapan sahalar (Taq taq, Tawke gibi) ile keşfedilecek sahalardan sağlanacaktır.
Bunlara ek olarak Taq Taq bölgesinde de 60.000 varil/gün kapasiteli rafineri yapılması ve 2015’te devreye alınması planlanmaktadır. Kapasiteli boru hattı bağlantısı kurulması ve hattın 2014’te devereye alınması planlanmaktadır. Bu hattın devreye girmesiyle bu sahanın mevcut 120 bin varil olan günlük üretiminin 200 bin varile çıkarılması hedeflenmektedir. Buna bağlı olarak ihracat miktarı da artacaktır. Bölgesel yönetimin Doğal Kaynaklar Bakanlığı petrol üretimini 2014 itibariyle günlük 1 milyon varile çıkartmayı planlamaktadır.
Bu bilgiler ışığında, ABD’nin Irak’ı terk etmesinden sonra Türkiye’ye olası etkilerini bir başka yazımda incelemek üzere noktalarken, şunu belirtmek doğru olacaktır sanıyorum.
ABD Irak’a müdahale edeceğini açıkladığı günlerde şu ünlü Mart tezkeresinin Meclisteki oylamasının bu bilgiler ışığında ne işe yaradığını sorgulamak gerekir sanıyorum. Bunu en iyi bilse bilse Sayın Ertuğrul Yalçınbayır bilir. Çünkü Türk Ordusu’nun Irak’a ve özellikle Kuzey Irak’a (günümüz Kuzey Irak Kürt Yönetimi, günümüzde nevruzda – 21 Mart günü bağımsızlığını ilan edeceğine dair söylentiler var- yerleşmiş olması halinde günümüz nasıl olurdu acaba demekten kendimi alamıyorum.
Çünkü Sayın Yalçınbayır, Başbakan Yardımcısı ve hükümet üyesi olarak ortak sorumlulukta Meclise gönderilen tezkerenin altına imza atarken, Mecliste aleyhte oy vermişti. Acaba neden? Bilemediğimiz başka nedenler mi var?
Bir teselli ararsak bu konuda, Meclis izin vermediği için orduyla yapamadığımız işi galiba özel girişimci şirketlerimiz, bir açığı kapatmak denirse eğer, başarılıdırlar diyebiliriz. Bu girişimlerin siyasi bir getirisi elbette olamamaktadır. Çünkü ancak ordunuzu ihraç ederseniz getirinin siyasi, ekonomik ve kalıcı sonuçları olur.
Kimdi o Amerikalı, hani “Türkiye’nin ihraç edeceği sadece ordusu vardır!” diyen, Soroz mu? Bence adam haklı; ordunu ihraç edemezsen ya darbe yapar ya da tükaka edersin!
O nedenle Maliki ve Haşimi olayını bu açıdan okumak gerekir diye düşünüyorum.

YENİ BURSA

3 Şubat 2012 Cuma

BDP heyeti, Ulusal Kürt Konferası için Erbil'de temaslarda bulunuyor


Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinden oluşan bir heyet, 'Ulusal Kürt Konferansı' tarihinin belirlenmesi için Irak'ın kuzeyindeki Erbil kentinde temaslarda bulunuyor. BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Van Milletvekili Özdal Üçer, Adana Milletvekili Murat Bozlak'tan oluşan heyet, Irak Kürt Bölgesi Parlamenterler Birliği ile Bölgesel Kürt Yönetimi Parlamentosunu ziyaret etti.
Heyet adına açıklama yapan BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Ulusal Kürt Kongresi'nin çok önemli olduğunu söyledi. Birtane, ziyaret amaçlarının Ulusal Kongre'nin yapılması için bilgi almak ve tarafları teşvik etmek olduğunu söyledi. Birtane, Erbil'de 4 günlük bir ziyaret çerçevesinde bölgedeki parti ve hükümet yetkilileri ile Ortadoğu'da yaşanan son siyasal gelişmeler, Kürtlerin son durumu, Kürt sorununda yaşanan gelişmeler ile Ulusal Kürt Konferansı ilgili konuları ele alacaklarını belirtti.

Irak Kürt Bölgesi Parlamenterler Birliği Başkanı Nimet Abdullah da, Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'nin kongresin yapılacağını açıklamasından sonra birlik olarak bu konuda hazırlık yaptıklarını ve bu bağlamda her türlü desteği sunmaya hazır olduklarını açıkladı. Heyetin ayrıca ziyaret kapsamında Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'den de randevu talep ettiği ancak şu ana kadar talebe cevap gelmediği kaydedildi.

BDP heyetinin, Barzani ile görüşme gerçekleşmesi halinde Ulusal Kürt Konferansı'na ilişkin takvim belirlenmesini isteyeceği öğrenildi. Geçtiğimiz hafta Suriyeli Kürtlerin konferansında konuşan Mesut Barzani, Kürt Ulusal Konferansı'nın bu yıl yapılacağını açıklamıştı. Barzani konuşmasında herhangi bir tarih vermediği Ulusal Kürt Konferans'ın geçen yıl yapılması öngörülüyordu. Ancak siyasal koşullar gerekçe gösterilerek ertelenmişti.

DTK Eş Başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk ile BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, geçtiğimiz Kasım ayında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Süleymaniye'de görüşmüştü.
CİHAN

ZAMAN

İşadamları Kuzey Irak'tan iş bağlantısı ile döndü


Osmaniye’den Kuzey Irak’a 4 günlük iş gezisi için giden OGİAD üyesi 28 işadamı, önemli iş bağlantıları ile döndü.

İş gezisini değerlendiren Osmaniye Girişimci İşadamları Derneği (OGİAD) Başkanı Mahmut Keten, Kuzey Irak’ta Erbil ve Süleymaniye şehirlerinde iş bağlantıları yapıldığını ve gezinin Osmaniye ekonomisine de katkı sağlayacağını belirtti.

Osmaniyeli iş adamlarının Kuzey Irak ticari potansiyelini mutlaka değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Keten, “İşadamlarımız Erbil’de Sevgi Tourism tarafından ağırlanarak Kuzey Irak Ticareti ve Ekonomisi konusunda bilgilendirme seminer aldı. Daha sonra Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen’i ziyaret eden heyetimize Kuzey Iraktaki ekonomik yapıyla ilgili bilgiler verildi. Ülkede daha sonra ise sırasıyla Süleymaniye Valiliği, belediye başkanlığı ve Süleymaniye Ticaret Odası ziyaret edildi, çeşitli iş görüşmeleri gerçekleştirildi.” dedi.

Kuzey Irak iş gezisinin verimli geçtiğini ifade eden OGİAD Başkanı Keten, heyetteki işadamlarının otomobil, medikal sağlık ve diğer bazı sektörlerde iş bağlantıları gerçekleştirdiğini ifade etti.

Süleymaniye’de bulunan Türk okullarını da ziyaret ettiklerini belirten OGİAD Başkanı Mahmut Keten, Kuzey Irak’taki eğitim ile ilgili bilgiler aldıklarını sözlerine ekledi.

Cihan Haber Ajansı

MYNET

2 Şubat 2012 Perşembe

Dilek Karal - Irak Savaşı Gerçekten Yaşandı mı?


2011’in Aralık ayında, 8 yıl süren Irak işgali son buldu ve son Amerikan taburu da Irak’tan çekildi. Yıllar süren savaşın başladığı yıllardaki destekçileri için dahi ABD’nin neden Irak’a girdiği günümüzde muğlak bir soru. Her ne kadar işgali “demokrasi ihracı” olarak sunsa da pek çokları süreci, Ortadoğu’da iktidar mücadelesi olarak niteledi. Yıllar süren işgal süresince ABD’nin bu savaşı meşrulatırmada kullandığı araçlar ve imajlar, savaşın nedenleri ve ABD’nin Ortadoğu gibi girift bir coğrafyada ne aradığına dair de ipuçları sunuyor. Süreç, Jean Baudrillard’ın 1991 yılında Amerika ve İngiltere’nin Bağdat’a girmesinden hemen önce yayınlanan “Körfez Savaşı Olmayacak” isimli makalesini hatırlatıyor. Savaş beklentisinin açık olduğu ve liderlerin söylemlerinin savaş çığlıklarına dönüştüğü böylesi bir ortamda, günümüzün en önemli filozoflarından Baudrillard savaş olmayacak diyor, modern savaşların insanların algısına yansıtıldığı gibi kahramanlık, hayatta kalma savaşları olmadığına dikkat çekiyordu. Baudrillard’a göre artık savaşlar, iktidara, güce susamış devletlerin hiper gerçeklikle beslenen medya imajları ile sahnelediği oyunlardı. Benzer şekilde, şimdi de “ABD’nin dünyaya sunduğu şekliyle bir Irak Savaşı oldu mu?” diye sormanın zamanı.

ABD’nin Irak’ı işgali, pek çokları tarafından ABD’nin Ortadoğu’da Fransız, Rus ve Çin imtiyazına bir son verme niyeti şeklinde açıklandı. David Harvey gibi entelektüeller, ABD’nin sadece Irak petrolleri konusunda hâkim unsur haline gelmek amacının da ötesinde, küresel kapitalizmin odak noktalarından biri olan Ortadoğu’da iktidarını pekiştirmesinin yeni emperyalizmin bir gereği olduğunu belirtti.[1] Harvey’e göre, yeni emperyalizm küresel politik ekonomide söz sahibi olmanın yanı sıra, ülke içi istikrarın sağlanması için yeni dış tehditler tanımlanmasını ve farklı coğrafyalarda iktidar arayışını da gerektiriyordu. Bütün bu faktörlerin dünya kamuoyuna “makul” bir şekilde yansıtılması hiç şüphesiz önemliydi. Hepimizin malumu olduğu şekilde, bu noktada devreye bizleri bu savaşın ne kadar “meşru” ve “kaçınılmaz” olduğuna ikna eden bir retorik ve medya bombardımanı girdi.

Eski ABD Başkanı George W. Bush’un 2001’de kongrede yaptığı konuşmayla başlayan süreç 2001’de Afganistan, 2003’te Irak’ın işgaliyle devam etti. Daha sonraları Bush doktrini olarak anılacak ve Amerikan dış politikasının temel çerçevesini yansıttığı bu konuşmasında Bush, “ Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle!” diyerek uluslararası kamuoyuna “tarafınızı belirleme zamanı geldi” mesajını verdi. 6 Mart 2003’teki bir basın toplantısında ise Bush, Irak’a savaş açmanın artık kaçınılmaz hale geldiğini dile getirdi.

Douglas Kellner’e göre Bush bu dönemde, “biz-ötekiler”, “iyi-kötü” gibi ikili karşıtlıklar üzerinden dur durak bilmeksizin “Bin Ladin ve El Kaide’ye karşı başlattığı Haçlı Seferi’nin meşruiyetini sağlamaya çalıştı.”[2] Bush “iyi”yi temsil ettiği için, kullandığı söylemin işaret ettiği ikili anlamların da önemi yoktu. Kellner’in ifadesiyle, Irak’a karşı başlatılan savaş “barışı”, işgal “özgürlüğü” ve bir ülkenin yerle bir edilmesi her nasılsa “insani müdahale”yi temsil eder bir duruma taşındı. Bu retorik, News Corporation’ın sahibi Rupert Murdoch’ın dev medya krallığı sayesinde bütün olası araçlar seferber edilerek dünyada milyonlara ulaştı. Ne yazık ki madalyonun diğer yüzü alabildiğine gerçek ve trajikti.


Milyonları hedef alan bu imaj savaşında şüphesiz pek çok propaganda aracı kullanıldı. Hikayeler ters yüz edildi, savaşın çirkin ve ciddiyetsiz yönleri kamuoyundan gizlendi. 2003’te medyaya yansıyan “Er Lynch’i kurtarma” hikayesi, bu tarz spekülatif sunumlar açısından hatırlanmaya değer bir örnek. 19 yaşındaki Er Jessica Lynch, Irak’ta görev yapan bir Amerikan askeriydi. 2003 yılında kamuoyuna Lynch’in ekibinin uğradığı saldırı sonrasında Irak askerleri tarafından yakalandığı ve kendisine işkence edildiği haberleri yansıdı. Esir alınmasından sekiz gün sonra, Amerikan medyası, Lynch’in Amerikan özel timleri tarafından kurtarılışını dört dörtlük bir kahramanlık hikâyesi olarak sundu. Fakat bu resmin bozulması çok sürmedi. Lynch’in kurtarıldığı Saddam Hastanesi’nde olay sonrası yapılan incelemeler ve tanık doktorlarla gerçekleşen görüşmeler, “kurtarma operasyonunun” iç yüzünün hiç de basına yansıyan kadar trajik olmadığını ortaya koydu. İngiliz Guardian Gazetesi’ne konuşan doktorlar, Amerikan askerlerinin önceden hastanede Irak askeri olmadığı konusunda bilgilendirilmiş olmalarına rağmen hastaneye etrafa ateş ederek ve hastaları korkutarak girdiklerini ifade etti. Tanıklar, operasyon sırasında Amerikalıların farklı bir imaj yansıtmak için “adeta bir Rambo filmindeki gibi” kendilerinin üzerine geldiklerini, Lynch dahil olmak üzere pek çok hastanın hayatını tehlikeye attıklarını belirtti.

Bu kahramanlık hikâyesinden bir yıl sonra 28 Nisan 2004’te Ebu Garib Hapishanesi’nde yaşanan işkencenin fotoğrafları dünya kamuoyuna yansıdı. İşgal süresince yaşanan Amerikan mezaliminden sahneleri gözler önüne seren bu fotoğraflar bir taraftan milyonların zihinlerine kazanırken, savaşın meşruiyetini bir kez daha sorgulattı. Aynı yıl 16 Eylül 2004’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Irak Savaşı’nın BM anlaşmasıyla çatışan, tamamen illegal bir savaş olduğunu açıkladı.

Benzer şekilde 2004 yılının Ekim ayında yayınlanan CIA raporu da Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları olup olmadığına dair tartışmaya son noktayı koydu. CNN’e yansıyan rapora göre, “Saddam Hüseyin’in ne işgalin başladığı Mart 2003’te kitle imha silahları vardı, ne de süreç içinde bu silahları geliştirmeye yönelik bir girişimi olmuştu.”

Sonuç olarak, hiper gerçekliğin medya propagandasındaki etkinliği işgal yıllarınca hiç hız kesmedi. Milyonların zihni, ABD’nin “kendi yazıp kendi oynadığı” savaşa dair sahnelerle kirlendi. Bu dönemden Irak halkına miras kalanlar ise bütün gerçekliğiyle karşımızda duruyor: Yüz binlerce kişinin ölümü, milyonlarca yerinden edilmiş insan ve kapıda bekleyen iç savaş. Bugün Irak’taki durum, savaşın, ABD’nin iktidar ve küresel kapitalizmi besleme ihtiyacını saklayan bir maske olarak bizlere sunulduğunun canlı bir kanıtı. Bu resim bize adeta “Gerçeğin çölüne hoş geldiniz”[3] diye sesleniyor. Şimdi söyler misiniz Irak Savaşı gerçekten yaşandı mı?

[1]David Harvey, The New Imperialism, Oxford: Oxford University Press, 2003, s.19.
[2]Douglas Kellner, Media Propaganda and Spectacle in the War on Iraq: a Critique of U.S. Broadcasting Networks, Cultural Studies Journal , 4:329, 2004, ss.329-338.
[3] Jean Baudrillard, Selected Writings, New York: Standford University Press, s. 170.

USAK

Prof. Dr. Mahir Nakip Açıklaması


Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kerkük Türkmen Vakfı Sözcüsü Prof.Dr."Arap ülkelerinde insanlar artık derin gelir ayrımı nedeniyle patlamakta ve demokratik gelir dağılımı istemektedir" dedi.

Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kerkük Türkmen Vakfı Sözcüsü Prof. Dr. Mahir Nakip,

"Arap ülkelerinde insanlar artık derin gelir ayrımı nedeniyle patlamakta ve demokratik gelir dağılımı istemektedir" dedi.

Nakip, Talas Belediyesi Yaman Dede Kültür ve Sanat Evi'ndeki söyleşide, Ortadoğu'nun petrol kaynakları nedeniyle önemli bir merkez olduğunu belirtti.

20. yüzyılda Arap ülkelerinin krallık ya da diktatörlükle yönetildiklerini ifade eden Nakip, "Bir ülkenin lideri ya kendi kaderiyle ölünce tahttan iniyor, ya da askeri ihtilalle gidiyordu. Hiçbir ülke demokratik bir düzenle yönetilmiyordu. Ortadoğu-daki tahtını kaybeden liderlerin yaptıklarını bakın; fakiri daha fakir, zengini daha zengin yaptı, bu da ister istemez halkı isyan ettirmiştir. Arap ülkelerinde insanlar artık derin gelir ayrımı nedeniyle patlamakta ve demokratik gelir dağılımını istemektedir" diye konuştu.

Talas Belediye Başkanı Rifat Yıldırım ise, vatandaşların şehrin önemli kişilerinin birikimlerinden yararlanması ve güncel konular hakkında bilgi sahibi olması için Yaman Dede Kültür ve Sanat Evi-nde 'Ayın Konuğu' uygulamasını başlattıklarını belirtti.

İlk konuk olarak da Prof. Dr. Mahir Nakip-i davet ettiklerini dile getiren Yıldırım, "Amacımız konakta bir sohbet ortamı oluşturarak alanında uzman kişilerden şehrin istifade etmesini sağlamak" dedi.

HABERLER

Barzani ile PKK arasında ilginç atışma!


MESUT Barzani’nin başkanı bulunduğu Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, Erbil’de düzenlenen ’Suriye Kürtleri Diasporası Hewler Kongresi’ne davet edilmediklerini açıklayan PKK’nın Suriye’deki partisi olarak bilinen Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) eleştirdi. MHP Genel Bahçeli Devlet Bahçeli’nin adı da kullanılarak yapılan açıklamada, "PYD’nin açıklaması ve mesajları bize Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını hatırlatıyor ve Kürt karşıtlığıyla beslenen aynı üslup aynı yaklaşım ile aynı zihniyeti kullanılıyor" denildi.

Kuzey Irak’ta Erbil kentinde düzenlenen ve iki gün süren, ’Suriye Kürtleri Diasporası Hewler Kongresi’ne dünyanın 25 ülkesinden Kürtler ve temsilcileri katılırken, PKK’nın Suriye’de siyasi partisi olduğu belirtilen PYD, kongreye davet edilmediğini açıklayınca, Mesut Barzani’nin başkanı olduğu Bölgesel Kürt yönetiminden çok sert bir tepki aldı. Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanlığı sözcülüğünden yapılan yazılı açıklamada PYD’nin de kongreye davet edildiği, ancak onların son anda kongreden çekildiği belirtildi. Açıklamada şöyle denildi:

"PYD’nin yapmış olduğu, ’davet edilmedik’ açıklaması gerçeği yansıtmaktan uzaktır. PYD bahaneler üreterek, Suriye Kürdistanı’nın içinden geçtiği bu hassas dönemde, gerçekten uzak, hiçbir esası olmayan dayanaklar üreterek Kürt halkının arasında Hewler (Erbil) kongresinin birliği sağlayıcı değil, tam tersine parçalayıcı bir etki yaptığını yaymak istemektedir."

BAHÇELİ BENZETMESİ

Bölgesel Kürt yönetimi başkanlığından yapılan yazılı açıklamanın son kısmında ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin adı da geçirilirek, "Son olarak bir şeyi belirtmek istiyoruz, PYD’nin açıklaması ve mesajları bize Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını hatırlatıyor ve Kürt karşıtlığıyla beslenen aynı üslup, aynı yaklaşım ile aynı zihniyet kullanılıyor" görüşü savunuldu.

VATAN

1 Şubat 2012 Çarşamba

Irak’ta geçen ay 99 sivil öldürüldü


Kerkük, Musul gibi kentlerde bombalı saldırıların arttığı Irak'ta geçen ay düzenlenen saldırılarda 99'u sivil 151 kişi öldü.

AFP'nin haberine göre İçişleri, Sağlık ve Savunma bakanlıkları, geçen ay düzenlenen saldırılarda 99 sivil, 31 polis ve 21 askerin öldüğünü duyurdu.

Saldırılarda 85'i asker, 85'i polis ve 151'i sivil 321 kişinin yaralandığı açıklandı.

Geçen ay 41 militanın öldürüldüğü belirtilirken, 214'ünün de yakalandığı bildirildi. Aralık ayında düzenlenen saldırılarda 155 kişi ölmüştü.

ANF NEWS AGENCY

26 Ocak 2012 Perşembe

Gaziantep'te Erbil seferleri başlayacak


Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan, Çağlayan'ın müjdesini verdiği Erbil'e başlayacak uçak seferlerinin, ticari ilişkileri olumlu yönde etkileyeceğini söyledi.

Aslan yaptığı açıklamada, Bakan Çağlayan'ın açıklamaları dolayısıyla uçak seferlerine ilişkin çalışmalarda son aşamalara gelindiğini gördüklerini belirtti.

Seferlerin en kısa zamanda başlamasını umduklarını, seferlerin sadece Gaziantep değil tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesi için önemli olduğunu ifade eden Aslan, şöyle konuştu:

''Seferlerin ticari ilişkilerin artışında önemli bir faktör olacağını düşünüyoruz. Ulaşımın ticaretin gelişmesi açısından önemli bir faktör. Uçak seferleriyle çok daha süratli bir ulaşım sağlanacak ve bölgedeki iş adamları çok daha kolay bir şekilde bir araya gelecek. Seferler ticari ilişkileri olumlu yönde etkileyecektir.''

Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Adil Konukoğlu ise Gaziantep ile Erbil arasında uçak seferleri başlatılmasının bölge için çok önemli bir konu olduğunu belirtti.

Gaziantep'in ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını Irak'a gerçekleştirdiğini ifade eden Konukoğlu, ''Uçak seferlerinin başlaması iş adamlarımızın ve sanayicilerimizin bölgeye gidip gelmesine hız kazandıracak.

Dolayısıyla Gaziantep'in ve bölgenin ekonomisine büyük katkıda bulunacak ve ihracatımızın artacağını düşünüyoruz'' diye konuştu.

Konukoğlu, Erbil'e uçak seferlerinin başlatılmasına yönelik çalışmalarından dolayı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve yetkililere teşekkür etti.

''Uçak seferi müjdesi''

Bakan Çağlayan, Libya dönüşü uçakta yaptığı açıklamada, uçak seferlerinin başlatılmasına yönelik olarak Irak Ulaştırma Bakanı ile görüştüğünü ve talebin memnuniyetle karşılandığını ifade ederek, ''Bununla ilgili bir yazı yazacağım.

Bu yazıda da haftanın 4 günü Gaziantep'ten Erbil'e, haftanın 3 günü de Şanlıurfa'dan Erbil'e Türk Havayolları seferlerini başlatacağız. Bilhassa Gaziantep, Irak'a ihracat konusunda son derece önemli'' ifadelerini kullanmıştı.

AA

AKŞAM

25 Ocak 2012 Çarşamba

Neçirvan Barzani: Bana hükümet için resmi olarak görev verilmedi


Bölgesel yönetimin eski başkanı Neçirvan Barzani, Kürdistan Bölge Başkanı’nın şu ana kadar resmi olarak hükümeti kurmak üzere görevlendirmediğini söyledi.

Neçirvan Barzani, Süleymaniye’deki temasları sırasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Goran Hareketi Lideri Noşirwan Mustafa ile yapmış olduğu görüşmede, Kürdistan Bölgesi ile Irak’ın içinde bulunduğu siyasi durumu ele aldıklarını belirten Barzani, ‘’Dostane kardeşçe bir görüşme oldu, ve bu tarz görüşmelerin devam etmesini temenni ediyorum’’ dedi.

Goran hareketinin yeni kurulacak olan hükümete katılıp katılmayacağı sorusu üzerine Barzani, “Ben bu amaçla buraya gelmedim. Çünkü şu ana kadar Kürdistan Bölgesi Başkanı bana resmi olarak hükümeti kurma görevi vermiş değil” dedi.

Barzani, resmi olarak hükümeti kurmakla görevlendirildiğinde tekrar Noşirwan Mustafa’yı ziyaret edeceğini ifade etti.

YNK Genel Sekteri Yardımcısı’nın Kürdistan Bölge Başkanı Yardımcısı olmasına PDK’nin yaklaşımı konusunda ise Barzani, “ Parti olarak sayın Kosret Resul’un Kürdistan Bölge Başkanı Yardımcısı olması önünde biz bir mani görmüyoruz” diyerek PDK’nin Resul’ün Kürdistan Bölge Başkanı Yardımcısı olmasına razı olmadığı yönünde çıkan haberleri yalanlamış oldu.

Muhalefetin reform programı konusunda açıklamada bulunan Neçirvan Barzani, “Bizim reform yapma konusunda bir sorunumuz yok. Muhalefetin hazırladığı reform programı üzerinde gerekli görüşme ve tartışmaları yürütür ve ülkemiz için gereken reformları hiç kuşkusuz el ele birlikte hazırlarız” dedi.

Bölge Başkanlığı Yardımcılığı ile ilgili olarak PDK Politbüro Sekteri Fazıl Mirani ise yapmış olduğu açıklamada, Kosret Resul’ün Bölge Başkanı Yardımcısı olmasının kendi partilerinde bir rahatsızlık veya uygun görmeme durumu olmadığını belirtmişti. Mirani, “Resul seçilirse, biz destekleriz, yok eğer YNK başka bir isim önerirse bizim açımızdan hiç bir sorun yok. Bu kendilerinin kararıdır” diyerek, konuya açıklık getirmişti.

ANF NEWS AGENCY