19-20 Ekim 2011 gecesi Çukurca’da PKK terör örgütünün 8 ayrı koldan yaptığı saldırı üzerine, resmi kaynakların verdiği bilgiye 24 şehit, 18 yaralı var. Gerek şehit sayısı, gerekse şehadetin nasıl olduğu yönünde çeşitli söylentiler var. Bunlar nasıl olsa zaman içerisinde aydınlanacaktır. Bu yazıda PKK terör örgütünün giderek artan terör faaliyetleri karşısında güvenlik kuvvetlerinin önlem almakta gecikmelerinin ve 20 Ekim itibariyle Irak kuzeyine yapılan kara harekâtı üzerinde durulmuştur.
İstihbarat Temininde Bir Zafiyet mi Var?
Çukurca’da adeta tugayın tamamına yapılan bu terör saldırısı, sanki askeri harekâttan anlayan bir “Profesyonel asker” tarafından planlanmış gibidir. Yani işin içinde bir “Kurmay” eli var! Zira aynı anda 8 ayrı yere baskın tarzında bir saldırı ve birinin diğerine yetişememesi için alınan önlemler. Keza, seçilen gün de insansız hava araçlarının işe yaramayacağı hava koşullarının var olduğu tarihte seçilmiş.
Tüm bunlar, tugayın uğradığı baskını “mazur” göstermek için değildir. Tugayın burada bir istihbarat ve kendi içinde bir güven sıkıntısı içerisinde olduğunu göstermektedir. 8 koldan saldıracak PKK teröristlerinin bölgeye intikalinin Çukurca ve civarındaki yerleşik insanlar tarafından görülmemesi, anlaşılmaması mümkün değildir. Yani Çukurca sakinleri bu hain saldırıyı biliyordu!
O zaman vatandaşın bildiğini devlet neden bilmemektedir? Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Jandarma Genel komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’nın istihbarat birimleri vardır. Bunlardan TSK’ninki muharebeye yöneliktir. Yani yurt içindeki teröre karşı değil, yurt dışındaki düşman ya da düşman olma potansiyeli taşıyan ülkeler ile bir savaş sırasında karşı cephedeki düşman hakkında istihbarat toplama üzerine kuruludur.
TSK dışındakilerin ise yurt içi ağırlıklı istihbarat toplama kaynakları vardır. Çukurca gibi yerlerde kent merkezinde İl Emniyet müdürlüğünün ve MİT’in, şehir dışında (kırsalda) ise İl Jandarma Komutanlığı ile MİT’in istihbarat çalışmaları mevcuttur. Hele de terörün yoğun olduğu bu tip bölgelerde MİT, sahip olduğu uzman, kaynak ve teknik sistemleri ile adeta başroldedir. Ama görüldüğü kadarıyla MİT, Emniyet ve Jandarma gibi Çukurca’da “çukurda” boğulmuştur!
Maksadımız bu güzide kuruluşlarımızı kuru kuru yermek değil, bu noktalarda zafiyet olduğunu onların da bildiği gibi, kendileri ile paylaşmaktır. Bugün Çukurca’da olan, yarın Dağlıca’da, ya da Yüksekova’da, Hakkâri’de, Şırnak’ta da olabilir… Zafiyetin bilinerek önlem alınmasında yarar vardır! Türkiye 1990’lı yıllarda terörle mücadele ederken ve PKK’yı dağda yendiği, tasfiye sürecini başlattığı zamanda belki de en iyi işleyen sistem “İstihbarat” idi. Bugün aynı şeyi söyleyebilmek mümkün değildir. Dışarıdan görüldüğü kadarıyla, istihbarat temini yanında, paylaşımı konusunda da bazı eksiklikler vardır. Üstelik bu maksatla bir başbakan yardımcılığı bile ihdas edilmiş olmasına rağmen…
Irak Kuzeyine kara Harekâtının Anlamı
Çukurca saldırısının ardından savaş uçakları hemen havalandılar ve PKK’nın Irak kuzeyindeki “kamplarını” bombaladılar. Kamuoyu da böylece “rahatladı!” diye mi düşünüldü? Artık herkes biliyor ki, böylesi bir terör saldırısı ardından PKK kamplarına mutlaka hava harekâtı düzenlenir. Pilotlarımız bölgeye “beyhude” yere bomba yağdırarak tecrübe kazanıyor görünse de, yenilerini almak için savunma bütçesine yeni takviyeler gerektirir. Yeni pilotlar için ise iyi bir eğitim denilebilir…
Kamuoyunun bildiği bu senaryoyu, yıllardır terör içinde yoğrulan PKK’nın bilemeyeceğini düşünmek ise safdilliktir. Yani, Çukurca’daki gibi büyük bir saldırıyı gerçekleştiren PKK, Irak kuzeyindeki kamp ve barınaklarında “cezalandırmak” istediği kişilerin dışında hiçbir elemanını tutmaz. Bunlar çoktan ya Türkiye’deki yerleşim yerlerinde “Gündüz külahlı, gece silahlı” eleman haline gelmiştir, ya da birkaç günlüğüne Irak Kuzey Yönetimi içerisindeki Peşmerge akrabaları arasına katılıp, birkaç gün “izin” yapmaya başlamış demektir.
İşte bu koşullara altında iken, hava harekâtını takiben Çukurca’ya saldıran PKK teröristleri “sıcak takip” altında Irak sınırları aşılarak kara harekâtına dönüştürüldü. 10.000 kişilik bir kuvvetin bu harekâta katıldığı söylendi. Aslında Şubat 2008 sonlarında, hem de -25 santigrat derecede Irak kuzeyine “sınırlı çapta” bir kara harekatı yapmıştık. Müttefikimiz ABD “Çıkın!” dediği için de çıkmıştık! O zaman ve müthiş kış koşullarında da harekâta 10.000 kişilik bir kuvvet katılmıştı. Yani bu harekâta katılan 10 bin kişilik kuvvet gözlerde fazla büyütülmesin. Bunların da yapabileceği sınırlı bir harekâttır. Muhtemelen sınıra yakın yerlerdeki kamplara uçar birliklerle indirme yapılarak, Türkiye’ye yakın bu kampların sık sık kullanılmasını önleyecek, bunları kullanılmaz hale getirecek önlemler alınacaktır. Tabii ki fırsattan istifadeyle görülen terör elemanları da etkisizleştirilmeye çalışılacaktır…
Bu ifadeden, son kara harekâtının pek de işe yaramayacağı anlamı çıkartılmamalıdır. Aksine, en azından artık hükümetin Irak’ın kuzeyine kara harekâtı yapma konusunda ABD engelini aşabildiği anlaşılmıştır. Zira ABD, 11 Eylül 2011’de Amerika’ya yapılan el-Kaide teröründen sonra bir okyanus (Atlas), bir kıta (Avrupa) ve dünyanın en büyük kıtası Asya’nın yarısını aşıp Afganistan’a girdi. Türkiye ise sınırının ötesine geçemeyen bir “zavallılık” içerisindeydi. Dışişleri Bakanlığı uzun bir aradan sonra 1926 tarihli Ankara Anlaşması’nın gereklerini hatırlayıp, “müttefik” ABD’yi ikna etme “başarısını” gösterdi! Tebrikler. Ama keşke ABD’nin Irak’ta işgal gücü oluşunun resmen sona erdirildiği 1 Ocak 2009’dan beri bu kadar zaman beklenmeseydi…
Irak kuzeyine kara harekâtının yapılması, bu bölgede PKK’ya verilen destekleri de azaltıcı bir rol oynayabilir. Zira Türkiye, nihayet “Büyük devlet” olduğunu hatırladı, Türklerle oyun olmaz diye düşünenler çıkacaktır. Ya da bizler “Nihayet terörle mücadeleye bir yerden başlandı! Artık kararlılık var! Diyebilmek istiyoruz. Dileriz, bu son hareket terörle mücadeledeki kararlılığın başlangıcıdır. Dileriz iktidarda 9 yılını dolduran hükümet doğruları görmüş, eğir ile doğruyu ayırt edebilir hale gelmiş, en ilginci de “Terör” tanımını öğrenmiştir! Eğer bunlar gerçekleşmişse, PKK kendisine kaçacak delik arasın!
Terörle Mücadele Esaslarının Özeti
Bundan sonra da “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek kalmaksızın!” terörle mücadeledeki bilinen yöntemlere başvurmalıdır. Neler mi? Özetle şöyle:
1. Teröre eleman yetiştiren, teröre zemin hazırlayan bölgenin rehabilite (ıslah) edilmesi. Aşiret-oligarşik yapı içerisindeki bölgenin uzun dönemde sosyo-kültürel, ekonomik, sağlık ve eğitimle ıslahı gereklidir.
2. Bu işlem devam ederken, PKK terör örgütünün “Alan hakimiyeti” kurduğunu ilan ettiği ve seçimlere bile silahların gölgesinde gidilen bölgedeki halk,silahlı teröristin baskısından kurtarılmalıdır.
3. Teröristlerin yurtiçi ve yurtdışı finans kaynakları kurutulmalıdır.
Teröristlerin silah temin ettikleri ülkeler tüm dünyaya deşifre edilmeli ve bu temin işlemi kesilmelidir.
4. Teröristlerin barındığı ülkelerdeki üsleri kesinlikle kullanılmamalıdır.
5. Teröre verilen iç ve dış “Siyasi” destekler mutlaka ve mutlaka kesilmelidir.
6. Basının teröre bilerek ya da bilinçli olarak verdiği destek kesilmelidir.
7. Terörle silahlı mücadelede bu alanda uzmanlaşmış profesyonel birimler kullanılmalıdır.
8. Devlet tüm birimleri ve kurumlarıyla terörle mücadeleye inanmalı, milleti de yanına alarak mücadele etme başarısı göstermelidir.
9. Üniversiteler konuya duyarlı yaklaşmalıdır: Türkiye’de her yıl sayısız şehit ve insan kaybı yanında, kalkınmada kullanılabilecek kaynakların heba olmasına sebebiyet veren “Terörizm ve Terörizmle Mücadele” konusuna üniversitelerimizin çoğunun duyarsız kalmasını anlayabilmek mümkün değildir.
“Siyaset Bilimi” ve “Uluslararası İlişkiler” bölümlerinde “Terörizm ve Terörizmle Mücadele” dersleri konulmalıdır. Ancak, bu derslerde halen bu dersleri “seçmeli” koyanların yaptığı gibi, 30 yıldır terörle mücadele eden Türkiye’yi bilmeyen, bu maksatla da PKK’dan hiç bahsedilmeksizin ve hiçbir Türk bilim adamı-akademisyenin kaynaklarını kullanmayan tecrübesizlere de ders verdirme aymazlığında bulunulmamalıdır…
Terörle mücadele kısa vadeli değildir. Mücadele için yeniden defterler-kitaplar karıştırılmalı, sözde “entelektüel” ve “hümanist” gazete köşe yazarlarının tek taraftan baktıkları çözüm önerilerine değil, gerçek çözüm önerilerine ve olaylara bakılmalıdır. IRA, ETA gibi terör örgütlerinin tasfiyesi bir örnek olarak incelenebilir. Hatta 1990’lı yıllardaki Türkiye’nin terörle mücadelesi de…
Üstelik bu konularda oldukça çok Türkçe kaynak da var. TÜRKSAM bu kurumlardan biridir. Polis Akademisi ve Terörle Mücadele Mükemmeliyet merkezi de gene terörle mücadele konusunda devlete yararlı yayınlar yapmaktadır…
Sonuç
Çukurca’da verdiğimiz şehitlerin ardından nihayet Irak kuzeyine kara harekâtı yapıldı. Bu harekâtın sınırlı çapta olacağı açıktır. Hatta fiziki hedefleri imha edeceği için PKK’ya eleman bağlamında fazla kayıp da vermesi beklenmemektedir. Buna karşılık “ABD var iken Türkiye Irak’a giremez, bize de bir şey yapamaz!” diye düşünenler bundan sonra rahat uyuyamazlar. Yeter ki kara harekâtının devamının ayrılabileceği yönünde kararlılık gösterilsin. Yeter ki terörle mücadelede 9 yıllık aymazlık ve hayalperestlikle geçiştirilen gecikmişlik bulunsa da, nihayet kararlılık gerçekleşmiş olsun!
Bu kararlılığın ardından yapılacak ilk iş, tüm diğer terör faaliyetlerinde görüldüğü ve Çukurca’da ise ayyuka çıktığı gibi, istihbarat konusundaki zafiyetin giderilmesidir. Bunun için de Amerika’yı yeniden keşfetmeye, bu maksatla merkezi Anakara’da bulunan yeni bir Başbakan yardımcılığı ihdas etmeye gerek yoktur. Konuyla ilgili olarak 1990’lı yıllarda neler yapılmış, bir incelensin yeterlidir. MİT, Emniyet ve Jandarma istihbarat zafiyetini, aldıkları bilgileri birbirinden saklayarak değil, birbiriyle paylaşarak daha iyi değerlendirebilir. Yoksa Çukurca ve Güroymak’taki gibi şehitler verip, tüm ülkede travma yaratılmasına sebebiyet vermeye devam edeceğimiz gibi, istihbarat birimlerimiz de “çukur” içinde kalmaya devam ederler…
Geç kalınmış olsa dahi, işin bir ucundan başlanmalı, terörle mücadeleyi topyekün bir mücadele gibi görmeli, üniversitelerimizde “Terörizmle Mücadele” konusu ders olarak işlenmelidir.
(Kaynak: TÜRKSAM, 21.Ekim.2011)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder